Tebessüm / Mehmet Karadayı


Bir bayram sabahı idi. Erkenden uyanmış sabah namazının edasından sonra bayram namazı için hazırlığa başlamıştı. Âdeti üzere tıraş oldu. Dişlerini fırçaladı. Akşamdan ütülediği elbiselerini giydi. Saate baktı. Daha uzun bir zaman vardı bayram namazı için. Balkona çıktı. Serin bir rüzgâr tıraşlı yüzünü okşadı. Tatlı bir serinlik kucakladı. Tazeliği içine çekti. Önlerindeki parkın ağaçlarında kuşlar hep bir ağızdan cıvıldaşıyor ve dinleyenleri bayram gününün sevincine ortak olmaya çağırıyorlardı. Gözlerini ufukta yeşil bir set gibi uzayan dağlara çevirdi. Yeşilin her tonunun görüldüğü bu dağlar uçsuz bucaksız ormanları ile şu an ciğerlerine çektiği bol oksijenin ve tazeliğin kaynağıydılar. Birden havalanan kuşların kanat sesleri gözlerini o tarafa çevirmesine sebep oldu. Kızıl Şehir diye anılan Bogota’nın kırmızı tuğlalardan inşa edilen evleri etrafını çepeçevre saran ağaçları ile dağlarla uyum halinde önünde uzayıp gidiyordu. Bu şehirde evlerin kırmızı tuğla ile inşa edilmesi geleneği şehrin en çok hoşlandığı tarafıydı. Yeşille kızılın harman olduğu bu görüntüyü çok insani ve çok tabii buluyor ve bu mükemmel uyumun şehri çok sevimli ve yaşanabilir yaptığını düşünüyordu. Bir müddet bu güzelliği seyre daldı. Başını tekrar dağlara doğru kaldırdığında zamanın bu kadar hızlı akıp gitmesine şaşırmıştı. Güneşin ışıkları dağların arkasını hafif bir pembeliğe boyamaya başlamıştı. Bayram namazına yetişmek için acele etmesi gerekiyordu.

Mescide o kadar kolaylıkla gelmişti ki trafik sıkışıklığı ile meşhur şehrin kendisine bayram hediyesi verdiğini düşündü. Bütün trafik lambaları o yaklaştığında sözleşmiş gibi yeşile dönmüş ve neredeyse hiç frene dokunmamıştı. Mescidin önündeki parka girdi. İki ağaç arasındaki boşluğa arabayı park etti. Bu sıcak günlerde arabanın gölgede olması büyük nimetti. Hızla merdivenlere atılıp beşinci kattaki mescide ulaştı. Cemaat sayısına oranla büyüktü mescit. Aynı anda beş yüz kişi namaz kılabiliyordu. Duvarları kahverengi halı ile kaplanmıştı. Yerde aynı renk ama saflarının kurulacağı yeri belli eden halı döşeliydi. Pencerelerde kahverengi perdeler vardı. Her hafta düzeltilmesine rağmen perdelerin bir kısmı mutlaka kornişten çıkmış vaziyette olurdu. Eski bir alışveriş merkezinden çevrildiği için olacak çok büyük olan pencerelerindeki camları temiz görmek pek mümkün değildi. Erkeklerin arka kısmında ahşap bir perde ile bayanlara ait kısım yer alırdı. Ayrı bir giriş olmadığı için bayanlar erkeklerin içinden geçerek giderlerdi yerlerine. Mescidin girişinde yer alan ayakkabılıkta kadın erkek herkesin ayakkabısı karışık dururdu. Ayakkabılarını çıkaran cemaatin çoraplarıyla yere basması, ayakkabılarını koyduktan sonra o çoraplarla mescide girmesi garibine giderdi.

Kıble için hafif sağa dönmek gerekiyordu. Sonradan eklenen mihrap ve mihraba yapışık şekilde duran hem minber hem de kürsü olarak kullanılan küçük balkon biraz eğreti dursa da çok fazla gözü rahatsız ettiği söylenemezdi. Balkonun altında iki niş vardı. Balkona dört basamaklı bir merdivenle çıkılıyordu. Cuma günleri imam burada hazır halde bekleyen sandalyeye oturur bir müddet dua ettikten sonra kısa bir vaaz verirdi. Vaaz İspanyolca olurdu. Hutbe Arapça olarak okunur ve en az yarım saat sürerdi. Hutbe bitmeden Arapça anlatılanlar özet halinde İspanyolca anlatılırdı. İmamın haftada bir defa bulduğu cemaate bir haftada biriktirdiklerini anlatma gayreti hutbeyi uzatırdı zannederim. Hutbe uzundu ama sıkıcı değildi. Hem imamın hitabet kabiliyeti yüksekti hem de anlattığı konular merakı mucipti. Velhasıl sevilen bir kişiydi imam efendi ve bunu fazlasıyla hak ediyordu. Farz namaz eda edildikten sonra herkes sağındaki ve solundakiyle musafaha eder ve namazının kabul olması dileklerini iletirdi.

O bayram sabahı herkes mescitte yerini aldı. Gelebilen cemaat yaklaşık üç yüz kişiydi. Kızıl Şehir için iyi bir rakamdı bu. Namaz kılındıktan sonra hutbe okundu. İmamın tekbirlerle minber niyetine kullanılan balkondan inmesi ile bayramlaşma başladı. İmam ve diğer ileri gelenler mihrabın önünde durmuşlardı. Cemaat sıraya geçti ve teker teker bayramlaşma oldu. Bayram heyecanı yaşanıyordu. Gözlerindeki sevinç yaşları bu heyecanın tezahürüydü. Çocuklar bayram neşesini artıyorlardı. Nihayet sıra kendisine geldi. “İyd Mubarak hermano! Bayramın mübarek olsun kardeşim!” sözleri ile kucaklaştılar. Bir, iki, üç defa sarıldılar. Sonra karşısına gelen herkesle sarılarak veya musafaha ederek bayramlaşmaya devam etti. Gözlerinin içi gülüyordu adeta. ‘Hamd’inin haddi hesabı yoktu. Bu mescitte gurbet kaybolmuştu. Vatanında gibiydi. Kardeşlik ne güzel bir şeydi öyle.

Filistinli Hasan Abi ile göz göze geldiler. “Gel!” diye işaret etti Hasan Abi. Her yıl getirdiği ikramları yine hazırlamış, büyük bir sevinç içinde cemaate takdim ediyordu. Kendi elleriyle doldurduğu bir tabağı uzattı. Tatlı sevmediğini biliyordu. Tuzlu olanlardan koymuştu tabağına. Ah bu nezaket! Ah bu incelik! Tabaktakileri afiyetle yemeye başlamıştı ki imam efendinin yanına geldiğini gördü. Tabağı bir masanın kenarına bıraktı ve beklemeye başladı. Yanına gelen imam kollarını açarak sarıldı. Bir, iki, üç defa. Sonra geriye çekildi. Yüzüne baktı. Geldi bir daha sarıldı. Bir, iki, üç defa. Sonra tekrar geriye çekildi. Sonra bir daha sarıldı. Bu sefer sıkı sıkı sarıldı. Bırakmayacak gibi sarıldı. Şaşırmıştı ve ne diyeceğini bilemiyordu. Etraftan meraklı gözlerin üzerlerine çevrildiğini gördü. Kendisine sarılıp bırakmayan imamın kulağına eğilip muzip bir eda ile “Şimdi kıskanacaklar.” dedi. İmam kollarını gevşetti. Geriye çekildi. Sonra herkesin duyacağı bir sesle şöyle dedi. “Sendeki bu tebessüm buradaki her Müslümanda olsa etrafımızda Hristiyan kalmazdı.” dedi. “Estağfurullah.” dedi. Mahcup olmuştu. Başını önüne eğdi. İmam yüzünde geniş bir tebessümle uzaklaştı. Etraftan takdir seslerinin geldiğini duydu. Başını hafifçe kaldırdığında onlarca yüzün kendisine tebessümle baktığını gördü. Tekrar başını önüne eğdi. Masaya bıraktığı tabağını aldı ve kendisine tebessümle bakan kardeşlerine ikram etmeye başladı. Yüzünde, hiç eksiltmediği tebessüm bir heykel gibi donup kalmıştı.



Kategoriler:Hatıra, Hikaye, Mehmet Karadayı, Yazarlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: