HALİM / Beyruha

Çığlık çığlığa gönül, taşmaz ki içten dışa
Yoldan umudu kesti, küskün bağırda taşa
Şiirin öznesi yok, yükleminde dert başa
İbresi ayrılıkta, kalmış sanki zamanın

.

Susmuşsam sebebi var, mihnetimde hep kahır
Güç yetmeyen bu acı, artık kalbime ağır
Kasırgalar savurur, lakin duyanlar sağır
Ateşinde boğuldum şu bacasız dumanın

.

Gençliğin hazanına, erdim vakit tamamdır
Evvelimi unuttum, elim duvar ve camdır
Hüznün neşteri bana, yüreğim ona damdır
Devası nedir bilmem, dilimdeki emanın
Beyruha

Güle Gitmek / Cihangir Asyalı

Bir gül durur tenimde; ben bir gülde dururum.
Döverim sözcükleri, dudağımın örsünde.
oku! -okurum. oku! -okurum.
örsün de o örümcek, konsun da o güvercin,
mağaradır bu kalbim, yavaşça sokulurum.

.

‘gül! ’ de, durma; ‘gül ’ de dur!
budur usulü aşkların. durur mu?
doğar gün, tutulur gece, tutuşur güneş.
…susulur.
boşalır sağanak sağanak, nurdan bir yağmur.

.

vururum kumları yüzüme şimdi; giyinirim çölleri.
uçurumlar kuşanırım en tenha gecelerde.
durulur mu, diyorsun. -elbette ki durulur.
ve diner bu kasırga, sararım gökyüzünü;
doğrulur yüreğime, özledikçe o yağmur.

.

gün olur, bir taze bahar kurulur; gül olur.
sevinirim, sözler yetmez; sürerim gözlerime.
o gün olur… ve sonra,
an susar, zaman durur, söz kesilir sükûn ile.
açılır kapılar bir bir; giderim ‘gül’e ‘gül’e.

Mazgal / Erkan Bilgin

Bir haber, bir gözyaşı, bir müjde

Dünyaya açılan bir demir pencere

Kesilir her bakış, demir dile gelince

Gözler mazgal, ses mazgal , yürekler mazgal

.

Gözlerde ümit, kalplerde tevekkül açar

Zülüm olsa bile kaderden kim kaçar

Bırakır mı hiç yaradan kulunu naçar

Mazgal nur, demir nur, beton nur

.

Dertler sükût eder, hemdertler tebessüm

Biri ağlar geceye , gözyaşı döker  cisim

Işıktan fırçalarla tamamlanırken bir resim

Mazgal susar, demir susar, beton susar

.

Mazgal, keser mi sesini içerdeki çılığın

Mazgalın diğer yanı umursuzca bir yığın

Yığından çıkmaz bir ses, sen Allah’a sığın

Kulaklar sağır, vijdanlar sağır, insanlık sağır

.

Bir müjde bekler alınlardaki seccade

İsmin yankılanır beton ve demirde

Dualar taşar mazgaldan , biliriz emir sende

Derman sensin , müjde sensin, hüküm sen

Kader sensin, ressam sensin, resim ben.

Edilmemiş Vedalar / Kübra Aydın

Elveda hüzün
Benim gamlı yüzüm
El sallarken vedalara yurtsuzlar istasyonunda
Hangi bankta yarım kalmış sözüm
Gitmek iki hece dilde yükü ağır sözde
Kalana tren penceresinin buğusu
Gidene gözyaşının büyüsü


Elveda sızım
Benim gizli saklım
Yaşanmamış sevdalardan arda kalan
Kırık dökük ne varsa omuzlarında
Söylenmemiş cümlelerde
Tükenmiş hayallerde
Özgürlüğe vurulan prangaların soğukluğu
Lacivert şehrin yosun kokusu


Elveda…
En deli yanım
Senle dolu rüyalarım
Kitapların arasında kurutulmuş çiçeklerim
Giderken dönüp arkama bakamadıklarım
Baksam gidemeyeceklerim
Kalsam yaşayamayacaklarım


Merhaba
Uzak bir sahilin memleket gören yamaçları
Bilinmedik bir diyarın
Dilsiz sokakları
Kimliğini kaybetmiş sol yanım
Adresi şaşmış düşüncelerim
Uzun bekleyişlerim
Sonu gelmez hikayelerim
Virgülsüz şiirlerim
Soluksuz seslenişlerim
Kayaların altına gömdüğüm
Israrcı umutlarım

Merhaba…..

Sızı / Hamide Yaramış

Hele o terkedişlerin var ya

Sebepsiz, fütursuz

Alabildiğine acımasız

Aklettirdi bunca vakit 

Farkedemediğim kulluğumu

Sebepsiz uzaklaşmalarımı

Fütursuz unutmalarımı

Etkisiz eleman olmalarımı

Dünya da varmış da yokmuş gibi

İnanıyormuş da inanmıyormuş gibi

Cennetteymiş de arasattaymış gibi

Anıları bir bir yeniden yaşadım

Hüznümü, kırgınlığımı hissedip

Yaradana mahcup oldum

Her zorumda kolayımda

Hep yanımda yakınımda

Gerçek dost yaren olduğunu bilerek

Gerekçesiz uzaklaşmalarım

Edepsiz terkedişlerim

Ey yar!

Ey aşk!

İncinmeden anlamıyor insan

İncinenin halini

İncitme yüreği incinenleri

Affet Allahım

En derininden gizleri

Affet Allahım

Seni inciten bizleri

6 nisan 2022

Hamide Yaramış

Şimdilik Elveda / Şeref Bulut

Hasım elinden zar eyledim

Aşkı dilimde har eyledim

Hakkı gönlümde yar eyledim

Anne baba şimdilik elveda

.

Gurbet göründü, yaban ellere

Ne söyleyeyim susan dillere

Düştüm güneş doğan illere

Kızan kardaş şimdilik elveda

.

Bekliyor beni nice susuz toprak

Kırık testimle gidiyorum bak

Cebri hicret, dua dua yakararak

Evladı iyal şimdilik elveda

.

Kaç kez düşledim, güzel günleri

Yattım kalktım gözümde sürgünleri

Bir deli poyrazla geldi, hüzünleri

Dost arkadaş şimdilik elveda

.

Yaşadıklarım, hepsi bir vesile

Söz verdim, aldığım her nefes ile

Adanmış hayatlar, altın nesile

Can cananlar şimdilik elveda

.

 Mecburum ben, bir kere bu yola

Ahdimi bozamam, gün ola hayr ola

Hoyrat yıllarda semereli çilem dola

Göz ağrım, vatanım şimdilik elveda

“Gel Gir Halkaya!”/Merdümgiriz Muallim

Geçtinse dostun, hanümanın bî-vefasından,

Sözlerin yakıcı hârı, imtihanın en hasından,

Meyvesi “hüzün” olan bu dünyanın mayasından,

Hikmetini alanlar bilir, “Gel gir halkaya!”.

.

Dar-ı imtihan yurdunda ömrün emanetti,

Düşüncelerin kafeste kilitli, menzilin esaretti,

Biçilen akîbet, kulluğuna kifâyetti,

Akîbetine sabredenler bilir, “Gel gir halkaya!”.

.

Dolduramadın heybeni, şu sırrın dimâğından,

Geçemedin derdi dünya olan ağyârın figânından,

Kalbi katrana çeviren kirli emellerin bağından,

Ruhunu temizleyenler bilir, “Gel gir halkaya!”.

.

Gayesi ukba olanın dünyada yoktur himmeti,

Gözünü boyasa da nefsin onulmaz heybeti,

Söz ilinde pervanedir Rabbi’nin emaneti,

Emanetini Rahman’a sunanlar bilir, “Gel gir halkaya!”.

.

Ne yazsam kâfi olmadı sessiz iniltime,

Derd ile yoğrulmuş ruhum, tebessüm benim neyime,

Ağlayanların gözyaşında huzur haram nefsime,

Derd ile dertlenenler bilir, “Gel gir halkaya!”.

.

Bir garip derde düştüm umman içinde susuz,

Ömrünü Hakk’a satanların mükâfatı sonsuz,

İklim hep güz, umut fideleri öksüz,

Derya içre dalanlar bilir, “Gel gir halkaya!”.

.

Ahh! Acısını sînemde duyarım âh u zar ile ağlayanın,

Anasından, babasından, yârinden ayrı hummalarla yananın,

Bir dem bakî nazar, gayesi Hakk rızası olanın,

Göğsünde yanan od’u söndürenler bilir, “Gel gir halkaya!”.

Düş Yakamdan / Emin Osman Uygur

Düş yakamdan ey çaresizlik

Çık odamdan ey yol bilmezlik

Bu sevimsiz karaltı ne arar yanı başımda

Bir zehirli bal gibi akşam sofrasında

Aklın nurunu arayan genç Kafka’nın ıstırabı

Güneşi fark eden ihtiyar Tolstoy’un aşkı

O’nu bulan neyi kaybeder

O’nu kaybeden neyi bulur hakikat levhası

Maziden gelen ne güzel sesler var

Kulak kesilecek

Dinlesem

Nice dertlerim var ki birdenbire sona erecek

 ***

Düş yakamdan ey belirsizlik

Çık odamdan ey bitip tükenmişlik

Ben varım ben de varım sesine kulak ver

Benim de bir hayalim var vadisine bir bakıver

Sen de kıvılcım ol sen de bir ümit halesi yakıver

Yalın ayak ama adım adım bir hayat

Eski Atina sokaklarında

Bir havari ıstırabıdır günler

Antakya semalarında

Sahabeden kalma anılar şimdi

İnciler gibi dizilir ufuklara

Tefekkür ikliminden akan sular var

İçilecek

Bulsam

Nice dertlerim var ki birdenbire sona erecek

 ***

Düş yakamdan ey gaflet ey bıkkınlık

Çık odamdan ey uzaklık ey ayrılık

Gölgeler mağarasında gölgelerle oyunlar

Rıhtımdaki gemiden unutup ormanda kaybolanlar

Tam yola çıkma zamanı uykulara dalanlar

Dal dal çiçek çiçek ince ince işlenmiş hayat

Vadilere ormanlara denizlere ve yüce dağlara

Toplayıp gidecek damla damla yağan günü

Pür dikkat uyananlar ancak hayata

Allah vergisi her şey akar da akar

Gözler değil basiret görecek

Anlasam

Nice dertlerim var ki birdenbire sona erecek

 ***

Düş yakamdan ey serzeniş ey yakınma

Çık odamdan ey beklenti ey savunma

Milyarlar geçti gitti dünyadan baksan a

Sen de bir damlasın sadece renk almış topraktan

Dön denizlere yoksa kurur gidersin berhava

Gurur ne kadar da iğreti duruyor üstünde

Kibir bir Kaf dağı kaldıramazsın

Çığ altında kalır nefes alamazsın

Ne lütuflar var üstümde ruhumda

Korkarım terk edip gidecek

İstesem çok istesem

Nice dertlerim var ki birdenbire sona erecek

12.04.2022

Tenhâ / Farzımuhal

bir sevda filizlendi

tenhasında sinemin

gül dağıttım şefkatsiz sokaklarda

adım adım

yâr aradım

.

bir kırlangıç gizlendi

sayhasında annemin

gül damıttım kıvançsız topraklarda

santim santim

âr aradım

.

âh benim ifadesiz yalnızlığım

yüzbinlerin ortasında

.

âh benim iradesiz kalışım

âhir zaman yasında

.

göğsümün ayazında bir hüma üşür

üşür kar görmemiş sektörlerinde kentin

bir mavi gül üşür

gölgemde ne civanlar gül’üşür

anne ıslanmış mı tülbentin

ağlamak yüzünde bir devrim şimdi

Gönül / Halil Şerbet

Aklına gelir cananın cemali gözü,

Kendinle konuşur anarsın gönül,

Yüreğini körükler mazinin közü,

Tekrar alevlenir yanarsın gönül..

.

Yüreğini hoplatır kurşun gibi deldikçe,

Aklından çıkmaz unutayım dedikçe,

Genç yaşta kocar, bunarsın gönül..

Dimağını alır başından, aklına geldikçe,

.

Dertlenir aşk badesini içersin,

İçtikçe içer, kendinden geçersin,

Olduğun yere yığılıp göçersin,

Kendi öz nefsini kınarsın gönül..

.

Hayal aleminde Yar’ın kapısını çalıp,

Sevgili’ye demet demet güller salıp,

Sevinçli mutluluk uykularına dalıp,

Gördüğün düşü gerçek sanarsın gönül..

.

Küllenmiş ateşi bir sözünle eşersin,

Maziyi film gibi gözünle geçersin,

Kapanacak yarayı özünle deşersin,

Siyim siyim tekrar kanarsın gönül..

.

Anlarsın kırıldığını varınca kırkına,

Kanadın kaptırırsan feleğin çarkına,

Çok geç olduğunun varınca farkına,

Uçamaz bir köhneye konarsın gönül..

.

Takılırsın feleğin çıkılmaz ağına,

Yarasalar dadanır gönül bağına,

Sisli duman çökünce Kaf Dağı’na,

Zirvelerden aşağı inersin gönül..

.

Kalbinde dermansız yara açılır derince,

Yaş tekamül edip, kemale erince,

Yüreğine en güzel ilahi aşk girince,

Havf ile reca arası, sinersin gönül..

.

Yüreğin bulut gibi sevda yüklüdür,

Yerinip, ağlayıp boşalmakta haklıdır,

Her bulut ardında bir güneş saklıdır,

Bir rahmet doğarda, dinersin gönül..

.

Leyla’nın odu yakar, kavur ince ince,

Piri fani olursun yaş kemale erince,

Mevla’nın volkan koru içine girince,

Fani aşkı küle çevirir, sönersin gönül..

.

Ağlar sızlar önünde diz çökersin,

Elleri semaya açıp, derdini dökersin,

Elinde dilekçe boynunu bükersin,

Mucib’e arzuhalini sunarsın gönül..

.

Gidip gönlündeki maşuku alıp,

Ruhundakini hak menbasına salıp,

Maşuk’un derin deryasına dalıp,

Mana aleminde yunarsın gönül..

.

İçindeki Leyla’nın közünü söndürüp,

Gönlüne Mevla’nın aşk ateşi yandırıp,

Yüreğini gönül Kabe’sinde döndürüp,

Mevlana misali döner, dönersin gönül..

.

Neylersin ki dolmakta miad, vade,

Olmadan ahirin çok vahim ibade,

Belki derdime çare olur diye bade,

İlahi aşk şarapı sunarsın gönül..

.

Hislerin şekilden şekile bürünür,

Yaşlı kalbin ağyar illerinde sürünür,

Berzah alemi yakazatan görünür,

Ayaksız tahta ata binersin gönül..

Halil şerbet

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑