Hayal Kayığı / Handan Tunç

Görkemli aynalarda seyrederdik
Devinimleri
Uçardık Alacakaranlik sabahlara
Kendimizden habersiz
Çocukların fersiz gözlerinde
Ölmüş insanlığı sedyelerde taşırdık
Seherlere

Sabahlar mordu
Beyazdı
Maviydi
Doğurgandı sabahlar

Yıkardık hayallerimizde insanlığı
geleceği süslerdik derinleşen gamzelerde
Sardunyalara sarınırdık
Papatya kokardık puslu koğuşlarda

Steplerden dererdik diyonizyak haykırışlar
Mayalardik hayal kayığında
Harmatan kokan besteler
İyiliğe miyop vicdanlardan
Çekip alırdık gözlükleri

Sabahlar mordu
Beyazdı
Maviydi
Doğurgandı sabahlar

Ve, kurardık hayal kayığında bağ bozumu sohbetler

Handan Tunç

Mumyalı Mevsimler / Handan Tunç

Kayıp ülkelerin korsan sayfalarında
Okunmamış yazıdır mülteci
Cümle olmamış kelime
Yazılmamış paragraflara hece
Kalemin ucundaki hikayedir
Mülteci…
Bekler!
Şafak sökümü saatleri
Mumyalı mevsimlerin külünde,
Kaç tane üç yüz altmış beş geçti
Kim bilir

Çolak kaptanların siluetinde
Olmayan gemiler yüzerdi düşlerinde
Mississippi’de
Bir Sedef kabuğunda
Isıtır umutları tutsaklar, her gün yeniden
Bir çift şehla göz gezer yelkovanda
Bekler!
Yalnız hücrelerde
Görünmez özgürlük ufuklarda
Kaç tane üç yüz altmış beş geçti
Kim bilir

Yıllar yıllara eklendi, günler aylara
Saymadım
Sürgünde
Koğuşta
Kimsesiz yüreklerde
Kaç tane üç yüz altmış beş geçti
Kim bilir

Handan Tunç

Bayram / Handan Tunç

Bayramlar mı Değişti Yoksa…

Bir bayram sabahına daha uyanmak…
“Nerede o eski bayramlar”
Sözleri çalındı kulağıma, dolandı dilime
Hemen hüzünlendi yüreğim,nemlendi gözlerim.
Daldım eski bayramlara gittikçe gittim eskilere.
Biraz daha, biraz daha derken gitmişim on sekizli yaşlara.

Sonra ileriye doğru yol aldım.
Evliliğimin ilk yılları, ve arkasında Türkiye’de yaşadığım şehirlerdeki eski bayramları mı ziyaret ettim ne güzelmiş o günler dedim…
Hasretle, özlemle, o bayramların alnından öptüm. Birer şeker aldım sevgiyle.
Ve devam ettim yolculuğuma.

Nijerya–Türkiye arasında geçen bayramları hatırladım.
Beş senelik Nijerya hayatımda; Ramazan bayramlarını Türkiye’de, Kurbanı ise Nijerya’da geçirdim(k)
Gözlerim ışıldadı birden. Kano–Nijerya’da ilk bayramım kurban bayramıydı. Ne kadar da güzeldi.
Hepi topu 10‐15 aileydik.Herkes yeni kıyafetler giymiş kahvaltılıklar hazırlamıştı.
Bir aile gibi ayni sofra başında toplanmıştık…
Halbuki daha dün gibi hatırlarım o gün günlüğüme şunu yazmıştım gözyaşlarıyla “Gurbette ilk bayram, ne kadar da zor…”
Sarıldım tekrar oradaki arkadaşlarıma Kano’ya baktım özlemle yeniden.
Oradan ayrılırken gece on iki de; terasa çıkıp veda ettiğim gibi, veda ettim hüzünle bir daha…
Ve yola devam ettim.

Vardım Afganistan’a şöyle yüksek bir yere oturdum.
Dağ evleri vardı, yer edindim kendime bir köşenin başında.
Kuşbakışı baktım oradaki eski Bayramlarıma.
Derin bir iç çektim, hüzünle karışık gülümsedim.
Hey gidi günler dedim…
Ne kadarda kalabalıktı, yoğundu.
Misafirler,ikramlar nefes alamazdım koşturmacadan.
Uzaktan bakarken şunu farkettim,meğer ne çok sevmişim oradaki her bir arkadaşımı…
Geldi gitme zamanı. Fark ettirmeden sevgiyle el sallıyorum Kabil’e,Herat’a,oturduğum evlere sokaklara.
Bir hasret dolu bakış gönderiyorum toplu kahvaltılara.
İyikilerimi kalbime alıp bir el sallayıp,gözyaşları içinde ağır ağır adımlarla uzaklaşıyorum oradan…

Yine/ yeniden yola devam ediyorum.
Türkiye faslı kapanalı yıllar olmuş…
Varıyorum Ala‐too dağlarına.
Sevdiğim, yalçın,heybetli ala‐too…
Kalbimin ortasında Nijerya,
Sağında Afganistan,
Solunda Kırgızistan…
Kalbimin yarısı ise Amerika’da.
Sağ–sol tanımı yanıltmasın kimseyi,hepsi de hayati, biri yek diğersiz olmaz.

Bişkek ne çok özlemişim seni…
Allah’ın hikmetine bakın ki,her gittiğim ülkede ilk bayramım kurban bayramı…
seyrediyorum Uzaktan.
Bayramın birinci günü hep beraber Tokmok’a gidilecek.
Buluşma yeri … Market önü
Saat 09,00’da.
Eyvah uyuyakalmışız…!
Yetişemeyeceğiz siz gidin telefonu ve” hazırlanın gelin abla bekleriz” sözünün ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum şimdi.
Göz gezdiriyorum Bişkek’te yaşadığım üç bayrama,ilkinde yabancı bir misafirdim, üçüncüde ise tanıdık bir ev sahibi…
Ve her yerde olduğu gibi geliyor yine bir veda zamanı.
İstemesem de gitmek gerek. vedalar zordur bakıyorum dağın tam karşısındaki evime, orası gönlümde hep evim olarak kalacak– ne çok şey yaşadım acı,tatlı o evde–
Anı yaşadım,anı biriktirdiğim evim…
Hoşçakal güzel şehir,
Her bir sokağına caddesine parkına aşina olduğum hoşçakal.
Gül yolluyorum kalbimden, sevdiğim arkadaşlarıma.
Her biriyle olan hatıralarıma tebessüm ediyorum usulca…

Ve ayrılıyorum, o her seferinde ” nerede o eski bayramlar” dediğimiz eski! Güzel bayramlarımdan.
2020′ de bayram geleceğin eski güzel bayramları mı olur?
Yoksa gitti gelmesin mi olur?
Bilinmez.
Ama şunu bilmek gerek olanla mutlu olmak gelecek güzel günlere/ bayramlara birer davetiye.
Herkesin bayramının huzurlu geçmiş olması dileğiyle…

Handan Tunç

Çocuklar Ölmemeli / Handan Tunç

Pamuk Helva İksiri

Gün saymalı
Nöbet tutmalı günlerin kapısında
Didik didik etmeli günün her saatini
Yelkovanda akrep ölebilir
Ama!
Çocuklar ölmemeli

Yaşamalı çocuklar balonların renginde

Gece uyanmalı
Gecelerin uykusunu bölmeli
Voltalar atmalı rüyaların keyfine
Sessizliğinden duymalı kalabalığı
Uyan!
Çocuklar ölmemeli

Yaşamalı çocuklar pamuk helva iksirinde

Yaz üşümeli
Yazın saatler, günler kısalmalı
Sıcakta muhabbetler donmalı
Şakaklar sıtmaya tutulmalı
Söyle!
Çocuklar ölmemeli

Yaşamalı çocuklar Uçurtma kanadında

Ve, sinsin dünyaya
Kokusu çocukların

Handan Tunç

Doğa izlenimleri 1/ Handan Tunç

Akşamdan yağan yağmurun yaydığı büyülü koku sarmış her yeri.
Çimenin ucundaki çiy taneciklerinde bir dünya saklı
Güneş enfes ve cilveli ışıklar besteliyor renginden.
Bir rüzgar sarıyor yüzleri hafif hafif pamuk dokunuşlarla.
Saçlar konuşan dudaklara yapışıyor
Kirpiklerin ucunda nevruz ateşi.
Rüzgarın sesi hışır hışır, kulağa gizemli bir fon bırakıyor.
Az ilerde iki küçük çocuk tanışıyor,
Aileler mutlu.
Arabalar gidiyor meçhule doğru yüz yirmi km hızla arkasında tiz bir motor sesi bırakarak.
Biriken küçük su birikintileri yalnızlığın neresinde.
Olan bitenlere eşlik ediyor kuşlar senfonisi.
Basket potasına sert çarpan topun baskın sesinde bir ahenk notası.
Çınar ağaçları hep taze hep yeşil, yeşille mavinin cümbüş atlası.
Elinde bastonu, sırtında sıcak gocuk ağır ağır yürüyor beyaz saçlı teyze.
Oda memnun Aralıktan.
Basket potasının aldığı darbelerle başı dönmeye başlıyor.
Yazı biterken kahvede bitmiş oluyor farkında olmadan.

Handan Tunç

Tennure Saklı /Handan Tunç

Umut toplar eteklerini,alıp başını gider gibi

Ve ölüm döşenir 

Bulanmış suyuna Meriç’in

Kimsesizlik tünelinde sarsılır dağlar

Firuze gözlerinde tennure saklı 

Yaktım aklıma tüneyen sürgünü

Ayaklandı isyanım

Başı açık, yalın ayak koşuyor

Şuursuz duygular 

Mesafeler dokurdun dilek rafına

Varsaydı kıyıya solukların

Kıyametidir bugün, ilkbaharın 

Yaşlandı yeryüzü ansızın

Ufkumun yokuşunda 

Siyah beyaz hatıralar çöreklendi özleme

Kim bilir nerede kayboldu veda kırıntıları

Gözlerine dolarken kış

Sitemsizdi gidişin şehrin susuz tufanında

Nurefşan’a ithafen

Handan Tunç

Azar Azar / Handan Tunç

Gecelerin dildiği sabahlardan geliyorum
Kaybolmuş güneşlerden
Toplanmamış yıldızlar ısıtır
Nefti uçurumları
Azar azar mum ışığında
Yitiyor zaman

Yazılmamış masalların kerevetine çıkıyorum
Dönmedi yine kamikaze uykular
Görülmemiş düşler tabiridir
Peşmurde saatler
Koptu magistral sokağında
Kesik maviler

Handan Tunç

Heyamola / Handan Tunç

Kaybolan kentin tufanında yeşermekse hayalim

Çorak topraklarda uykuya yatardı düşlerim

Ay’ın kederinde doğan sancılar içinde

Kurşuni deniz elçisiydi medcezir

Derinde bir yerde dünya batıyor

Kepenk iniyor vicdan çölüne

Yine de!

Soluk soluğa bir umut senfonisi

Huzurun arazı alın çizgisi

Her yanım telaş her yanım kuşatma

Yıkık başkaldırı terazisi avuçlarımda

Sırtımda kırık bir testi

Demin boğuluyordu insanlık

Şimdiyse!

Yükseliyor bir, Heyamola tınısı

Lal Olurdu Sokaklar / Handan Tunç

Yıllar oldu

Mevsimler allı geldi, pullu geçti!

Bebeler doğdu

Beyaz kundaklar hatırasında

Geceler bazen uzardı, bazen kısalır

Bazen üşürdük, bezen ısınır

Arada mutlu da olurduk

Yıllar oldu

Mevsimler allı geldi, pullu geçti!

Düğünler oldu

Beyaz gelinlikler zılgıttan

Gün batımı, lal olurdu sokaklar

Yıldızlar sayılmayı severdi, geceler susmayı

Yıllar oldu

Mevsimler allı geldi, pullu geçti!

Ölümler oldu

Beyaz kefen, neyin pusulası

Menekşeler de ölürdü dilimin kuyusunda

Yıllar oldu

Mevsimler allı geldi, pullu geçti!

Bebeler doğdu

düğünler, anaların yürek pembesini dağıttı okyanuslara

Ölüm susardı ağıtların yankısında

Yıllar oldu

Mevsimler allı geldi, pullu geçti!

Yüreğim hep nemli

Bir arşe tınısında

Belki mızrapın hisli dokunuşunda

Son bulmayacak bekleyişim,

Umudun ılık gözlerinde

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑