HALİM / Beyruha

Çığlık çığlığa gönül, taşmaz ki içten dışa
Yoldan umudu kesti, küskün bağırda taşa
Şiirin öznesi yok, yükleminde dert başa
İbresi ayrılıkta, kalmış sanki zamanın

.

Susmuşsam sebebi var, mihnetimde hep kahır
Güç yetmeyen bu acı, artık kalbime ağır
Kasırgalar savurur, lakin duyanlar sağır
Ateşinde boğuldum şu bacasız dumanın

.

Gençliğin hazanına, erdim vakit tamamdır
Evvelimi unuttum, elim duvar ve camdır
Hüznün neşteri bana, yüreğim ona damdır
Devası nedir bilmem, dilimdeki emanın
Beyruha

Mazgal / Erkan Bilgin

Bir haber, bir gözyaşı, bir müjde

Dünyaya açılan bir demir pencere

Kesilir her bakış, demir dile gelince

Gözler mazgal, ses mazgal , yürekler mazgal

.

Gözlerde ümit, kalplerde tevekkül açar

Zülüm olsa bile kaderden kim kaçar

Bırakır mı hiç yaradan kulunu naçar

Mazgal nur, demir nur, beton nur

.

Dertler sükût eder, hemdertler tebessüm

Biri ağlar geceye , gözyaşı döker  cisim

Işıktan fırçalarla tamamlanırken bir resim

Mazgal susar, demir susar, beton susar

.

Mazgal, keser mi sesini içerdeki çılığın

Mazgalın diğer yanı umursuzca bir yığın

Yığından çıkmaz bir ses, sen Allah’a sığın

Kulaklar sağır, vijdanlar sağır, insanlık sağır

.

Bir müjde bekler alınlardaki seccade

İsmin yankılanır beton ve demirde

Dualar taşar mazgaldan , biliriz emir sende

Derman sensin , müjde sensin, hüküm sen

Kader sensin, ressam sensin, resim ben.

Özgürlük Tutkusu / Abdullah Harun

Buluşsam sevgiliyle güneşin battığı an
Ve kaybolsam güneşle, gecenin yattığı an
Sonra yeniden doğsam zamanın ötesine
Sancısını çektiğim kıyamet koptuğu an

Kahkahası çınlıyor kulaklarımda çağın
Ruhum terliyor sanki düşündükçe zulmeti
Hayalini kuruyorum bilmediğim uzağın
Bir hayal ki dindiriyor içimdeki nefreti

Zum yapıyor vizyonlar adım başı çığlığı
Ajansların yaydığı bu ölüm kokusudur
Betonlaşmış kalplerin alaylı sırıtığı
Bir yanda direnense özgürlük tutkusudur

bir şebnem düşer / Mehmet Şahin Keskin

bir şebnem düşer

baharın ortasına

dirilişe “merhaba” der

boyun büker erguvanlar 

bahar mahşerinde 

neşeleri kısa sürer

.

bir şebnem düşer

hayatın ortasına

celbeder merhameti

şefkat kesilir anneler

şükür damlatır çeşmeler 

ikramlar birbirini izler

.

bir şebnem düşer

denizin ortasına

müjdeyle dolar gemiler

karşılık bulur bir gün 

duaya kalkan eller

sona erer bekleyişler

.

bir şebnem düşer

gecenin ortasına

katresi deryalara bedel

siler bütün zulmetini

karanlık çekilir izbesine 

nura gark olur sineler

.

bir şebnem düşer

ölümün ortasına

gözlerden korkuyu siler

beşaşet kaplar yüzleri

hayata göz kırpar 

öteye yürüyüşler…

.

 bir şebnem düşse

gönlümün tam ortasına 

kendime getirse beni

kırılıp dağılır kasvetler

gerçekleşir düşler

Hicret ve Zindan / Cihangir Asyalı

Bir tabure durdu

Duvarın dibinde

Sonra yine 

Sonra yine

Niyedir

İç çekip dururlar

Yudum yudum eksilen 

Bardağın renginde

Tabureler hicret

Tabureler gurbet

Tabureler hasret mi

Bir ince sızıdır lakin

Yoklar durur

İçlerini

.

Beyaz beyaz bulutlar geçti

Avlunun üstünden

Kuşlar geçti

Ve düşler…

Kuşlar uzaklarda

Küçücük simsiyah lekeler

Gökyüzü deli mavi

Leke leke tespihlerdir

Kuşların gözleri

Gözleri kuşların hayal mi

Çünkü hayaller

Bulutlar misâli

Alır gider uzaklara

Tespihleri

.

Sıra sıra bardaklar durdu

Avlunun içinde

Terlikler durdu

Tespihler

Ve zeytin çekirdekleri

Bardaklar kırmızı sıcak

Zeytinler sarı

Terliklerle dolu avlu kenarı

Terlikler aşağı

Yukarı

Terlikler içeri

Dışarı

Çekilir duvarlardan aydınlık

Kapanır kapı

.

Akşamdır

Toplanırlar cümle cümle yanyana 

Kıpır kıpır hepsinin dudakları

Bir Elif Şiiri / Farzımuhal

-memleketimin isimsiz eliflerine

Biraz utanç içinde yazdığım mısralarım

Soylu direnişini nasıl eder ki tarif

Destan yazamam belki harfleri sıralarım

Bu şiirin özeti iki hecedir “ E-lif “

.

Bilmem kaç gece sahi uyku nedir bilmedin

Gülce bakışlı balan raks ederken düşünde

Bükülüp vav olsan da zalime eğilmedin

Aydınlık bayram yaptı senin bir gülüşünde

.

Dilinde ıslak dua, kollarında bukağı

Yoruldun biliyorum cevapsız sorulardan

Belki kutlu görevin nurlandırmak bu çağı

Umut peylemek belki gökteki kumrulardan

Farzımuhal

Bahar Heyecanı / Mehmet Şahin Keskin

zaman nehrinde bahar mevsimi

bir koşturmaca sürer her yanda 

yamaçlarda vuslat heyecanı 

tomurcuk serpilme ısrarında

 

küme küme dönerler güneşe

karıncalar, çiçekler rengârenk 

hepsi sevgiyle yürür, pür neşe

renkler atlası sanki kelebek 

 

rüşeymler birbiriyle yarışta 

seyrine doyulmaz bağ-ı irem

sergiler fasıl fasıl; art arda 

kim aşina ki bu ba’sa her dem?

 

ne enfes, bahar iklimi tek ses 

yer ve gök topyekün tefekkürde 

dünya baharı geçici heves

bazen boğulan olur içinde

Söz / Ahmet Terzioğlu

Ya sözün hakkını ver,
Ya da sus yutkunuver.
….
Âlemde hüsn-ü yâdın,
Olsun ise murâdın,
Söz gümüş, sükut altın.
….
Ya sözün hakkını ver,
Ya da sus yutkunuver.
….
Dinle ki ders alasın,
İnci mercan bulasın,
Dîlde cânân olasın,
….
Ya sözün hakkını ver,
Ya da sus yutkunuver.
….
Hâl denilen bir dil var,
Gözden göze kavil var,
İki kulak bir dil var,
….
Ya sözün hakkını ver,
Ya da sus yutkunuver.
….
Sözünü bilen erdir,
Sözü lâl ü güherdir,
Susmak da bir hünerdir.
….
Ya sözün hakkını ver,
Ya da sus yutkunuver.
….
Öfkeliyken bâhusus,
Haklı olsan bile sus,
Ahlâktır asıl husus,
….
Ya sözün hakkını ver,
Ya da sus yutkunuver.
….
Gel, suya kilim serme,
Gül topla, diken derme,
Her söze cevap verme,
….
Ya sözün hakkını ver,
Ya da sus yutkunuver.

Derkenara Yazılmak / Gökhan Bozkuş

   Dinlediklerimizin kaçta kaçı bize kalır diye bir soru ile başlayayım. Ya da okuduklarımızın kaçta kaçı… Yediğimiz elmanın yüzde kaçı kanımıza karışır ve yüzde kaçı su olur, posa olur ayrılır bedenimizden? Bugüne kadar mübalağa etmeyeyim yüzlerce kez okuduğum bir şiirdi Sümmani Baba’nın Ervah-ı ezelde levh-i kalemde ile başlayan şiiri. Geçenlerde aziz bir dost cep telefonunda not defterine kaydettiği bir şiirle ilgili bir şey sorduğunda zihnim ezberimde de olan son dörtlüğe götürdü beni.

Döner mi kavlinden sıdk-ı sadıklar

Dost ile dost olur bağrı yanıklar

Aşk kaydına geçti bunca âşıklar

Sümmani’yi derkenara yazdılar.

O an zihnimde bir parıldama oldu. Oturdum bir kenara ve birkaç kez bu dörtlüğü okudum. Derkenar sözcüğünün anlamını biliyordum elbette. Arkadaşımın not defterine yazılan ve unutulan şiiri beni bu dörtlüğe götürdü. Bir sitemin, bir serzenişin dilimize hediye ettiği ve bugüne kadar deyimler sözlüğüne girememiş olan  derkenara yazılmak ifadesini düşündüm. Derkenara yazılanlar geldi gözlerimin önüne. Derkenarda unutulanlar. Derkenar edip de farkına varılamayanlar. Yazıyı okurken bazılarınız soracaktır. Ne demek derkenar? Türk Dil Kurumu şu şekilde tanımlamış: Sayfa kenarına kaydedilen yazı, çıkma. Sadece bizim kültürümüzde değil birçok ülkede farklı isimlerle de olsa  derkenar etmek, derkenara yazmak geleneği vardır. Asıl yazının kenarına bazen silik, bazen hızlı, bazen de çirkin bir el yazısı ile bırakılan notlar.  Örnek:

Diyar diyar dolaşıp aşık olduğu Gülperi’yi bulamayan Sümmani Baba,

“Aşk kaydına geçti bunca âşıklar

Sümmani’yi derkenara yazdılar” derken aslında Fuzuli gibi

Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık isti’dâdı var

Âşık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var, demek istiyordu. Kayda Mecnun, Kerem, Ferhat gibi hayali karakterler geçerken benim gibi diyar diyar dolaşan gerçek ve sadık bir aşıkı derkenara yazdılar diyerek sitemini hediye bırakır bizlere.

Sümmani Baba, derkenara kimler yazılmadı ki… Geçtim derkenarı, nokta bile çok görülen nice aşıklar oldu ve olmakta. Filmlere ağlamakta yığınlar. Kurguları alkışlamakla şişti avuçlar. Hayali sahnelerle ürperiyor sözüm ona ehli vicdanlar. Bir kaldırsalar başlarını derkanara yazdıkları yüzbinleri görecekler ama göremiyorlar. Kalksan ve uyansan Sümmani Baba  belki de bana neden diye soracaksın? Sorarsan eğer cevabım cevabın olsun

Baktım gül dalında bülbül ötmüyor

Harap olmuş menekşe nergis bitmiyor

Bilmem nasıl soram dilim tutmuyor

Gülşen bahçesinin bağbanı gitmiş

Gecenin Sensizliğinde / Ahmet Terzioğlu

Canıma cân idin zor gecelerde,

Gittin de can hânem derbeder oldu.

Merhem bulunmaz bu ölümcül derde,

Yaşamak ölümden bin beter oldu.

~~

Artık ne söylesem kâr etmez sana,

Dilimde inkisâr kahırdan yana.

Bin umut bağladım kara sevdâna,

Geceler sevdâmı gölgeler oldu.

~~

Kalbim her gece ney gibi inler de,

Sesimi kimseler duymaz bu yerde.

Söyle ey sevgili ellerin nerde,

Ömrüm yâdellerde hep heder oldu.

~~

Kimbilir kimlere vuslatken gece,

Âsûde bir akşam, mehtapken gece,

Bir tatlı huzûra hasretken gece,

Geceden nasîbim gam keder oldu.

~~

Şimdi yârânımdır ıssız geceler,

Dilim umutsuzca seni heceler,

İndi gözlerime siyah perdeler,

Geceler kapımı sürmeler oldu.

~~

Dört duvar arası bir âraftayım,

Belki mecnûn oldum, belki hastayım.

Gölgemle kolkola aynı saftayım,

Bedenim rûhumdan bîhaber oldu.

~~

Sabah olmayacak öyle dediler,

Kulaktan kulağa cin ve periler,

Bu ayak sesleri, bu iniltiler,

Yaklaşan ölümü müjdeler oldu.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑