Ne / Tahsîn-i Kelâm

Ne sevda masalların biter gönül,
Ne de anlamsız efsunkar yasların.
Ne muallak düşlerin biter gönül,
Ne de kesip biçtiğin kumaşların..

Ne güle şevk ile dizdiğin medhin,
Ne kaç kez özüne verdiğin ahdin,
Ne biter diller döktüğün, ne cehdin,
Ne de bülbülce mahzun ötüşlerin..

Ne yanık yanık nağmeler tellemen,
Ne dîl kârı şiirler bestelemen,
Ne biter yâr nazını irdelemen,
Ne de yoluna düşen bakışların..

Ne yer yer yarım kalmış heveslerin,
Ne çağlayıp boğan hun gözyaşların,
Ne mey diye zehr içtiğin tasların,
Ne biter uçup konma telaşların,
Ne de vuslata ördüğün taşların…

Tahsîn-i Kelâm

Kal Kalabilirsen / İbrahim Sayar

Sazın yetimdir, mızrap yaralı
Türkümüzü çal çalabilirsen
Sen sandığım, serap yaralı
Çölde kaldım, bul bulalabilirsen

Söylemez oldu, diller perişan
Bülbüller sustu, güller perişan
Varılmaz oldu, iller perişan
Bahtımıza gül gülebilirsen

Umudum Sen’sin, Sana sarıldım
Ne gönül koydum, ne de darıldım
Gayrı gurbette ben de yoruldum
Tut elimden, al alabilirsen

Gedaların hiç sana küser mi?
Kullar Sultan’dan umut keser mi?
İsmail razı bıçak keser mi?
Kurban olam, gel gelebilirsen

Yüreğimdeki yara gözlerin
Yarama bir tek çara gözlerin
Esiri oldum kara gözlerin
Nere gidem, sal salabilirsen

Hayalin bile, bahar kışıma
Yanan gönlüme gir de üşüme
Bari bir kere gir de düşüme
Gitme artık, kal kalabilirsen

İbrahim Sayar

Seni Diler Allah’ım / Ziya Paşa Akyürek

Derdi içte olanın gözyaşı dışta olur
Kapında ağlaşanlar seni diler Allah’ım

Zemheriler nurunla baharlara yol bulur
Cemalini kullara n’olur göster Allah’ım

Ümmeti Muhammed’in Sende yeri başkadır
Habib’inle bu canlar Seni ister Allah’ım

Takdirine razıdır şu kıyamda duranlar
Duruşlar arzuları yürekten der Allah’ım

Kapının kıtmirleri isyandan uzaktalar
Vuslatına yakınlık izin bekler Allah’ım

N’olur diye başlayan yakarışlar Hicir’de
Kapının açılmasın daim yoklar Allah’ım

Senin olana hâşâ ilişsin zerre bir şey
Hep Senden dileyene Seni Sen ver Allah’ım

Ziya Paşa Akyürek

Söndür Leyli… / Beyruha

Şimdi söndür leyli bütün ışıklarını
Ay olmasın
Yıldız parlamasın
Ateş böcekleri uçuşmasın
Ben ki gurbetin karanlığında
Neşeye âmâ
Tam da vurulmuşken kalbimden gama
Sussun koca devlerden yükselen ra’d
Bitsin kabus
Hele o kör olası inat
Şimdi söndür leyli bütün ışıklarını
Sessizce söyle kulağıma yakamozları
Bırakma hüzün yanığı yalnızları
Sen okşa saçlarını leyli
Usulca öpüver vuslatın gözünden
Karanlığını yıka göz pınarlarından
Şimdi söndür leyli bütün ışıklarını
Gösterme çehreni öyle herkese
Mahrem kıl varını yoğunu
Bilen bilir sendeki zahiri
Söyleme leyli
Sır ol
Gördüysen yaralı bir kanat
Yaren ol, yar ol
Sustur bütün baykuşları ötmesinler
Bozmasınlar acının sihrini
Beraber ahh diyelim mi leyli?
Beraber dokunalım mı sevdanın teline?
Şimdi söndür leyli bütün ışıklarını
Zifiri örtsün üstümü
Dalayım rüyanın seyrine
Deniz olur
Mavi olur
Sabah olur
Belki hayra yoran olur
Söndür ışıkları leyli
Sen kahkülünü uzat seherin ellerine
Ben tutunayım yeniden kuşların sesine

Beyruha

Atışma / Karadayı & Ekvatorlu

Karadayı

Beni bir pıtırcık belleme sakın
Elime sopayı alayım da gör
Her kelime kurşun her cümle akın
Hasmıma doğrudan dalayım da gör

Süleyman (Ekvatorlu)

Büyümüşsün derdim pıtırcık olsan
Mutluluk duyarım sopayı alsan
Senin faydadadır yerinde kalsan
Ben senin yanına geleyim de gör

Karadayı

Kelime kelime kurşun dizerim
Bir sözümle eğilmezi ezerim
Fiyakalı gezme hemen bozarım
Salma satırları salayım da gör

Süleyman (Ekvatorlu)

Tozun kalmaz akşamından sabaha
Dur hele sen beni sokma günaha
Ama hala ses edersen bir daha
Cevrimi sel edip salayım da gör

Karadayı

Sen meydan de ben akşamdan hazırım
Gözüm pektir düşmanıma nazırım
Bir vurdum mu taş üstünden kazırım
İsmini dünyadan sileyim de gör

Süleyman (Ekvatorlu)

Gördüm ki düşlerin çıkmış ayyuka
Lakin ben gerçeğim, kaldırmam şaka
Bence sen tez uyan yüzünü yıka
Çapaklı gözünü sileyim de gör

Karadayı

Bir hışmım var bizar eder dağları
Yere soktum bey geçinen ağları
Ölü bile ağlar bırak sağları
Yerde seni zelil kılayım da gör

Süleyman (Ekvatorlu)

Geç oldu, hatanı anladım ama
Dost geleydin uğramazsın hışmıma
Sen sen ol da Ekvator’a uğrama
Dünyanı ikiye böleyim de gör

Karadayı

Karadayı der ki söze ar gerek
Dertlinin derdine acil çâr gerek
Sevgide nefrette bir karar gerek
Gönlümün pasını sileyim de gör 

Mehmet Karadayı & Ekvatorlu Süleyman

An den Hängen des Taunus! / Yaşar Beçene

Tief in meinem Herzen…
Es gibt immer irgendwo.
Wie bunte Blumen an den Hängen des Taunus!

Du bist derjenige, der den frischen Frühling bringt!
Wenn es eine dunkle Nacht ist und die Sterne einer nach dem anderen verschwinden!
Deine Liebe, die mich wärmt wie die heiße Sonne.
Immer wenn ich Heimweh verspüre und das Leid der Trennung tief in meinem Herzen..
Du bist an meiner Seite und überall!
Ich versuche mich jetzt daran zu gewöhnen!.
In dieses neue und schöne Land..
An meine ehrlichen und höflichen Freunde..
Es ist eigentlich gar nicht so schwer!
Ein klares Herz und ein aufrichtiges Lächeln reichen aus, um ihre Herzen zu gewinnen!
Mein Gott! Jeder, den ich hier kenne, ist wie ein Engel!.
In meiner neuen Heimatstadt fühle ich mich wie im Himmel.
ich unterhalte mit neu Freunde!..
Ein schöner Frühlingsabend an den Taunushängen.
Ich traf Freunde, deren Liebe in ihren Herzen sich in ihren Augen widerspiegelte..
Alles ist wie ein Traum.
Nun bin ich glücklicher mit meinen neuen Freunden.
Wie schön ist alles in einer freundlichen Atmosphäre!
Und ich weiß es sehr gut. Mit guten Menschen wird die Welt immer schöner.
An den Hängen des Taunus und überall..

Türkçesi:

Taunus’un yamaçlarında! / Yaşar Beçene

Kalbimin derinliklerinde…
Her zaman bir yer vardır.
Taunus’un yamaçlarındaki rengarenk çiçekler gibi!

Taze baharı getiren sensin!
Karanlık bir gece olduğunda ve yıldızlar birer birer kaybolduğunda!
Beni sıcak güneş gibi ısıtan aşkın.
Ne zaman yurdumu özlesem ve ayrılık hüznü kalbimde derinlerde olsa..
Sen benim yanımdasın ve her yerdesin!
Artık alışmaya çalışıyorum!.
Bu yeni ve güzel ülkeye..
Dürüst ve kibar arkadaşlarıma..
Aslında o kadar da zor değil!
Temiz bir kalp ve samimi bir gülümseme kalplerini kazanmaya yeter!
Tanrım! Burada tanıdığım herkes melek gibi!.
Yeni memleketimde kendimi cennette gibi hissediyorum.
Yeni arkadaşlarla sohbet ediyorum!..
Taunus yamaçlarında güzel bir bahar akşamı.
Yüreğindeki sevgisi gözlerine yansıyan arkadaşlarla tanıştım..
Her şey bir rüya gibi.
Şimdi yeni arkadaşlarımla daha mutluyum.
Dostça bir ortamda her şey ne güzel!
Ve bunu çok iyi biliyorum. Dünya güzel insanlarla güzelleşir.
Taunus’un yamaçlarında ve her yerde..

Kavuşma Vakti / Ceylan Güriçin

Rüzgâr pencereden sokuluyor dalga dalga
Özgürlüğün nağmelerini fısıldıyor usulca
Yanağıma türlü memleket havaları konduruyor ardı sıra
Hafif kıpırdayan kirpiklerimin ardından
gözlerim, dalıyor uzaklara
Sonra,ruhumu alıp çıkıyor bir parmaklık aralığından
Küçücük bir kafes karesinden
O merak ettiğim fotoğraf karelerinin açılması gibi sanki
Daracık kafesler açılıyor özgürlük diyarına..
Bazen de bir sineğin kanadına takılan hayallerim,
uçuyor uzaklara…
Güneş ısıtıp sıvazlıyor sırtımı
Ufukta beliriyor rengârenk şehrayin
Ben salıveriyorum tutsak güvercinlerimi
Pervaz ediyorlar semada
Havanın her zerresini teneffüs etmek istiyorum hesapsızca
Her saniye canı çekilen duvarlara inat
Kelebek kanatlarını izlemek istiyorum
Birbirini ovuşturan ellerimle yârin ellerini tutmak sımsıkı
Yavrumun yanaklarını avuçlamak, saçlarını taramak istiyorum..
Kurduğum kavuşma vaktinin alarmları çınlıyor sürekli kulaklarımda
Kavuşmanın yazdıracağı mısralar dönüyor dimağımda
Sahi!
İlahi tayinatın vaktini bekleyelim mi sevdiceğim
Ne zaman buluşacağız diye sormadan..
Saatimiz çalacak birgün nasılsa.
Sana sabretmenin visal çiçeklerini getireceğim buradan
Zamanın beyaz telleriyle öreceğim onları saf ve temiz
Sevgimle bir taç yapacağım başına
En güzel gülmeleri yüzüne giydirmek duasıyla sulayacağım hep
Anlaştık değil mi sevdiceğim
Saatlerimizi kuralım mı
Kavuşma zamanına…

Ceylan Güriçin

Zamansız Masal / Kübra Aydın

Gecenin iz düşümü saçlarında

Bahardan arda kalmış çiçek kokusu

Yalnızlığın omzunda ağlarken 

Hıçkırıktan gemiler yanağında

Kimse görmesin diye

Yangınını kimse körüklemesin diye

Yamalı yorganın altına sakladığın çocukluğun

Bahçeye gömdüğün anıların

Kilitli sandıklarda büyüttüğün hayallerin

Bir gece ansızın çalınan kapıyla

Dağılan düş parçaların

Hepsini koydun avcuma

Bir patikanın ortasında 

Bilmem kaçıncı yol ayrımında 

Kararsız yarınlar

Acınası dünler 

Hepsi karşı kıyıda

Bir sen varsın önümde 

Beş yaşındaki halinle

Ayağında teki kaybolmuş botun

Bir masalın içinde

Gökten düşmedi bu sefer üç elma

Mutlu sonlar Kaf Dağı’nda

İyiler kaybetti çoktan

Kimse ermedi muradına

Biz kaldık en derinlerde 

Şimdi rüyayla gerçeğin Araf’ında 

Haritaların unuttuğu coğrafyada

Devlerin diyarında

Küçücük ellerin sıcağında

Bir sen varsın yanımda 

Bir ben varım mısralarda…

Kübra Aydın

Sayıklama (Ben) / Yusufkâr

İçinde kitap kitap cilt cilt dert biriktirip de
Cafcaflı laflarla yürekten diyemem ki bahtiyarım
Saklanmışım çoktandır gülen bir yüz ardına
Bilmem kaçıncı sayım kaçıncı ince hesap
Hep bir tarafım eksik öteki yanım noksan
Ne gülmelerim gerçek ne sevinçlerimiz tam
Yarım mutluluklarım dostsuz yarensiz yarım
Ne zaman gözlerimi gözlerinden kaçırsam
Bekleyişlerin şafaktaki o çığlığını duyarım

Ağlatma şimdi beni çocuklar gülüyor
Hadi çekil kalbimin izbelerine yaralı his
Hüznün insana yakıştığı vakitte bulurum seni
Yanaklarımda yosunlar tutana dek
Ağlayacağım söz
Ağlatma şimdi beni çocuklar gülüyor

Sermayelerim tükendi hazzımın stoklarında
Yediğin içtiğinden utanmak tuhaf şeydir
Kapanır da kapılar okunur ise ezan

O sancıyı kalbimde duyarım her zaman

Çocuğumun gözünde dostumun evladı
Hüzünlü o bakışlar betondan kumdan nehir
Doldururken içimde kuyularımı bir bir
hakiki tebessüme çok muhtacım epeydir
Yüzümde o yalancı sahtekar tebessümle
İnsansam söyleyin ben, ben nasıl yaşarım
Güldürme beni kalbimle gülemem ben
Çok uzak diyarlardayım bir iki dürtmekle
Kendime hemen gelemem ben
Her kahkahamın ardından bin utanç duyarım
Kurtulup hüznün elinden diyemem ki bahtiyarım
Şad olup da gülemedim
Şöyle içten sımsıcacık mesela
İsterim
Kalbim çocukça gülsün katıksız kikir kikir
İsterim
Ne içimde gam kalsın ne de zihnimde fikir
Şöyle içten sımsıcacık mesela
Şad olup da gülmedim doya doya
Ah ulan yalancı dünya

Gönlüm varsaymaları çekimler geçmiş zamanlarda
Farz et ki bensiz,
Say ki bizsiz
Gönlüm var saymaları çekimler geniş zamanlarda
En çok da …

Neyse boşver çay doldur içelim
Yeniden başlayalım yeniden başlamalara
Ekmek arası umut çayla iyi gider
Allah var Hüzün yakışıyor sevdaya
Aşka dahil olan ayrılıklar da uzadı
Çoktandır unutmuşum tatlı vedaları
Sıcak bir çaydanlığın dibinde
Öteki kıyılara yüzdürdüğümüz gemi
Şişedeki şiirimiz vardı mı ola
Mülteci bir adaya
Demli bir bardak çayın içinde
Ne çok kurtarmıştık memleketi
Hatırladım şimdi çayı şekerli içerdim o zaman

Neyse boş/verelim hüzünle dolmuş kalpleri birbirimize
Birbirimize söz verelim ayrılıklar uzamasın bir daha
Bugün çok güzel değil mi deniz?
O eski tablo gibi

Dalgaların dizginleri söküldü yine
Dört nala koşuyorlar bir oraya bir buraya
Şu mavi kisrağın ağzı ne kadar da köpürmüş
Kimbilir kıyıya ölüleri getirmekten yoruldu
Ölümü anmayalım bugün boş taşıyalim tabutları
Bugün ağlamasın kimse ölüsüne
Sen bırak kendini kendine
Ahraz bir meltem ıslık çalıyor bak dinle
Sağır sultanlar yine kendi keyfinde

Kız Kulesini uğurladigimiz bankta
Martıların seslerini unutmuştum mesela
Yosun kokusunu unutmadım asla
Özgürlüğü o zaman kapmıştı ciğerlerim
O günün akşamında sıçramıştı yüreğime
Kiz Kulesinin bizi ugurladiğı o bankta
Masmavi hayaller kurardık umuda hasta
Dalgaları gökyüzü rengine boyardık
Gökyüzünü de deniz rengine

Sahi biz sadece hayal kurarken özgürdük değil mi
Ümidin bizi baştan çıkaracağını o gün sezmiştim
Seni bilmem ama ben gizliden vurgundum ona
Ne çok severdim hatirladım şimdi
Sahi o günleri biz yaşadık değil mi?
O günlerde yaşardık
Hatırladım biz o zamanlar bahtiyardık

Sanki bütün kuşlar şimdi aynı
Tadı yok sahilllerin
Neyse boş/verelim kağıtları sınav bitti.
İnsanlık kalsın kaldığı yerde
Hadi vakit doldu biz gidelim
Bakma öyle hüzünle yüzüme
Sırlı gecenin vedası değil bu gözyaşı
Yırtılacak perdeler biz yine doğacağız
Neyse şu zamana yeniden doğmayalım
Hadi

Çıplak yürekli çocuklarımızı doğurmuş yine dalgalar
Yalın ayak sahillere vuran çocuklarımız bekler
Ahraz çığlıkların dilinde yitik kalmasınlar
Kalp yordamıyla yırtılmaz ki bu karanlık
Eller babasını arıyor tenlerde
Anneler hangi kaf dağında esir
Anka kuşları yorgun yine
Hadi doyuralım ölümün gözünü
Çocuklar ölmesin yine
Hadi biz İbrahim olalım şu azgın aleve
Putlar mi?
Putlar için gelecek İbrahimler
Hadi …
Yusufkâr

Ben Karahindiba / Erhan Bozkurt

Ben karahindiba
nazenin baharların
naif bitiği

Ben karahindiba
bahanesi rüzgarların
tozuna karıştığı

Ben karahindiba
Kötü insanların
Şeytanlaştırdığı

Ben karahindiba
mahkumu intibaların
Kurgulara alışığı

Ben karahindiba
yalnız intifadaların
sessiz çığlığı

Ben karahindiba
kader esintilerinin
darma dağınığı

Ben karahindiba
bahar müjdecilerinin
reftâre… tanıdığı

Ben karahindiba
özgürlük direnişlerinin
Yurdundan ettiği…

 E.Bozkurt

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑