entschuldigen,manzarasız pencereler ve varşova istasyonunda bir üşen/geç / Farzımuhal

yine kayboldum, istasyonun adı lazım değil
istasyonun bilgecesi gözlerin
şehri, yönü, numarası farketmez bir trenin
yön’bilmez vagonlarında ağlamak marifetim
sırtımda dünya küskünü bir mazeretin
çulha yalnızlığıyla selamlıyorum yalnızlığını dizginlenmiş mazeretlerin

Kötürüm bir güzelliksin neyleyim
Sana olan zaafım kadar güzelsin
Pir nazar uğrarım kitaplarına
Der kenar ararım Sümmani yazan
Gamzende boğulur da kederin
Sen de bilmezsin
Gamzen de bilmez
Sümmani de
Zaten hiç biriniz bilmesin

Sen bir tek gümansız bilesin
güz’bilmez bahçelerin var olduğunu dünya yüzünde
dünya gözüyle görmenin heyecanını da bilmelisin

kördüğüm bir inceliksin neyleyim
(artık)kömür kokmayan koridorların
mustazaf imgesisin
duyulmaz ki sesin
ki sesin duyulmaz
ama sen bağır
sen BAĞIR ki
kolu kanadı kırılsın seni duyurmayan mazeretlerin

farzımuhal

monachopsis / Farzımuhal


“Daha senden gayrı aşık mı yoktur

Nedir bu telaşın vay deli gönül”

Ruhsati

gözlerinde buğulanmış yolculuk telaşıyım şimdi

perdedarı olduğum tüm umarsız vedalar adına

baharı bekliyorum

bekliyorum

bekliyorum

bekliyorum

(gülümser miyim)

gülüm der miyim

belki

gülü vermeyim

gülü dermeyim

dalında daha özel

dalında daha güzel

bu sevgi

aksanlı şiirlerde tuz lekesi

hasret ten kokusu mintana sinmiş

(bahar gelmiş

koğuşa da bahar gelmiş)

koğuşa onlar gelmiş

bildin mi kalbi şiveli

ne ara kasım gelmiş

ne çare kasım gelmiş

bahçeye bakasın gelmiş

bakmışsın bahar gelmiş

cemre toprağı delmiş

kasım gelmeden gitmiş

ne ara bahar gelmiş

ah yare bahar gelmiş

kim gülmüş

kim beklemiş

kim güne yaş eklemiş

kim güle yaş eklemiş

kim yanmış küle benzemiş

mona roza

kim demiş

mona roza değil

monachopsis

Ekim / Farzımuhal

kim bölüşür ekmeğini seyrek umutla
tüfeklerin sayesinde gün b/ölüştüren kim
sahiden bir çıkış varsa bu güncel anafordan
(Lütfen) önce bana söylemelisin
ve ekim
bir eylül terkisinde g.izlenir
ki insan severken filizlenir

babamı özlüyorum bu ayıp değil
ülkemi de özlüyorum biraz utanç içinde
bir avuç kara toprak bana, bir eylülden kalan
bir tenha ziyaretlik henüz hiç gitmediğim
ve ekim
bir eylül mahzeninde g.özlenir
ki insan sevgisizken güzlenir

dörtmevsimyaylaların çok uzağında
hafsalamda kaçencunga kıymıkları
insan bayındır bir memlekette umut bulmalı
huzur da bulmalı biraz lüks lakin
ve ekim
bir eylül bahçesinde y.azlanır
ki insan sevdiğine nazlanır

farzımuhal

Anne Tozu Teorisi/Sabıkalı Ellerin Su İçirme Telaşesi / Farzımuhal

prematüre martılar ulanıyor gösterişli iplere
başağa durmuş buğdaylar masumiyet sarısı
ellerin doğurganlık borçlanır
o uykusuz
o huzursuz
o geceye
gece bir deniz
bu defa ölmeyecek butimar
ellerin denizden bengisu devşirecek

ispat edilmemiş önermelerde bir aloe veda
bir fesleğen ayrılık
anne ellerin ne kadar güzel

anne kulunçları ağrıyor dünyalıkların
bir tahammül sarıyor düşündükçe çehreni
ben iflah olmaz muntazırı baharın
ama kulunçları ağrıyor dünyalıkların

evlerin kapıları dokuz köye kapalı
evlerin kapıları ellerinle kınalı
bir ihtimal sarsıyor düşündükçe çehreni
nasıl bir öfkeyse bu ellerine duyulan
ellerin su içirmekten sabıkalı

ellerinde gönenç ferahlık
sibir yanaklarında buz tutmuş matem ve kıvanç
ki buz da bir su sonuçta
üşengeç anımsamalar varsın pencerenden geçmesin
anne ellerin dört mevsim dua günceli
ellerin bu sefer çiçek açmasın
seğirtip de öpeyim o gülfizan elleri

Dilerse…

Farzımuhal

Gül’su’rur / Farzımuhal

Ah Gül’su’rur
Çıktığın sonsuza yolculuk
Ağlayan Sadece nisan değil arkandan
Arif’an ç’ağlar durur
ağlar durur o kimsesiz çocuk
ki ağlamak memleketimde ölmek kadar sıradan

Ah Gül’su’rur
Ki huzur bir sarı kaftan
Ki yüzün ertelenmiş bayramlar avuntusu
Ki hüzün bir ılık yağmur
dökülür bakışlarından

Fm

ben babamı kırk yaşımda kaybettim/farzımuhal

Ben babamı kırk yaşımda kaybettim
Bir eylül gecesiydi
Kanadı kırık kırk kırlangıç süzüldü genzimden
Ağlayamadım
Gidemedim , koklayamadım avuçlarını
Gidemedim,
çok uzaktaydım babamdan ve denizden…

Tozlu düşlerime sığındım çaresiz
Elimden tutan bir el gördüm puslu camlar ötesinde
Sırtıma dağ,destanıma kahraman
Ben aciz

Bilemedim kırk yıllık hayal gördüm
Kendimi ağlamaya meyyal gördüm
Ağlayamadım
Bir ah çektim derinden

Ordular kurdum zihnimde, süvariler, piyadeler
Bombaladım tüm mevzilerini ayrılıkların
Esir ettim firari yakamozları ,
Sırdaş bildim yıldızları
Yolladığım tüm şifreli telgraflar çözüldü
Mors alfabesi terketti beni ilk önce
Sonra sen baba
Sonra sen gidince
Ağlayamadım
Sol yanımda bir sızı yeşerdi ince ince
Sol yanıma bir sızı yerleşti sen gidince

Farzımuhal

“gözlerine her şiir ayrı bir infilaktır” / Farzımuhal

Gözlerin mevzu bahis,vazgeçtim sızlanmaktan
Asfar yalnızlıkları bir bir kınalıyorum
Hep ürktüm,hep çekindim yokuşta hızlanmaktan
Ardında koştururken,soluksuz kalıyorum
Gözlerin mevzu bahis,vazgeçtim sızlanmaktan

Asumana üflesem denizden süzüp ezrak
Yitik şehsuvarları muştunla etsem teskin
Gözlerin hedefine kilitlenmiş bir mızrak
Saplanınca göğsüme, ne küs kalır ne de kin
Asumana üflesem denizden süzüp ezrak

Tutuşur yangınlarda keşmekeş arşivleri
Mütehayyir bir baksan şu eylemsiz halime
Gözlerin gül kokulu bir silahın yivleri
Delip geçer umarsız,bakmadan ahvalime
Tutuşur yangınlarda keşmekeş arşivleri

Gözlerine her şiir ayrı bir infilaktır
Devrimler düşlemektir mısralar adedince
Merdümgiriz halimle vuslat kucaklamaktır
Nazarın esrarıma muvafakat edince
Gözlerine her şiir ayrı bir infilaktır

Fm

karahindiba/farzımuhal

“Şiirlerin neden toprak kokmaktadır”
sordu safran
say ki ben şiir diye
karahindiba toplamışım
yıldızların göğünü süslediği
isimsiz yaylalardan

“Şiirlerin neden denizden korkmaktadır”
sordu turkuvaz
say ki ben şiir diye
okyanus koklamışım
bir deniz feneri yalnızlığında
güneşsiz kıyılardan

“Şiirlerin neden orman hırçınlığıdır”
sordu hârda
say ki ben şiir diye
kelebek avlamışım
bangui yollarının
ürkek kıvrımlarından

“Şiirlerin neden uçurtmalara mahrem “
sordu mavi
say ki ben şiir diye
kehkeşan düşlemişim
mahpus çocuklarının
evrensel umutlarından

“Şiirlerin neden gökkuşağına hayran “
sordu şövale
say ki ben şiir diye
çakıl taşları toplamışım
doluya tutulmuşken
köprüaltı sığınaklarından

Duygusal Renk Kopuşu / Farzımuhal

Dedim cana merhem derd-i yâr olur

Dedi yâr dertlisi bikarar olur

Dedim çakıl ne ki yollar dikenli

Dedi yürüyene çemenzâr olur

Dedim gaflet beni koymuyor yola

Dedi fark edene ilan ar olur

Dedim hem nasihat hem balyoz sözün

Dedi anladığın sana kâr olur

fisiltilar yukseldi sovaleden ;

ben step’sarısı

uçsuzluğa payanda

ben sararım buğday toplayan köylü kızları

geceleri avlanmayan rengim ben

hem masum

hem uçarı

beni idam etmeyin

ben ırk’arası

afrikalı bebeğin teninde ,

ayrımcılığa karşı asil duruşumda saklıdır direncim

ben kömür karası,

ben gönül yarası,

babasız çocuğun şuur altında

bir maden göçüğü sonrası

beni sürgün etmeyin

ben gök’grisi

kâh mutlu evlerin bacalarında dans ederim

kâh bulutların kucagında

kül rengi katliamlar artığı bir savaşzedeyim

bomba olup atılırsam beni bağışlayın

anneler,çocuklar ve Hüma kuşları

beni kurşuna dizmeyin

ben alelade bi’rengim

özümde masum,

bana yükleyerek tum soykırımları

kurtulacaksa eğer insanlık

kabulüm

beni infaz edin

yetim bir gökkuşağı altında

sizler renksiz şarkılar söyleyin g’ayrı

Anneler,çocuklar ve Hüma kuşları ölürken

suçlayın idam ettiğiniz butün renkleri

deliksiz uykularla bekleyin

Mahşeri…

Dedim yükün ağır belli derdin çok

Dedi bu bir sırdır fa’ş etme sakın

Dedim şifa için yarana tuz dök

Dedi kanadıkça nekahet yakın

Farzımuhal

âhminelaşk / Farzımuhal

varlığın gamzede yapıncak

hasretin natuvan ingiliz kırbacı

afrika gibisin sevgilim

ürkek, olağan ve hazırlayıcı

âhminelaşk ” travmalara

.

bir oranj sitem düşer yanağından

bir pigme utancı sarmalar seni

afrika gibisin sevgilim

sende, sensiz yürümek tehlikeli

vehâlâtihî

.

iki mevsim gülersin ben dört  bilirim

senden önce harmatan öper sakalımdan

ve uğramaz buralara nevroz 

sen gülmedikçe 

afrika gibisin sevgilim

yağmur ve toz arasında

ahrakakalbîbi-harârâtihî

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑