EY YÂR / Erhan Bozkurt

Ey Yâr! Yâr diyen dilimde yârem var,

Haddimi aşan cahil cüretim var,

Âlemlere Rahmet ki şefkatinle,

Huzurundan kovma, arz-ı hâlim var.

.

Ey Yâr! gel sînemi yar ki neler var,

Nazar et hâlime, gör ki ne har var,

Lutfeyle bir kez de mücrîmi dinle,

Dilde sana dâir salat selam var.

.

Ey Yâr! bilirim ne aşıkların var,

Bir ömür yolunda eliflerin var,

Lutfeyle çağır kıtmiri sesinle,

Yollarına sürülecek yüzüm var.

.

Ey Yâr! beni de aşka düşür ne var,

Kainatta aşkından başka ne var,

Vur göğsüme ol mübarek elinle,

Aşkına düşenlere sanki ne var.

.

Ey Yâr! Sensiz geçen ne anlarım var,

Her âna  nedamet göz yaşlarım var,

Müşerref kıl beni nur cemalinle,

Bu dem de ettiğim dualarım var.

.

Ey Yâr! ne ilmim ne de âmâlim var,

Afva muhtaç deste deste cürüm var,

Ancak mümkündür ki şefaatinle, 

“Şefaatin mücrimlere” necat var.

.

Ey Yâr! halim sana ayan, Allah var,

Belli ki  sevgine bir istidat var,

Dahil et say beni de ümmetinle,

Sana dair bitmez bir îtimat var.

.

Ey Yâr! müflisim amma ümidim var,

Ne bir hizmetim ne de himmetim var,

Mahmud, Muhammed, Mustafa isminle,

Her daim adına kurban başım var.

Yağmur / Erhan Bozkurt

Yağmur Leyletü’l- Kadr ol sekineyle gel,

Hiç bilinmez  bir leylide, semalardan in de gel.

Sız  ruhlarımıza ılık ılık, sar bedenlerimizi,

Cennet bahçelerinden akan, bir şelâle ol da gel,

*

 Yağmur fereç ol gel, mahreç ol gel,

 Rabb’imizden meccanen, gufranlarla gel.

 Dirilt tekrar ölü gönüllerimizi,

 Hayyu’l-Kayyum olandan, hayat iste gel.

*

 Yağmur damlaların adedince meleklerle gel,

 Tuğba ağacından bir pınar ol, ak ta gel.

 Yeşert yine sararan ümitlerimizi,

 Efendiler Efendisi’nin selamıyla gel.

*

 Yağmur rahmet ol gel, zemzem ol gel,

 Havzından bir damla kevser al da gel.

 Doyur kana kana susayan sînelerimizi,

 Biz mücrimler olmasın yağmana engel.

 *

 Yağmur dertlilere derman ol gel,

 Mağdurlara, mazlumlara müjde ol da gel.

 Sevindir bütün mümin kardeşlerimizi,

 Zalimler, gaddarlar olmasın bu kez engel.

*

 Yağmur kalbi kırıklara sekine ol gel,

 Açılan avuçlara amin amin, yağda gel.

 Ne olur temizle, kirlenen ellerimizi,

 Cürmümüz olmasın kabulü karine engel

 *

Yağmur yıkılıp giden viranelere dolda gel,

 Hazan vurmuş bahçemize, bağımıza varda gel.

 Şahlandır yine gâye-i hayallerimizi ,

 Cebarrutlar, tasallutlar olmasın bir daha engel.

*

 Yağmur yanan gönülleri söndürmeye gel,  

 Çölden kuru vicdanlara insaf alda gel.

 Unuttur bize tüm çektiklerimizi,  

 O kutlu bahara kalmasın engel.

 *

Yağmur,Yağmur ,yağmur….

Hayatım / Erhan Bozkurt

Okunmamış bir kitabın en ücra sayfasında…

Tükenmiş bir kalemle yazdığımdır hayatım. 

“Ne sen sor, ne ben anlatayım” denir ya laf arasında…

İşte öyle bir düğümdür, yutkunduğum hayatım. 

Ne kazandım, ne kaybettim belli değil aslında.

O koskoca yılların bad-ı heva faslındadır hayatım. 

Ümitlerim, hayallerim, emeklerimin kırık pusulasında…

Yönü yok, menzili yok, dönülmez akşamın ufkundadır hayatım.

Doldur almaz, boşalt olmaz, yer kalmadı kafa tasında…

İşte öyle; iflas edip bitirdiğim…. sermayemdir hayatım. 

Ne hoş diyor “geldim yarım, kaldım yarım” hani bir şarkısında….

Ne geleni güldürdüm, ne gideni…. ne de güldüğümdür hayatım. 

Vefa, hatır, kadir, kıymet kimin umurunda…

Ya bir de Sen olmasan dediğimdir hayatım. 

Sana Hasret / Erhan Bozkurt

İçinde Sen geçen şiirleri…
çıkarmak istiyorum kitabımdan,
Sen yazan cümleleri, heceleri
silmek sayfamdan…
Güftesi Sen şarkıları, türküleri…
düşürmek istiyorum dilimden,
Bestesi Sen sesi, sazı, neyleri…
susturmak… hiç dinlemeden.

Sen kokan tüm çiçekleri…
toplatmak bu diyarlardan,
Papatyayı, karanfili, laleleri, gülleri…
suya salmak istiyorum, kimse görmeden,
Seni yağan yağmur tanecikleri…
kuru toprakları ıslatmadan,
Gitsin doldursun istiyorum nehirleri,
Buram buram Sen kokmadan.

Seni doğan hilali, yıldızı, güneşleri…
söndürmek istiyorum semalardan,
Senli yılları, günleri, geceleri..
farz etmek… hiç yaşamamışdan
Mazide bırakmak istiyorum o sevinçleri,
En mutlu yaşanmışlıklara aldırmadan,
Her biri ben de saklı hayat hikayeleri,
Kaçıyorum Seni andıran gün batışından.

Şimdi tanımadığım bu şehirleri…
seyrediyorum isteksiz… camekanlardan,
Artık görsem de dünyadaki güzel/lik/leri,
Bakmıyorum Sana benzediklerinden,
Unutmak istiyorum delikanlı hevesleri…
sökmek içimdeki hatıralardan,
Her gamzesi Sen… gülüşleri…
Yok etmek istiyorum, hafızamdan.

Kaybetmek üzereyim Senli ümitleri,
Uzaklaşırken Senli umutlardan,
Yaşıyorum şimdi yelkovansız vakitleri,
Zamansız eksiliyorum ömürden,
Ama sakın sayma bu sitemkar sözleri,
Sanma; sanma kızıpta düşman olduğumdan,
Bastırmak istiyorum sadece Sana ait hisleri
ve korkuyorum Sana hasret gitmekten.

Erhan Bozkurt

Efendim / Erhan Bozkurt

Ah-u zar dile çalmak bana düşmez Efendim,
Dil lâl olur arz-ı hacete dönmez Efendim.

Yüz kızarır utanır da arz etmez Efendim,
Sana ayan olanı izhar etmez Efendim.

Çektiklerin yanında… söze değmez Efendim,
Lâkin hâlimizi başkası duymaz Efendim.

Hâlin ile hallenmek zora gitmez Efendim,
Bin can olsa yoluna feda yetmez Efendim.

Düşmandan taş gelse canı incitmez Efendim
Dostun ki ihaneti… akla gelmez Efendim.

Zulümdür ederler hınçları dinmez Efendim,
Her türlü irtikâp zalimi kesmez Efendim.

Gariplerin… kaderi tenkit etmez Efendim,
Derd-ü cefa çekse de şekva bilmez Efendim.

Cânı cânanı n’etsin… gözü görmez, Efendim,
“Yol uzun, menzil yok” olsa da yormaz Efendim.

“Kahrı da hoş, lütfu da hoş” fark etmez Efendim,
Uğrunda ölse can, ebedi ölmez Efendim.

Bağın da öten bülbül… hoş susmaz Efendim,
Bahçen de açan gül ebedî solmaz Efendim.

Her murâdına eren mesûd olmaz Efendim,
Zulmeden asla meramına ermez Efendim.

Sen böyle buyurdun hilaf götürmez Efendim,
Sözlerin lal ü güher, yere düşmez Efendim.

Bir kez Sana gönül veren vazgeçmez Efendim,
Dünya dönse de o, bu yoldan dönmez Efendim.

Yetiş imdadımıza, kimse gelmez Efendim,
Sen’den başkası bu zulme son vermez Efendim.

Nam-ı Celîlin bayrak, yere inmez Efendim,
Sen bitti demedin, demezsin… bitmez Efendim.

Erhan Bozkurt

Güle Kan Düştü / Erhan Bozkurt

Oyy gardaş! Sen söyle de ben ağlıyım,
Gapat yaran senin yeren ben ganıyim
Ciğer parem bırak yaran ben sarıyım
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi..

Oyy gardaş! Sen sus, diyeceğin ben söyliyim,
Sen çekerken destanını ben yazıyım
Ne diyim, hangisine nerden başlıyim,
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi…

Oyy gardaş! Sen adanmışsın şahidiyim.
Bir ömür ki hep Sen verdin ne diyeyim,
Seni hangi hizmetinle yad ediyim,
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi…

Oyy gardaş! vatan, millet canın saydın,
Fakir fukara herkesin yanındaydın,
Türk’ü, Kürt’ü her birini canın saydın,
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi…

Oyy gardaş! her insanı gardaş bildin,
İlim, irfan, okul okul açtın yaydın,
Sarı, siyah, beyaz… insan dedin,
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi…

Oyy gardaş! tek derdini ümmet saydın,
Her mazlumun, ağlıyanın yanındaydın,
Eşin, yuvan, geleceğin heçe saydın,
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi…

Oyy gardaş! Sen ağlama, ben ağlıyim,
İndir yükün, bırak yere ben daşiyim,
Ciğer parem dertlerini ben çekeyim,
Hele bak şu güne ki… güle gan düşdi….

Erhan Bozkurt

Keşke / Erhan Bozkurt

Keşke geriye dönebilsem,
Seninle tanıştığımız o ilk güne,
Önce gönlüne girebilsem,
Henüz girmeden ömrüne.
Elini sımsıcak tutabilsem,
Seni bulaştırmadan Kaderime,
Keşke seni anlayabilsem,
Benzetmeden önce kendime.

Göz göze gelip kırpmadan bakabilsem,
Ortak etmeden seni gözyaşlarıma,
İçten bir kere güldürebilsem,
anlamsız şakalarıma.
Keşke…
 Keşke … başa dönebilsem,
Vazgeçsem inandırmak için kendime,
Önce seni anlasam, seni dinlesem,
Sığınıp durmadan mazeretlerime,

Bir kez kendim olabilsem….
Sevdiğim….. deyip bakabilsem yüzüne.
Geçip, giden günleri geri getirsem,
Kalbimi bıraksam gecikmeden ellerine..
Keşke….
Keşke aradığın huzuru verebilsem, 
Kahretmeden , geçen günlerine ,
Bensiz geçen günlerini silsem,
Tastamam girebilsem ömrüne …

Seni kırdığım her anı yaşatmasam
Yeni baştan yazdırsam Kaderime,
Ruhuna huzurdur ki üflesem
Gizlenip nefesime ,
Girsem gönül kafesine….
Hapsetsen bırakmasan,
Beni kendi kendime…..
Bir ömür tekrar tekrar sevsem,
Anlasan sevdiğimi… hem de ölümüne…

Beyhude / Erhan Bozkurt

Duydum ki adıma şiirler yazıyormuşsun,

Fuzûli olup yazsan ne yazar… yazma.

Taşlara, ağaçlara kazıyormuşsun,

Altın harflerle yazsan da artık beyhude…

Fotoğraflara bakıp bakıp duruyormuşsun,

Geriye dönüp bakmadıktan sonra…bakma.

Geçip giden günlere yanıyormuşsun,

Ateşlerde kavrulsan da artık beyhude…

Gezdiğimiz yerleri adım adım adımlıyormuşsun,

Sığınacak gölgemi, yollarda arıyormuşsun…arama

Durup durup boşluğa dalıp gidiyormuşsun,

Hayal olmuş anıları ansan da artık beyhude

Baharlara, yazlara küsüyormuşsun,

Her mevsimi kış bilip üşüyormuşsun…üşüme.

Her gün sonbahar yaprak yaprak döküyormuşsun,

Güneş olsan, ay olsan, buluta esen yel olsan… beyhude

Gece, gündüz, zamanlı, zamansız ağlıyormuşsun,

Sil göz yaşlarını çok geç ….ağlama.

Mezarımın başından ayrılmıyormuşsun,

Fatiha’lar Yasin’ler göndersen de…
artık beyhude..

Ya Sahibel Gureba / Erhan Bozkurt

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen sessiz çığlığım,
Sen gizli hıçkırığım,
Sen soframda katığımsın…

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen gecemi gündüz ettiğim,
Sen gözyaşımı tükettiğim,
Sen bahtına düştüğümsün…

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen boğazımda düğüm,
Sen en güzel rüyaları gördüğüm,
Sen aşkıma mühürümsün…

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen dünü, yarını sildiğim,
Sen “ben”i sindirdiğim
Sen sende “O”nu bulduğumsun…

Gariplik Sen ne güzelsin,
Sen ruhumu bedenimden söktüğüm,
Sen kanımı şerbet diye içtiğim,
Sen avuçlarında kalbimsin…

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen çile çile çektiğim,
Sen ümit ümit gözlediğim,
Sen aradığım vuslatımsın…

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen Resul’e kardeşliğim,
Sen ayet ayet geçtiğim,
Sen muştulandığım müjdemsin…

Gariplik sen ne güzelsin,
Sen kimsesizliğim,
Sen çaresizliğim,
Sen “Ya Sahibel Gureba” inlediğimsin..

Bizi Sevdamızdan Vurdular / Erhan Bozkurt

Bir kara sevdaydı bizimkisi,
öylesine… “gözümde ne cennet sevdası,
ne cehennem korkusu …”
Var mıydı ki daha ötesi,
kalmış mıydı uğrunda verilesi,
kalmış mıydı dünyada yer gidilesi ?
Mal ise mal ömür ise ömür, can ise ölesi !
Acıtmazdı, çekilirdi de dünyanın çilesi….
gel gör ki….. bizi sevdamızdan vurdular .

Bizimkisi bir Aişe meselesi ,
Göklerden teyittir isteyesi ,
Beklerken… erim erim eriyesi,
Güzeller güzelinden bir işaret bekleyesi ,
Gözlerde yaş …. kuruyana dek ağlayası ,
“Siz demi ?” deyip Allah’a havale edesi ,
Kalbimizden değil…bizi sevdamızdan vurdular.

Bizimkisi bir Yusuf hikayesi ,
Yakup ki dizde fer kalmadı, gün gün bekleyesi,
öz kardeşleri ki planlar kurup onu bitiresi ,
götürüp kuyuya atıp yalanlar uydurası ,
pazarlardır satılan, zindanlardır çilesi ,
bir ihanet, bir yalan, bir iftira, kolay mı sindirmesi? Sırtımızdan değil… bizi sevdamızdan vurdular.

Bizimkisi bir Hüseyin ağıtnamesi ,
Nedir Yezidlere boyun eğmesi!
Baş ise baş hakikat yolunda veresi ,
Zalime ve zulme Allah için direnesi ,
“O”ki yürü demiş, haddine mi bitirmesi ?
biz değildi, asıl memleket millet meselesi , Başımızdan değil… bizi sevdamızdan vurdular.

Bizimkisi Muhammed Mustafa vasiyetnamesi, Şehbal açsın Nâm-ı Celili Muhammedi…
girsin gönüllere bilsin birkez de Nur-u Ahmedi dünyalar sizin olsun, devletler sizin, ne darbesi? hala anlaşılmadı mı “bu ordu muhabbet fedaisi” davranın… davranın ki insanlığın son çaresi…. diyorken… bizi sevdamızdan vurdular.

Ama bitmedi… bitmeyecek bu muhabbet bestesi, kışlara inat saracak her yanı bahar esintisi ,
Usture değil, Efendiler Efendisi’nin müjdesi ,
Kur’an-ı Azimüşşan’ın Ayet-i Kerimesi ,
Resullerin , Nebilerin izdüşümü neticesi ,
“Yolun Kaderi” diyor; Hakk’ın gürsesi ,
Hikmet o ki; bizi sevdamızdan vurdular….

Erhan Bozkurt

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑