Güle Kan Düştü / Erhan Bozkurt

Oyy gardaş! Sen söyle de ben ağlıyım,
Gapat yaran senin yeren ben ganıyim
Ciğer parem bırak yaran ben sarıyım
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi..

Oyy gardaş! Sen sus, diyeceğin ben söyliyim,
Sen çekerken destanını ben yazıyım
Ne diyim, hangisine nerden başlıyim,
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi…

Oyy gardaş! Sen adanmışsın şahidiyim.
Bir ömür ki hep Sen verdin ne diyeyim,
Seni hangi hizmetinle yad ediyim,
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi…

Oyy gardaş! vatan, millet canın saydın,
Fakir fukara herkesin yanındaydın,
Türk’ü, Kürt’ü her birini canın saydın,
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi…

Oyy gardaş! her insanı gardaş bildin,
İlim, irfan, okul okul açtın yaydın,
Sarı, siyah, beyaz… insan dedin,
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi…

Oyy gardaş! tek derdini ümmet saydın,
Her mazlumun, ağlıyanın yanındaydın,
Eşin, yuvan, geleceğin heçe saydın,
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi…

Oyy gardaş! Sen ağlama, ben ağlıyim,
İndir yükün, bırak yere ben daşiyim,
Ciğer parem dertlerini ben çekeyim,
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi….

Erhan Bozkurt

Keşke / Erhan Bozkurt

Keşke geriye dönebilsem,
Seninle tanıştığımız o ilk güne,
Önce gönlüne girebilsem,
Henüz girmeden ömrüne.
Elini sımsıcak tutabilsem,
Seni bulaştırmadan Kaderime,
Keşke seni anlayabilsem,
Benzetmeden önce kendime.

Göz göze gelip kırpmadan bakabilsem,
Ortak etmeden seni gözyaşlarıma,
İçten bir kere güldürebilsem,
anlamsız şakalarıma.
Keşke…
 Keşke … başa dönebilsem,
Vazgeçsem inandırmak için kendime,
Önce seni anlasam, seni dinlesem,
Sığınıp durmadan mazeretlerime,

Bir kez kendim olabilsem….
Sevdiğim….. deyip bakabilsem yüzüne.
Geçip, giden günleri geri getirsem,
Kalbimi bıraksam gecikmeden ellerine..
Keşke….
Keşke aradığın huzuru verebilsem, 
Kahretmeden , geçen günlerine ,
Bensiz geçen günlerini silsem,
Tastamam girebilsem ömrüne …

Seni kırdığım her anı yaşatmasam
Yeni baştan yazdırsam Kaderime,
Ruhuna huzurdur ki üflesem
Gizlenip nefesime ,
Girsem gönül kafesine….
Hapsetsen bırakmasan,
Beni kendi kendime…..
Bir ömür tekrar tekrar sevsem,
Anlasan sevdiğimi… hem de ölümüne…

Beyhude / Erhan Bozkurt

Duydum ki adıma şiirler yazıyormuşsun,

Fuzûli olup yazsan ne yazar… yazma.

Taşlara, ağaçlara kazıyormuşsun,

Altın harflerle yazsan da artık beyhude…

Fotoğraflara bakıp bakıp duruyormuşsun,

Geriye dönüp bakmadıktan sonra…bakma.

Geçip giden günlere yanıyormuşsun,

Ateşlerde kavrulsan da artık beyhude…

Gezdiğimiz yerleri adım adım adımlıyormuşsun,

Sığınacak gölgemi, yollarda arıyormuşsun…arama

Durup durup boşluğa dalıp gidiyormuşsun,

Hayal olmuş anıları ansan da artık beyhude

Baharlara, yazlara küsüyormuşsun,

Her mevsimi kış bilip üşüyormuşsun…üşüme.

Her gün sonbahar yaprak yaprak döküyormuşsun,

Güneş olsan, ay olsan, buluta esen yel olsan… beyhude

Gece, gündüz, zamanlı, zamansız ağlıyormuşsun,

Sil göz yaşlarını çok geç ….ağlama.

Mezarımın başından ayrılmıyormuşsun,

Fatiha’lar Yasin’ler göndersen de…
artık beyhude..

Ya Sahibel Gureba / Erhan Bozkurt

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen sessiz çığlığım,
Sen gizli hıçkırığım,
Sen soframda katığımsın…

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen gecemi gündüz ettiğim,
Sen gözyaşımı tükettiğim,
Sen bahtına düştüğümsün…

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen boğazımda düğüm,
Sen en güzel rüyaları gördüğüm,
Sen aşkıma mühürümsün…

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen dünü, yarını sildiğim,
Sen “ben”i sindirdiğim
Sen sende “O”nu bulduğumsun…

Gariplik Sen ne güzelsin,
Sen ruhumu bedenimden söktüğüm,
Sen kanımı şerbet diye içtiğim,
Sen avuçlarında kalbimsin…

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen çile çile çektiğim,
Sen ümit ümit gözlediğim,
Sen aradığım vuslatımsın…

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen Resul’e kardeşliğim,
Sen ayet ayet geçtiğim,
Sen muştulandığım müjdemsin…

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen kimsesizliğim,
Sen çaresizliğim,
Sen “Ya Sahibel Gureba” inlediğimsin..

Bizi Sevdamızdan Vurdular / Erhan Bozkurt

Bir kara sevdaydı bizimkisi,
öylesine… “gözümde ne cennet sevdası,
ne cehennem korkusu …”
Var mıydı ki daha ötesi,
kalmış mıydı uğrunda verilesi,
kalmış mıydı dünyada yer gidilesi ?
Mal ise mal ömür ise ömür, can ise ölesi !
Acıtmazdı, çekilirdi de dünyanın çilesi….
gel gör ki….. bizi sevdamızdan vurdular .

Bizimkisi bir Aişe meselesi ,
Göklerden teyittir isteyesi ,
Beklerken… erim erim eriyesi,
Güzeller güzelinden bir işaret bekleyesi ,
Gözlerde yaş …. kuruyana dek ağlayası ,
“Siz demi ?” deyip Allah’a havale edesi ,
Kalbimizden değil…bizi sevdamızdan vurdular.

Bizimkisi bir Yusuf hikayesi ,
Yakup ki dizde fer kalmadı, gün gün bekleyesi,
öz kardeşleri ki planlar kurup onu bitiresi ,
götürüp kuyuya atıp yalanlar uydurası ,
pazarlardır satılan, zindanlardır çilesi ,
bir ihanet, bir yalan, bir iftira, kolay mı sindirmesi? Sırtımızdan değil… bizi sevdamızdan vurdular.

Bizimkisi bir Hüseyin ağıtnamesi ,
Nedir Yezidlere boyun eğmesi!
Baş ise baş hakikat yolunda veresi ,
Zalime ve zulme Allah için direnesi ,
“O”ki yürü demiş, haddine mi bitirmesi ?
biz değildi, asıl memleket millet meselesi , Başımızdan değil… bizi sevdamızdan vurdular.

Bizimkisi Muhammed Mustafa vasiyetnamesi, Şehbal açsın Nâm-ı Celili Muhammedi…
girsin gönüllere bilsin birkez de Nur-u Ahmedi dünyalar sizin olsun, devletler sizin, ne darbesi? hala anlaşılmadı mı “bu ordu muhabbet fedaisi” davranın… davranın ki insanlığın son çaresi…. diyorken… bizi sevdamızdan vurdular.

Ama bitmedi… bitmeyecek bu muhabbet bestesi, kışlara inat saracak her yanı bahar esintisi ,
Usture değil, Efendiler Efendisi’nin müjdesi ,
Kur’an-ı Azimüşşan’ın Ayet-i Kerimesi ,
Resullerin , Nebilerin izdüşümü neticesi ,
“Yolun Kaderi” diyor; Hakk’ın gürsesi ,
Hikmet o ki; bizi sevdamızdan vurdular….

Erhan Bozkurt

Cendere..! / Erhan Bozkurt

Kaçkın sabahların adı; cendere…
Doğsa olmuyor, doğmasa olmuyor .
Bugün yine döktüreyim deftere,
Yazsan olmuyor, yazmasan olmuyor.
**

Gurbet günlerinin adı; cendere…
Gayret ki olmuyor, gayret olmuyor.
Çoluk, çocuk düştü, ayrı yerlere,
Gel.. desen olmuyor, gitsen.. olmuyor.
**

Sürgün akşamların adı; cendere…
Kalsan olmuyor, dönsen olmuyor.
Şikayet etmeden, versen kadere,
Sabretsen olmuyor, çeksen olmuyor.
**

Yorgun gecelerin adı; cendere…
Yatsan olmuyor, kalksan olmuyor.
Tam dalıyorken güzel hayallere,
Görsen olmuyor, görmesen olmuyor.
**

Sıla sofrası’nın adı; cendere…
Yesen olmuyor, yemesen olmuyor
Dalıp dalıp gitsen eski günlere,
Yutkunsan olmuyor, yutsan olmuyor.
**

Çaresiz kalmanın adı ; cendere…
Açsan Olmuyor, açmasan olmuyor.
Muhtaç olmadın ömründe bir kere,
Sorsan olmuyor, sormasan olmuyor.
**

Muzdarip olmanın adı; cendere…
İzhar etsen olmuyor ki.. olmuyor.
Veren el olup vermişsin, kaç kere,
Alsan olmuyor, almasan olmuyor.
**

Göçen izzet-i nefsin adı; cendere…
Yere çarp olmuyor, çarpma olmuyor.
Çöküp giden yüzdeki çizgilere,
Baksan olmuyor, bakmazsan olmuyor.
**

Hasret türkülerin adı; cendere…
Söylesen olmuyor, sussan olmuyor.
Izdıraptır siner hep nefeslere,
Alsan olmuyor, versen olmuyor.
**

Ertelenen duaların adı; cendere…
Rızası olmuyor, razı olmuyor .
Salamazsın kendini yeislere ,
Teselli olmuyor, teskin olmuyor .
**

Bu yolun kaderi adı; cendere…
Dayan olmuyor, dayanma olmuyor.
Şurada ne kaldı sanki ötelere,
Ölsen olmuyor , yaşasan olmuyor.

Erhan Bozkurt

Çocuksu Dostluklar / Erhan Bozkurt

Çocukluk arkadaşı deriz ya,

Şimdi bakıyorum da…

yanlış diyormuşuz,

Meğer o çocuksu dostlukları

hafife alıyormuşuz…

Çocukluk arkadaşı,

Deyip geçiyormuşuz,

Sonra yıllar geçerken,

Nasıl da anlıyormuşuz ki,

Aslında dostluğun hasını,

çocuksu dostluklarda…

bırakıyormuşuz…

Hatırlasanıza menfaat yok,

Çıkar yok, benlik yok.

Sevap da bir, günah da bir,

Gece de bir, gündüz de bir

Söz de bir, öz de bir,

Ağlarken bir, gülerken bir,

Meğer ne safmışız…

Hem dost, hem arkadaş,

hem canmışız.

Mesela hiç unutmam;

Dilimiz yara olana kadar…

çitlediğimiz çekirdeği,

Sabaha kadar…

konuştuğumuz cini, periyi, meleği,

Babamızdan yasaklı

Metin Akpınar, Zeki Alasya kasetleri,

Hepsi birbirinden komik parodileri,

Elimizde volkmen kasabanın sokakları,

Zorluyorduk bütün ahlaki sınırları…

Annemizden yerken terlikleri,

Bir türlü girsin istemezdik akşam vakitleri,

O sokak senin, bu sokak benim,

Bozardık bütün akitleri,

Unuturduk bütün tembihleri.

Üçtü, beşti, yediydi, ondu sayımız

Arkadaştan öte, kardeşlikten….

geri değildi dostluklarımız,

Yediğimizi, içtiğimizi paylaşır,

Akşama kadar gezer, tozar, şakalaşır,

Birbirimizin derdine saklamadan ağlaşır,

Ya bir kavak gölgesinde serinler,

Ya bir akasya ağacı, selviler..

Ya bir çay kenarı, ya bir göze başı toplaşır,

Biz deriz kır, siz dersiniz piknik,

Hayat buydu bizim için bir günlük…

Gizlimiz yoktu birbirimize,

Bakarken anlardık gözlerimize,

Riya, haset giremezdi sözlerimize,

Dua ederken ellerimize…

Hidayet dilekleri…birbirimize

Abdesti birbirimizden,

Namazı abimizden,

Sohbeti hocamızdan,

Bir ilgi, bir heves, bir heves…

Yani bıraksalar Cennetteyiz bir nefes

Öyle kötü alışkanlıklarımız yoktu zaten

Oradan, buradan derken bir bakmışın yine

Dinden, diyanetten…

Şaka değil bir ara uçacaktık samimiyetten.

Fedakarlık, vefa, sırdaşlık her bir hasletten,

Ne bileyim sanki tırnaktan, etten…

Yani nasıl desem her şeyin ilkini,

Dolduruyordun henüz dupduru zihnini,

Meğer yaşıyormuşuz…

Ömrümüzün en güzel iklimini,

Tadıyormuşuz gerçek dostluğun lezzetini.

Demiştim ya… dostluklar…

Ah neredesin çocuksu dostluklar …

Mülteci Kalbim / Erhan Bozkurt



Doğarken güneş,
mülteci sabahlara,
Gün doğmuyor,
zulümden kaçanlara.
Ne sayılıyor günler,
Ne geçiyor saatler…
Özgürlüğe beş kala,
kırık bütün yelkovanlar,
Akrepler zerk ediyor,
saat başı damla…damla zehir,
Verdiğin kavga sayılmıyor…
Kaybettiğin özgürlüğe istiyor…
senden son bir mehir….

“Yaşatma arzusuyla yaşarken”
geride bıraktığın bir ömür…
Ne oldu?.. nasıl oldu?.. neden oldu?
Kafamda deli sorular,
Mülteci kalbim titriyor…
Hatırlamak istemiyorum,
geçirdiğim son yılları,
O mübarek bildiğim toprakları,
O güzelim hatıraları…
Aldı götürdü, elimde kalanları…
Bir gece yarısı,
Bir takayla, kayıksı…
Boğulmuştuk tek..tek,
Meriç’in bir kıyısı.
Geride kaldı ciğer sızısı,
Kanıyor işte yine,
Kabuk bağlamışken yarası…

Nasılsa kurtulmuşum,
Şimdilerde “mülteciyim,”
İltica ediyorum Yaradan’a.
Mülteci kalbim titrerken,
duam O’na…
Ve işte bir gece yarısı,
Yine kıyamdayım,
Artık ne dünde…ne yarında…
Ne yurdumda.. ne yuvamda,…
Kaybolduğum adresteyim,
Ne Cennette..ne Cehennemde…
Dünyada iken… Araf’tayım…

Erhan Bozkurt

Güvercinler Ağlamaz / Erhan Bozkurt

Neden böyle yorgun ve mahzunsun,
Çok mu yordular seni beyaz güvercin?
Güvercinler naiftir, halimdir bilirim…
Ama sen bilmez misin? “Güvercinler Ağlamaz”
*
Belli ki kırmışlar kanadını kolunu,
Kesmek istemiş gulyabaniler yolunu,
Bu hep böyle olagelmiş , yaparlar bilirim…
Ama sen bilmez misin? Güvercinler ağlamaz…
*
Aştığın yollar uzun ve engebeli,
Taşıdığın “Kutlu Mesaj” her halinden belli,
Kanatların tüydendir, zorlanırsın bilirim…
Ama sen, bilmez misin? Güvercinler ağlamaz.
*
Belki düşürürüz, yıkarız diyerek taştır ki attılar,
Yolundan çevirmek için, sana bin bir eza yaptılar,
Takatin kalmadı dayanamıyorsun, bilirim…
Ama sen bilmez misin? Güvercinler ağlamaz…
*
Adın; Barış, soyadın; Özgürlük senin,
Tutsağı olamazdın ki her istiyenin,
Bu yüzden kafesleri sana reva gördüler bilirim…
Ama sen bilmezmisin? Güvercinler ağlamaz.
*
Taa..ezelden beridir varlığın barış senin,
Husumet, kavga değil ki barışın sembolü sensin.
Kirletmek istediler… çamur attılar bilirim…
Ama sen, bilmezmisin? Güvercinler ağlamaz…
*
Sesin huzur senin, çünkü varlığın huzur, yolun huzur…
O tatlı helezonuna giren sadece bunu bulur,
Çekemediler seni, yok etmek için kovdular bilirim.
Ama sen bilmez misin? Güvercinler  ağlamaz…
*
Öyle ki taa Asr-ı Saadet’e varsan hayalen,
Yine seni buluruz Resûl’ün emniyeti için bekleyen,
Zorlansan da duruşundan taviz vermezsin bilirim…
Ama sen bilmez misin? Güvercinler ağlamaz. 
*
Azıcık daha sabret Güvercinim… azıcık daha dayan,…
Mevla’dır bu misyonu senin omuzuna koyan,
Yolun uzun…yükün ağır…sense zayıfsın bilirim…
Ama sen, bilmez misin Güvercinler ağlamaz .
*
Hadi hikmet de kanatlan, hadi hizmet de kanatlan…
Hadi davam de kanatlan, hadi Allah de kanatlan…
Bütün bunlar geçecek, şerler hayır olacak bilirim.
Öyleyse hadi kanatlan…hadi yine kanatlan…
Sen Bilirsin  Güvercinler ağlamaz.

Erhan Bozkurt

Arz-ı Hal / Erhan Bozkurt

Ne günlerdir yaşanıyor Ya Rab,
Her bir demde bir matem…
Şimdilerde insanlar bitap,
Harabe oldu yuvalar, yurtlar harap…

Şikayet sayma ne olur Ya Rab,
Bunca zaman hizmetkar eyledin madem,
Bahşettiğin lütuflar çıkmasın serap…
Olsa da can harap, canan turab.

Haşa isyan değildir de Ya Rab…
Esmez mi artık semtimize meltem?
Doğmaz mı sabaha güneş, geceye mehtap?
Bağlar harap oldu, bağbanlar turab.

Ne günler ki tüyler ürperir Ya Rab,
Küheylan yaralı…yoruldu sanki ethem,
Bahar besteleri çalarken, kırıldı mızrap…
Mevsimler harap oldu, tarumar şimdi turab

Ne olur merhamet eyle Ya Rab,
Duamız bu… Ne olur sayma sitem,
Gelmez mi Uhud’dan, Bedir’den ashab…
Masumlar harap oldu, mazlumlar turab.

Bir ferec gönder, bir mahreç Ya Rab,
Yıkılsın Nemrut’lar, yıkılsın totem,
Tutmasın artık ne planlar, ne hesap,
Zira din harap oldu, kulların turab…

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑