Şairlerin Ölümü / gökmenzâde

I. Tepe

şairler en güzel şiirini
kelimeleri b/ölünce yazar.
şiirdir ölümü şairin
kelimelerden en hazin
esen ılgıt ma(z)i yeleli rüzgar
ölümüdür şairlerin
g/özündeki nur b/aşka b/akar
kelime kelime b/ölününce
şeker k/atar s/özüme
kelime tutar aşkı
ölüme aşkı k/atınca
şair cennete b/akınca
kevserler ş/aha kalkar
yağmurlar inince gökten
kelimeler sökülür, dikiş tutmaz
gönül denen gömlekten
s/özündeki nur dökülürken kevsere
“şiirim işte! ” diye sevinirken
şair ölmüştür bir kere

II. Tepe
şehirler en büyük şairlerini
c/anında s/aklar
dikilir g/özüne şairin karacaahmet
ölüm taşlara ya/saklıdır
taşlar geceyi suya k/arşı uyandırır
sabahın ezan yağmurunda
bir k/aşıklık lokma şükürdür dudak arasında
bakar g/özüne t/aşkın duygulardan vurgun
g/elin olmuş çamlıca ‘hayret’ ki kıskanırken ‘aşkı’ süleymaniye
yıkanır ‘hüsn’ yağmurunda yeditepe
şarkılar söyler martılar dergahında sudan ince
alev sarmıştır aşkı bir kere
güle alev sinince
dergahında zaman gel geri g/ezelim der
şairin kelimeleri g/ördüğü yere düşer dem
sultanahmet kıyamında altı adam
ki surların g/özünde matem
sarnıca saklanmış da
s/an-ki güne yasaklanmış
şlep! Şlep! zaman akar sütununda
an ki n/ey nefesli kamış
virane diye bağrındaki hazineye hor bakanlara
ya/saklanmış gibi bakir
bekliyor g/elin olacak gibi
utangaç c/an k/arşımda
çal/ab çırpmış denizi
su ç/alıp t/aşırmış duvağını
ruhumdan zaman k/arşımda yeditepe
ki yeryüzünde s/erilmiş seccadem

III. Tepe
gökte ay, yerde sen şakkında ikiye
boğazı gerdanlık inci d/olmuş
“sevgiliye”
sunulacak gökyüzü örtülü hediye
üsküdardan türkü tutturmuş
güneş camlarında zamanın
tenini k/atmış suya
zincirinde haliç’in yürek bağlı
saçlarında yelkenleri yüzdürmüş
aşkın gergefini g/örmüş
“ademinin” deminde
taht kurmuş sevgilinin kıdeminde
sabır şekerinin ikliminde
c/anlara g/ezelim diyor zaman
eyyub’un t/aşkın s/ulu s/elinde

IV. Tepe
kelam denizinin kalem d/ili
aşkın suyuna c/an veren nur s/oluklu
zaman pınarında şerbet
süreyyada kaynatılmış aşktan
bir damla düşünce kün d/iline
konuvermiş toprak iline ki
her taşı hudadan/bi-misl ü beha
güleç, utangaç gözlerle b/akışında
s/allanınca gün akşam avizesinde
aşkı ateşe v/ermiş deniz
kudret tepsisinde bir lokma
gökte yunmuş yıkanmış
yerde toprak diye adlanmış
d/işlenmiş ç/akıl taşlarında
canan diye toprağa mıhlanmış
güneşi d/ağların ardından b/atınca
g/özlenen g/elin kızı gibi
yıldızlar gerdaninda inci mercan
gecesinde deniz kızı s/ahlanmis
bir fener ışığına ki aşk saklanmış
herodan ç/almis aşkı deniz
güzelliği kaç elif eder anın.
mahkumunda kulesinde sevdanin

V. Tepe

ibrahimi ateşin k/oyununda ölüme y/attığı gün
ateş tuttu sevdanın yollarını
güllerin kızıllığında dirildi,yandı ateş
ateşin kollarında ş/aşkına döndü can
ki aşktı ‘hüsn’ünde vatan
kuşatılmış duyguların fethinde
gözyaşlarında uyanmış boğazın
aşık bir kızın dudağında
sevgiden y/oksun b/ağrıma k/an çalarsın
güzelliğini ç/aldığımda gecenin
ki seccadenin duvağında dirilir nefer
bekler sevgiliyi sabahlara kadar
söndürme gönül fenerini
ki denizinde aşkın baharını boğarsın

VI. Tepe

insan özünden,sevda denizine damıtılmış
kalbe k/arşı deniz mavili kubbesinden
yağmur tenli maviliğin g/örüldüğü
dile gelen “taş, kalbinde” sevgilinin
aşkı anın memelerinden emzirdiği
boğaz sütlü hece ırmağının
en saf, en temiz ana sütünden
içtikçe b/ayılmış, b/ayıldıkça aşkı s/ayıklamış
zamanın köprüsünde meleklerin
el açtığı, aşk duasının amin cümlesi
sevdanın; düncesi, güncesi,
s/açıyor bir bulut aşktan duvağını sevgilinin
gaz lambası s/arıyor sairin sözlerini
y/anan gecelerinde
s/isli g/özünde k/alem bilir sancısını
duman kokan sevdanın.

VII. Tepe
Altmış üç kelam eder dergahında
Sonra yürür yerin altına
Ve ölür şair
Katar bedenini toprağa ki
Aharlanıp çıksın diye ruh k/arşına

Gökmenzâde

Kohistan Farzımuhal

Adım Kohistan
Öksüz bir coğrafyanın mütevekkil bir ferdiyim ben
Sırtımda memleket kokulu mintan
Ellerim toprak
Ellerim kan
Dilimde ıslaklığı susturulmuş şarkıların
Tümcelerim haymatlos
Düşlerim vatan

Adım Kohistan
Sevdam Ağrı dağından yüksek
Ağıtsız tüm hayallerin kıymığı
Beynime saplanan
Günüm işaret dilinde vaha
Gecem ışığa meyelan

Adım Kohistan
Adı konmamış destan

Farzımuhal

Koh bazi dunya dillerinde dağ demek

Güzel Annem/Ceren Sıla

Güzel annem,

Bu, sana yazdığım altıncı mektubum. İlkini Bursa’dan yazmıştım. Üniversite için gittiğim şehirde gurbetin içime çöktüğü bir akşamdan. Sen okuyamadığın için benim mutlaka okumamı isteyişinden, diplomamı çerçeveletip  duvara asma hayallerinden bahsetmiştim.

Sonra başka bir mektubumu Yalova’dan yazdım. Başkalarının çocukları için ağlamanın lezzetinden bahsetmiştim sana. Eylül sevdamdan… Ben o çocukları çok sevmiştim anne.

Peki şimdi niye mi yazıyorum? Geçenlerde yakın bir arkadaşımın çocuğunun vefat haberini aldık. Bir annenin yürek yangınına bizzat şahit oldum. Daha önceleri yaşım mı küçüktü de dünyadaki acılardan bihaberdim ya da acıyı mı hiç tatmamıştım bilmiyorum. Ya da insan büyüdükçe mi büyüyordu acılar da? Annenin yangınını gördüm dedim ya, o yangının en fazla diken batışı kadar acıtabileceğini de gördüm. Ben şimdi anladım  Hz. İbrahim’i yakmayan ateşi. İşte bu yüzden yazıyorum sana.

Hatırlıyor musun tatillerde yanına geldiğimde elimden bırakmadığım kitaplarım vardı. Sen ara ara sitem ederdin ‘’Burada bari onları bırak.’’ diye. Ben de uzun uzun anlatırdım sana. En sevdiğim yanlarının derdi söyleyip derman anahtarının da en azından yerini göstermeleri olduğunu. Mesela namaz kılmak mı konu? Sadece kılın demezdi o kitaplar: En az 3 – 5 kitap okuyun derdi. Kendini 65 yıl namaz kılmaya zorlayan büyük zatlardan bahsederdi. Böylece neyi nasıl yapabileceğimi de öğrenirdim. Şimdi sana bir annenin yürek yangını nasıl sönebilir onu anlatacağım. Dünya hali olur ya bir gün benden ‘’son haber’’i alırsın. Son kez koklayamadığına, dokunamadığına, son kez öpemediğine yanarsın. Yanında da olamam ki ‘’ annem üzülme ‘’ diyebileyim. Lütfen bana kızma nasıl dile getirdin bunları diye tamam mı? Kendi evladımın başıma gelmesini hayal edemedim. Belli ki daha çok yolum var. Ama seni her şeye hazırlamak istedim. İmkanım varken, yapabiliyorken.

Güzel annem, evladının yangınını nasıl söndürüyordu o anne biliyor musun? Evladının yaşadığı hayata şahitlik ederek. ‘’Allah yolundaydı benim kuzum’’ diyerek. Şimdi sen de şahit ol. Senin evladın yanlış hiçbir şey yapmadı anne. Derdi Allah’ın rızası istikametinde bir hayat sürmekti. O yüzden gelemedi tatillerde yanına. Bazen bayram günleri bile yollarda bıraktı gözlerini. ‘’Anne şu an öğrencilerimleyim, seni sonra arayayım mı?’’ dedi ama günlerce arayamadı. İçin çok rahat olsun, evladın bile bile birinin hakkına girdiyse, birinin hakkını veremediyse o sadece sensin. Hakkını helal et olur mu? Senin evladın bir şeyleri eksik yaptı belki ama doğru yoldan hiç şaşmadı. Vicdanı rahat uyudu hep. Şimdi de vicdan rahatlığıyla kapattı gözlerini. İlla birileri için ağlayacak, üzüleceksen, zerre kadar vicdanı kalıp da irade gösteremeyenler için ağla anne. ‘’Onlar masumdu.’’ diyemeyenler için. ‘’Bize onlardan hiçbir zarar dokunmadı.’’ diyemeyenler için. Çünkü ben kardeşlerime ağlamayı bırakalı çok oldu. İnsan gurur duyduklarına ağlar mı? Birilerine ağlıyorsam, haline acıdıklarıma ağlıyorum. Bizim acınacak halimiz yok şükürler olsun. Sen de istemez misin anne?

“Dünya onların ahiret bizim olsun.’’

Ceren Sıla

Sevda Kuşunun Vedası / Mehmet Karadayı

çiğ olsun gözyaşın gönlüme düşsün
inci taneleri kavursun beni
sen ki her saniye kurduğum düşsün
karanlık gecede ararken seni
çiğ olsun gözyaşın gönlüme düşsün


bana göstermeden gizlice ağla
seven kalbim hicranını görmesin
git bir kuytu yer bul gönlünce çağla
göz yaşların yüreğimi delmesin
bana göstermeden gizlice ağla

gülün tebessümü soluyor artık
sevda güvercini veda ediyor
biz sevgiyi kör bir kuyuya attık
aşkım yüreğimde garip eriyor
gülün tebessümü soluyor artık

Bazı Ayrılıklar Gitmeden Başlar/Farzımuhal

Yusufuna Elif, Elifine Yusuf olan bahtiyarlara

Bazı ayrılıklar gitmeden başlar
Gri bir sis çöker evin odalarına
Gümüş eğerli atları düşlemekten bezmeyen
Kışa , ayaza , taylara mahrem
Çıldırtan bir kelimesizlik bürünür vedalarına
Hava soğuk, yolun uzun
Sahi ceketini giydin mi Yusuf
Yusufunun elinden tuttun mu Elif

Bazı aydınlıklar şafak sökmeden başlar
Fecri kazip kıskanır bu billur hikayeyi
Kışta gelenin avazıyla bir sabah
Kardelenler başkaldırır elli yıl sonradan
Çilesi mükerrer modern havarilerin
Erbain bakışlarını saydın mı Yusuf
Yusufunun gününe aydın mı Elif

Bazı umutlar, hüznü daha bitmeden başlar
Umut dağınık bir masa, bir kitap ayracı
Bir kırık gözlük, bir beyaz sandalye
Sessiz sessiz temizliğe giderken, bir savcı
Umut Gökhanın, gözaltında verilmeyen ilacı
Yüzlerce bebeğin kodeste ağlaması
Bu sesleri sen de duydun mu Yusuf
Yusufuna bir demli çay koydun mu Elif

Farzımuhal

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑