Unutulmaz Bir Hatırlatma / Osman Nuri Hoşdoğdu


Kaldırımın kenarındaki titrek yüreği gördün ilkin küçük kız. Uçmaya çalışan ancak takati olmayan minik yavrucuk nasıl da pır pır atıyor. “Ay, yazık. Kıyamam sana!”
Onu durduran ve manzaraya dahil ettiren o his, küçük kızın kalbiyle serçenin kalbi arasında görünmeyen bir bağ kurdu. Sorumluluk mesuliyeti Serenay’ın avucundan yol bulup ayak düşürdü köşedeki veterinere. Dükkanı bir türlü kapatamadığının sebebini düşünmeden işe koyuldu yaşlı kadın. “ Korkma kızım, yarası derin değil! Muhtemelen bir sapandan çıkan taş, azıcık hırpalamış. Zaten ne canı var ki şunun.”

Küçük kızın uzattığı paraya baktı gülümseyen gözlerle. “Ona biraz buğday al, olur mu? Birazcık da ilgi ve zaman.” Peşinden bir de uyarı geldi. “Üç güne toparlar. Ancak sokakta kalması tehlikeli olur, her an bir kediye kurban gidebilir.”

İlkindi lahutiliği düşerken şehrin semalarına diğer köşedeki amcadan buğday alan Serenay, umut ve sevinç karışımıyla 3. kattaki evlerine yol düşürdü. Yıllardır balkonda bekleyen ve bir türlü kıyıp da atamadıkları kafes karşıladı onu. Nedendir içi paslanmış, telleri nasır tutmuştu. Yavru kafese, Serenay huzura, ev mahalleye emanetken dakikalar saat, saatler günleri kovaladı.

Küçük kız, Kadife’sine uçma pratiği yaptırırken hafif esen rüzgarın havalandırdığı pencere aralanıverdi. Vazifesini yapmanın sevinciyle aralanan pencere, bir alt kata uğurladı birkaç günlük misafiri. Aynı rüzgarın biraz daha sert eserek açtığı penceredeki asık suratlı göz karşıladı biraz daha şaşkınlıkla.

75 senedir taşıdığı Şükran ismiyle uyuşmayan çatık kaşlı teyzenin kapısı çalındı tereddütlü aralıklarla. Koskoca apartmanda fatura yazıcılardan başkasına açılmayan kapı bir duvar gibi dikilmişti karşısına. Yine bağıracak mıydı yoksa! Ne istediğini soracak ve rahat bırakılmasını mı isteyecekti? Bir kez daha uzanan minik el yarıda kesti macerasını. Kapının ardındaki kendisini buyur eden naif sesi, geçen zemheride grip salgınında kaybettiği babaannesine benzetti nedense. Ne kadar içten ve ılıktı “Merhaba” sesi. Küçük kız, tam ağzını açıp da “Serçem…!” diyecekti ki Kadife’sini yılların buruşturduğu elde gördü. “Gel kızım, seni bekleyen biri var zannedersem.”

İçine bir asrın sığdığı o tadımlık birkaç dakikada Serenay, serçenin öyküsüne bir soru ekleyiverdi çekinerek. Apartmandaki herkes, Şükran teyzelerinden neden çekiniyordu? Mutfaktan getirdiği bir bardak limonatayla meyveli keki minik misafirinin önüne uzatan Şükran teyzedeydi kelimeler şimdi.

“ Sen de yaşlanacaksın bir gün. Yaşlanınca insan yalnızlaşıyor. Rahmetli ananem bana son günlerinde ‘ihtiyarın yüzü ekşi olur, kimse gelmez ziyaretine’ derdi. Ne kadar da haklıymış. İhtiyarlayınca tahammül de azalıyor. Gürültüye hele etrafın dağılmasına kızıyorum diye herkes kaçıyor benden. Ama senin gibi beni ziyaret etseler, halimi hatırımı sorsalardı onlara karşı hoşgörüm gelişirdi.”

O anda, işte tam da o anda bir fikir geldi Serenay’ın aklına. Kendisini uğurlayan ve
babaannesi yerine koyduğu bu huysuz kadının kapısını daha sık yoklayacaktı. Üst kata doğru çıkarken binaya yeni taşınan yaşlıca beyin elindeki kafese takıldı gözü. “Onun ismi de mi Kadife?”

Hayır, dedi emekli Din Kültürü öğretmeni. “Bu bir muhabbet kuşu ve adı da Mihriban”
Mihriban demek. “Diğer arkadaşını da görmek ister misin küçük kız?”

Uçarak girdi Serenay davete icabın en sert kayaları erittiği sıcaklığıyla. Dantel ören Neriman Hanım uzattı elini ve tanış ettiler. Sonra geldi Mihriban’ın hikayesi. Osman amca unutamamıştı bir trafik kazasıyla arasına giren yavuklusunu. Sarı değildi saçları ama dalgalıydı. Köydeki delikanlılardan sadece ona bir tutam emanet edilmişti şimdi kafeste duran kumral lüleler. Sıcak çayın buğusundaki bisküvi eşliğinde Serenay, yaklaşmakta olan Din Kültürü sınavından bahsetti. Neriman Hanım, eşine küçük komşularına yardım etmesini önerdi. Olur, dedi Osman amca.” Anne babandan izin alırsan ben de sana birkaç saat ders veririm.”

Serenay, eve girdiğinde akşamın yeli dalgalandırıyordu Kadife perdeyi. Neşeyle yenen yemekten komşuya izin çıkmıştı. Eğitim denince esen rüzgar bile dururdu. Başucunda kendisine Hz. Ali’den menkıbeler okuyan Haydar dede, Serenay’ın uykuya emanet bedenini usulca örttü ve Hafize’den emanet odasına çekildi.

Sabahın ışıltısıyla yapılan kahvaltıdan sonra Kadife uçuş denemelerine başladı tekrar. O da ne! Yaramaz kuş bu sefer de üst kattaki komşunun balkonuna kaçmaz mı? Daireye yaklaşan minik ayaklar, alevli tartışmayı duyunca durdu ilkin. Sebepsiz yere bağrışıp duran ama birbirlerini hiç dinlemeyen Yasin ile Yasemin’i serçe sesi ardından kapıya uzanan tıklama susturdu. “Sanırım serçem sizin evinize kaçtı. Alabilir miyim rica etsem”

Bir ziyaret daha başlıyordu. Küçük kızın üç günlük hikayesi ilginç gelmişti yeni evli çifte. “Sanırım birbirimizi dinlemeyi, birbirimize saygı göstermeyi unuttuk” sözüne hak verdi karı-koca. Önce birbirlerine, sonra utanarak yere baktılar küçük kızın verdiği dersle.

Ertesi akşam. Serenay, yaşından beklenmeyen bir organizasyonla işbaşındaydı. Apartmandaki tüm komşular pasta ve böreklerle Şükran teyzedeydi. Huzurun doldurduğu odaya yayılan buğu buğu çayın demi, nasırlı yürekleri bir ramazan duygusuyla eritiyordu. Gece yarısından sonra ilk sahura kalkılacaktı. Neden daha sık bir araya gelmeyelim ki, sorusu cevabını ilk önce toplu iftara sonra da haftada bir akşama dönüştü. Çekilen kurada sıranın kendilerine başlamasına sevinen Yasin ve Yasemin, hemen oracıkta tatlı siparişi aldı. Ne de olsa insan, ihsanın kölesiydi.

Kadife, bir koltuktan diğerine zıplarken Serenay, kafesi yerine koyuyordu. Bir haftadır
ailesinden ayırdığı Kadife’sini özgür bırakmanın zamanı gelmişti. Allah’ın küçük bir
yaratığıyla gönderdiği mesajla aslında o, bütün apartmana yardım etmişti.

Osman Nuri Hoşdoğdu



Kategoriler:Hikaye, Osman Nuri H, Sizden Gelenler

2 replies

  1. etkileyici bir hikaye. unutulmaya yüz tutan komşuluğu yeniden hatırlattığı için bir solukta okudm. kaleminize sağlık efendim

    Beğen

  2. bu hikaye bana kelebek etkisibi hatırlattı. azar azar çoğlaır, akar akar yol bulur hesabı. minik dokunuşların ne muaazam bir hayra vesile olabildiğini görmek hayata dair umudumu artırdığı için şükranlarımı kabul ediniz lütfen

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: