Sevda Çiçeği / Mehmet Remzi


Yol uzun nefesinde sanki kış yorgunluğu
Ayakların eylülde sanki sararmış yaprak
Duman çökmüş gözlere çiğ düşmüş buğu buğu
Daha hızlı akıyor ömür denen şu ırmak

Hayat gelip geçen acı tatlı oyunmuş
Zamanla kaybolur simandan izi baharın
Bir bakarsın ansızın sessiz ruhuna konmuş
Sevda çiçeği uzak sandığın şu dağların

Yaşamak dediğin sessiz rüyaymış meğer
Uyanınca bitmeyen bir rüya dense yeri
Zeytin gözlü bir ceylana rastlarsanız eğer
Söyleyin benim benim peşindeki serseri


Mehmet Remzi

Kal Böyle Ölümsüz / Zeren

Ruhum ayak izlerinle dolu
İzinsiz
Söylesene gönüllü mü girdin yoksa
Gönülsüz

Kaç derviş gezdim
Kaç bilgeye sordum
Şimdilik yapamazmışım
Sensiz..

Ama sevda atını şahlandırınca
Eziliyormuş çiçeklerim
Üzülüyormuşum, denedim, olmuyormuş
Dizginsiz

Her şeyin büyüsü bozulurmuş ya
Vakti gelince… Ürküyorum,
Bırakıp gider misin bir gün
Zamansız

Nice şiirler adadım,hep kal diye
Kaç hayal biriktirdim
Kaç rüya topladım, saf…
Yorumsuz

Harpsiz savaşsız gönlümü işgalini
Anlatırdım aklım dursaydı yerinde
Kaybettim sevginin deryasında
Hükümsüz

Haydi tanımla beni gönlünde
Berrak mıyım, bulanık mı
Özgür müyüm, tutsak mı, söyle bana
Yalansız

Ne vaadin var, ne vaadim, biliyorum
Olur ya gitmek elzem olursa bir gün
Sen de yanar mısın benim gibi
Dumansız

Bir ikindi vakti serinliği gibi
Uğrayınca bakışların ruhuma
Duramam, düşerim toprağa
Cansız

İçli bir şarkının nakaratı dilimde adın
Söyledikçe hiç bitmeyen
Yüzünse zihnimin duvarında asılı
Çizimsiz

Tenha kentimin yasak sakiniyken varlığın
Yorgun da olsan, darda da kalsan
Kalır mı emanetimin sırrı sende
Ölümsüz….

Zeren

Erkanıharpler/ Süleyman Halidoğlu

Diline vakıf ol, halini dinle,
Devrin hitabında erkanıharpler
İnsanda hiç eksik olur mu hile?
Dünya serabında erkanıharpler

Napolyon mağluptur general kışa
Hanibal Alpler’de yürümüş boşa
Attila kimlerle kaldın baş başa?
Teneşir kabında erkanıharpler

Kalem mi, kılıç mı Babür’ün hakkı?
Yad elde zâr oldu Fatih’in aşkı
Kazıklı Voyvoda paslı bir çakı
Kör balta sapında erkanıharpler

Koca Yavuz tabi olur bir Gül’e(SAV)
İskender de düşmüş kupkuru çöle
Sezar gönül vermiş pis bir güzele
Sahra türabında erkanıharpler

Sultan inadına kızınca şûrâ
Yıldırım’a bir ders olur Ankara
Fazla kızma filleriyle Timur’a
Vicdan azabında erkanıharpler

Örnek iki kardeş Çağrı ve Tuğrul
İhlasla kanatlan, itkanla doğrul
Az bulunur Alpaslan gibi oğul
Tarihler çapında erkanıharpler

Osman’ın ufku pak, vizyon çok geniş
Orhan ve Murat’la sürdü yükseliş
Muhteşem bir nizam, şanlı direniş
Çağlar gülabında erkanıharpler

Cengiz’in narsizmi ayyuka çıkmış
Bozkırın albızı dünyayı yıkmış
Zalimi sevmek de bir hastalıkmış
Her ders kitabında erkanıharpler

Ah şu Celaleddin kahramandır da
Hiç mi düşman bulamamış bozkırda ?
Kardeş kanlarıyla kirli çadırda
Hüsran hesabında erkanıharpler

Nureddin Zengi’yle işlendi minber
Selahaddin neden daim mükedder?
Temiz beldelerde Allah u Ekber
Selamet babında erkanıharpler

Ve kudretli aşkım Ebu Süleyman
Tevhid için azledilip şahlanan(?)
Sen gibi bir asker bilmez bu devran
Kul olmuş kapında erkanıharpler

Ekvatorlu Süleyman Halidoğlu

Ahvâlim / Ahmet Terzioğlu

Kim derdi baharım kışa dönecek,
Kırılıp döküldü dallarım benim.
Belli ki bahtımın şavkı sönecek,
Hazâna uğradı yollarım benim.
…..
Sevmek bir hayâldi, hayâlde kaldı,
Vuslat bir masaldı, misâlde kaldı.
O yâr çok uzak bir mahalde kaldı,
Boşluğa uzandı kollarım benim.
…..
Kısa bir ân içre saklandı zaman,
Sonsuzluk arzusu yaman mı yaman.
Eteğimde ateş, başımda duman,
Hoyratça harcandı, yıllarım benim.
…..
Bazen bir kelebek, bazen arıydım,
Bazen gül kırmızı, bazen sarıydım.
N’olurdu ben de bir bülbül olaydım,
Zehr’oldu kovanda ballarım benim.
…..
Gülzâr harâb oldu, çiçekler soldu.
Ne hâlim hal idi, ne yolum yoldu.
Sermâye tükendi, vâdeler doldu,
Pul oldu mîzanda mallarım benim.
…..
Âşikân bezminde bir dâra düştüm,
Aşktan gâfil idim âh zâra düştüm.
Hicâp ile yandım da nâra düştüm,
Soruldu dîvanda, hallarım benim.
…..

a. terzioğlu

Ey Can / Derya Atalay

Sen bana “bizi anlat” mı dedin Ey Can?
Nasıl yaparım nasıl ederim?
Koca okyanusu bir zavallı bardağa nasıl sığdırırım?
Beni ısıtan ışıtan güneşimi dürüp de bir cam parçasına nasıl yansıtırım?
Dünyanın bütün yeşil çimenlerini bir araya getirsem gözlerinin tonunu nasıl yakalarım?
Yüregimin yanışını, hissetmez bir kağıda nasıl dökerim?
Gözlerinin ferine dokundurmadan gözlerimi, yaşları akıtmadan usul usul, dilimin mührünü nasıl çözerim?
Senin bendeki anlamını kuru bir kalem parçasına nasıl emanet ederim?
Sadece Züleyha mı aşık olmuş Yusuf’una, gönlümü gördüğümde buna nasıl inanırım?
Ya burnumun kemiğini sızlatan Yakupmisal hasreti sırtlanabilecek sözcüğü nasıl bulurum?
Sensizliğime dayanağım biricik sabır taşımın yerine gururlu elması, gösterişli zümrütü, kıymetli altını koyamayacağımı nasıl anlatırım?
Seni gördüğümde kuru toprağıma rahmet olan yağmurun kokusunu gülizarın en nadide gülünün kokusuna değişemeyeceğimi nasıl dile getiririm?
Ayrı düştüğümden beri bülbülümden, bütün kuşların şarkılarına kulağımı tıkadığımdan nasıl dem vururum?
Bir damladan yaratılmışların zulmünden ötürü seni bağrıma basmaya olan özlemimi nasıl yazarım?
Ufak tefek birşeyler yazarım elbet ama bu sana da seni sevmelerime de haksızlık olmaz mı Ey Can?
Aşkı anlatmaya calışmak, bu kifayetsizlik aşka haksızlık değil mi Ey Can?
Mecnun’a niye aklını yitirdin,
Ferhat’a niye dağları deldin,
Kerem’e niye yanıp kül oldun,
deyip sual etmek onların var olma sebeplerine hakaret olmaz mı aşığı, aşkı incitmez mi Ey Can?
Yalnızca şunları derim.
Demeyi kendime bir borç bilirim.
Benim için aşk bir deli divanelik, kendini bilmezlik hali değildir…
Aşk, Sımsıcak bir merhamet ve cömertlik.. Kalbi selim aklı selim bir muhatap.. Onun sevgisine ve ilgisine mazhariyet.. demektir.
Benim için aşk , şiddet değil sükunettir. Aşırılıktan uzak olmak kararında kalmak demektir.
Benim için aşk, ‘ben’ demeyi ‘ben’i düşünmeyi ‘ben’i kayırmayı bırakıp ‘biz’i yüceltmektir.
Benim için aşk, varoluştur,diriliştir,uyanmaktır,farkına varmaktır. Gaflet perdelerini boydan boya yırtıp özünü, aslını ve de dengini bulmaktır.
Benim için aşk, beklemek,özlemek,aramak,sormak,çağırmak, dilemek.. hasıl olunca da şükretmek, kadrini bilmek, kıymet vermek, candan aziz tutmak demektir.
Benim için aşk, ‘bir’i bulmak, ‘bir’i sevmek, kalbini ona tahsis etmek kalbinde onu rahat ettirmek, sıcak tutmak hiç üşütmemek demektir.

Ben aşktan, sevdadan, merhametten, ilgiden yana nasibimi aldım Ey Can!
Varolasın.

Şükrolsun…
Aşkı Veren’e de Seven’e de Sevdiren’e de…

Derya Atalay

Şiir Yağmuru / Sibel Güzel

Hatrımı saymadi felek, namerdi gümrah eyledi.
Bir güzelin düşüne şu gönlümü emrah eyledi.
Nice kuyular dök dedi içini, vermedim sırrım.
Yoruldum, bir ulu dağa yaslandım da, ah eyledi..

Kavuştu aşık maşuk, sağır olan agâh eyledi.
Yandı mah yüzüne şu cesedim,  arz-ı rah eyledi.
Nice dilberler geçti, elinden bir tas su içmedim.
Bir şerbet ver, hasta gönlüm bilmem ne günah eyledi..

Geçti ömür, Yakup Nebi her gece sabah eyledi.
Kuyuya atılan Yusuf, kirpiğinin bir teline penâh eyledi.
Nice zindana gün doğdu. Gün görmedi benim yüzüm.
Yüzünü gören Züleyha sen de karargâh eyledi..

Pazar kurdum dört bir yana, aşıklar destgâh eyledi.
Yandı hamam yandı han, duyanlar ah-u vah eyledi.
Nice padişahlar sim verdi tacının ipliğinden.
Benim gözüm saçlarının teline nigâh eyledi.
Benim gönlüm göğsünün kafesini dergâh eyledi…

Sibel Güzel

Reca / Hamide Yaramış

şiir şiir yüreğime dolansan 

sayfa sayfa okusam 

kelime kelime 

hece hece

harf harf 

anlasam seni

ucundayım her şeyin

yatağın

kanepenin

mutfakta sandalyenin

yirmi dört saat gününde

on dakka yer vermez salondaki iki kanepe

devinip durup minik kutunun içinde

her şey ucundan ucundan 

her halimle yarım yamalak yani

kitap yarım

defter yarım

şiir yarım

uğraşlar tam üstü

yarışlar tavan

sonuçlar yarım

tutamadım

tutturamadım yani

sen yine de şiir  şiir dolan gönlüme

satır satır

okuyayım

çok mu yoruldum 

senle nefes alayım

yarımlarımla varım

ve teksin sensin 

tamamlayanım

sevgilim en bi değerlim

habibine hayranlığını

huy olarak isterim

öyle bir kızıla boyansın ki gök kubbe 

tüm iğrençlikleri eritsin

toprak ana yutsun gitsin 

ve öyle bir ışıldasın ki feza 

ısınsın üşüyen yanlarımız

tamam olsun hallarımız

nasılını seversen sana öyle 

diyeyim

habibine 

haliline benzeyeyim

had aşılmaz isteklerle

hal bulunur heveslerle

bin kütle bir zaman bölünse

basınç yüktür hepimize

bin kütle bin zamana bölünse

basınç bire iner

işte o vakit

Bir’e ulaşmak zor değil

şiir şiir dolan benliğime

beyit beyit

kıta kıta

bend bend sezeyim seni

sonsuza dek 

bırakma beni

Hamide Yaramış

Sen /Aksel Turgut Tuna

Seni düşününce ben,
Yeşerir yeniden ömrüme şahit bahçemdeki söğüdün yaprakları,
Ve akar ellerimden gül kokan yollarının kupkuru toprakları,
Güvercinler uçuşur penceremin pervazında,
Isınır hayalinle garipler puslu zemheri ayazında.

Sana kavuşunca ben,
Dirilir gökkuşağım masmavi tarafından,
Patika yollarda oynar çocukluğum en safından.
Öper meltemler mezarımı alnından,
Ben gitsem de bırakma ebedi Senin yanından…

Aksel Turgut Tuna

Arz-ı Hal / Mücrim

Ey! Nebîler nebîsi yâ habibûllâh sâlât-u selam sanadır ,

Bu tendeki can sana kurban ama ümmetinden pek çok bîzârdır,

Bakışlar bulandı ; terkedeli çok oldu senin kutlu yolunu

Böyle ise alem-i İslam sanırım yevm-i kıyamet yakındır.

Kanaat ve şükür sizlere ömür sefahat içindeyiz artık,

Hârâb olmuş İslam kalesi varsın olsun ne gam dört yanı yıkık,

Emr-i bîl mârûf nehy-i âni’l münker de neymiş geç bunları boşver,

Yâ Resul ümmetindik lakin senin gibi yaşamayı bıraktık.

Dilde kelime-i tevhîd kalp şehavat ve maddiyat diye atar,

Sorsan herkes müslüman ama bilmemki bu hangi kalıba sığar?

Takvâ dan geçtikte ;bir damla bile ihlas ve samimiyet olsa ?

Ne kadar kebâir varsa revaçta iman ise uzaktan bakar.

Ölüm en büyük mürebbi o bile terbiye edemedi bizi,

Çarşı pazar hayli kalabalık aman kaçmasın akşam ki dizi,

Hayat çok kısa ye,iç,keyfine bak diye diye dünyevi olduk,

Fatura ve taksitler aklımızda ancak unuttuk Azrail’i

Ene asrındayız yere basmaz ayaklarımız gurur,kibirden,

Çok isteriz herkes beğensin bizi ama hoşlanmayız tenkitten,

Tevazû,mahvîyyet,diğergâmlık çoktandır unutuldu herhalde,

Ya ! Resûl korkarım fersah fersah uzak bize sünnet-i seniyyen.

Buralar diyar-ı İslâm ama ne yazık ilim bize uzaktır,

Münafıklar dikkatle dinlenirde heyhât âlimler susmaktadır,

İlim ki müslümanların yitiğidir buyurmuştun sen ey Nebî,

Gavûr dediğin çalışmakta, ümmetin boş muhabbet yapmaktadır.

Şaşırdık istikameti de yazık iblistir artık bize yârân

Nevzûhûr hârâmîleride gördük besmeleyle işe koyulan,

Müslüman ki herkesin ondan emîn olduğu kişi değilmiydi ?

Ayaklar baş olmuş , başlar ayak ; dört yanımız artık dilsiz şeytan.

Derdim zîyâdedir hangi birini açayım yâ Hatem’en Nebî ?

Rahmet’en lîl âlemînsin sen ama kaybettik biz senin izini,

Muhtacız şefââtine yoksa perişânız halimiz haraptır,

Aşk, Hikaye / Hamide Yaramış

       Aşıkların aşığı, ilmin ve irfanın mertebelerini onca eğitim gördükten sonra sahaya gönderildiğinde yaparak yaşayarak öğrendikleriyle aşkın mertebelerinde cenk eden kadı Yunus. Hak ve adaletin bağrında gördükleriyle karar veren, herşeyin olması gerektiği gibi olmasını savunan ilim ve haşyet sahibi Yunus. Görünenle görünenin arkasındaki sırrı keşfetmesinde Pir’i Taptuk’la belki de hayatının en güzel maceralarını yaşayan Yunus. 

       Bağrı yanan bilir aşkı. Yüreği ağlayan, gözleri kanayan bilir. Adım adım, hece hece yanıp kavrulan bilir.

       Yusuf’un gömleğini hırsla hunharca yırtan Züleyha’ya sorun yürek yangınını, çaresizliği. Bunca değer vermişliklerle değersizliğe düşürülen kara sevdalılar aşkın hangi burcunda intihar girişimindeler acaba. Gözyaşının oluk oluk sineleri kavurduğu, hayatın sadece sevdiceğinden ibaret olduğunu zanneden aşk tutkunu, acı bağımlısı melankolik kazazedelere sorun. Senin için dünyaları yakarım deyipte, her seferinde sırtını dönen döneklere diyeceklerini desede içindeki boşluktan kurtulamamış gönül yorgunlarına  diyiverin aşkın zihnin sarmallarında şekillendiğini. Bu sarmalların her sevmeyle daha bir güçlendiğini. Daha bir ruhumuzu sarıp sarmaldığını. Yalnızlık denen  bir hissin belki de sonsuza kadar yok olduğunu. Peki bu sarmaşıklar ilgiyle beslenmeyince neler olur aşığın dimağında! Neler olur bir düşünün. Sorgulanmaz mı herşey? Anlamını yitirmez mi tüm güzellikler! Sızlamazmı ruh? Çektiği acıdan sevdiceğine kahretmezmi hiç?

       Aşk çok güzeldi hani. Aşk en büyük mutluluktu. Aşk ayağının yerden kesilmesiydi. Göğe merdiven kurmadan yükselmekti hani.  Öyleyse ölmeden ne işim var benim yerin dibinde demez mi aşık. Vefasızlığın, soysuzluğun hangi seviyesi bu acıları yüreği aşk ile işleyenlere reva görebildi. 

      Anlamı olmayan şeylere sürekli bir anlam yüklemek zorunda mıyız?  Gözle görülmez, elle tutulmaz ama hissedilir. Ve insan bu hislerin kurbanıdır hep. Bedeni seninle değildir, hiç olmamıştır. Sadece seni seviyorum demiştir. Ama öyle güzel demiştir ki yüreğinin inci tanesi olmuştur. Aslında o sözü güzel demesi duyanın hayalidir. Bu işin aslı o deyiş bile soluk, sessiz ve nefessizdir. Sesi, soluğu olmayan, nefessiz sözler işte bu yazılar. Kağıda yazdığın yüreğe daha kolay yazılıyor. Kağıda yazılan içine daha çok işliyor. 

      Yüce yaratıcının ‘OKU’ demeden önce ilk yarattığı şeye, kaleme ‘YAZ’ demesi hem akıl hem mantık süzgecinden geçtiğinde bir duygunun yahut bir düşüncenin yazılması kalıcılığını ve güvenilirliğini artırıyor. Ve değer kazanıyor okunduğunda hatırlandığı için. 

     Renk renk, desen desen yazmak gerek herşeyi. Sadece aşk denilince kalp ve zihinde ton ton karakalem çalışması dolabiliyor. İşin en ilginç yanıda aşık öylesine renk körüdür ki gökkuşağının renkleriyle hayatının desen desen iyinin en iyisinde olduğunu düşünüyor. Gülüşleri hep bu eksen de gerçekleşiyor. Ne zaman bu körlük biterse içi dışı birden kararıveriyor. Tutunacak bir dal aramak aklına dahi gelmiyor. Akıl çoktan çökmüş. Yürek yanmak yerine buzullarda olduğunu seziyor. Acıdan anımsamıyor  ki yaşadığını. Her anı anlam olan hayat anlamsızlaşıyor. Ve bir nefeslik dahi düşünmeden  canını teninden kendi koparmak istiyor. Ve nadasa bırakmak istiyor tüm duygu ve düşüncelerini. Daha çok bereketlensin ve böylece  gökkuşağını hiç kaybetmesin hayatında. Umut etmek istiyor aslında. Herşeyi kabullenmek yerine her seferinde yeniden başlamak istiyor. Bıkmadan, usanmadan yenilemek istiyor adına aşk denen o güçlü duyguyu. Tutku ve bağımlılık. Olmazsa olmaz. Ne bileyim diğer yarım mevzusu işte. Aslında çok karmaşık ama bir o kadar da basit bir duygu. Duygu işte yani! İnsan olma ölçüsü. İnsan kalmakta bu duyguya olan vefa halleri.

     Yunus’un ahvaliyle başlayıp kendi nefsini sorgulayan zihin. Hiç yorulmadın mı? Sorgulamak yerine kabul edip bu kadar desen. Bu hikaye bu kadar. Bir iş para yapmıyor ve iflas ediyorsun. Hala aynı işi aynı yöntemlerle yürütmede bir mantık var mıdır! 

Evet yoktur muhakkak. Kulağa küpe takmaktan da bıkıyor insan işte. Bazen böyle saçmalamak istiyor. Ve kendini bu saçmalıklarıyla, en deli haliyle kabullenip kainata meydan okumak istiyor. Gerçek aşkın direnmek olduğunu biliyor çünkü. Gerçek aşkın meydan okumak olduğunu biliyor ve gerçek aşkın bir fanide mümkün olmadığını da biliyor. Ve karakalem çalışmalarını da zihninin en güzel yerinde tatlı bir anı olarak depoluyor. Yapıp ettikleriyle insan insandır. Güzel düşünceleriyle ve hayata bakışıyla. Erdem sahibi fertler kendi olmaktan vazgeçmeyen, ötelense dahi ötelerin ötesine aşına olandır. 

                        Aşkın aldı benden beni

Bana seni gerek seni

Ben yanarım dün ü günü

Bana seni gerek seni

(Yunus Emre)

Gerektir bize artık hakiki aşkın tavında dövülmek. Ameller niyetlere göredir denir ya hep niyetlerimiz dupduru olsun ki amelimiz küçücük yüreğimize aşkı her haliyle sezdirene ulaşmak için bol ve bereketli ve daim olsun. Son nefese kadar değil. Öyle bir şey yapalım ki sonsuza kadar kapanmayan bir amel defterimiz olsun. Görünür, görünmez tüm hayr kapılarını tokmaklamak en güzel içten ve samimi niyazlarla mümkündür.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑