Türkçe Dostu Mischelle Granas ile Röportaj

   Bu röportaj fikri; şiir dostu, akademisyen Nazif Özaslan’ın yeni Türkçe öğrenen bir hanımefendinin yazdığı şiirleri bana göndermesi ile başladı. Varşova’da yaşayan ve Türkçeyi çok seven Amerikalı roman yazarı Mischelle Granas’ın Türkçe yazdığı şiirler oldukça sıcak ve samimi geliyordu bana. Nazif Bey vesilesi ile röportaj teklifimizi kabul etti.  Sürgünler ve Barbarlar , Kuğular da Şişmandır, Amadea: Fransa’da Bir Bahar, Zaremba veya Aşk ve Hukukun Üstünlüğü romanlarının yazarı olan sayın Granas ile samimi bir söyleşi de bu şekilde başlamış oldu. Sayın Granas’ın Türkçe öğretmeni Nazif Bey’e gönderdiğimiz sorulara verdiği cevaplar yazılı olarak geldi. Hiç değiştirmeden olduğu gibi paylaşıyorum.

Gökhan Bozkuş: Öncelikle röportajımıza olumlu cevap verdiğiniz için teşekkür etmek istiyorum.   

Mischelle Granas:   İlginiz için ben teşekkür ederim.

 Türkçeye olan ilginiz ne zaman ve nasıl başladı?

Dört yıl önce, Türkiye benim için sadece talıhsız bir nedenle haberde göründüğünde aklıma gelen bir ülkeydi. Sonra, tesadüfen, ilk sahneleri Rusya’da geçiren Kurt Seyit ve Şura adlı bir dizini izlemeye başladım. Rusların ingilizce konuştuğu birçok film izlemiş ve bunu tuhaf bulmamış olmama rağmen, Rusların türkçe konuşmasının çok garip olduğunu hissetim. Herhalde bu zihinsel uyumsuzluktan dolayı dikkatle dinlemeye başladım. Başka dillerden tanıdığım kelimeleri yakalandım: “asker,” “teşekkür,”“tren.” Kütüphaneden bir türkçe gramer kitabını ödünç aldım. İki yıl aralıklı çalışmadan sonra, zar zor bir gazete makalesi okuyabildim ve ilerlemiyordum. O zamanda, ders almaya başladım. Hocam benim için Türk edebiyatına kapı açtı. Şimdi, hayatımda bu güzel dil olmasaydı, kendimi çok fakir  hissedecektim.

 Türkçe öğrenmek diğer dillere göre size göre zor mu?

Diğer dillerle karşılaştırıldığında, türkçe gramer basit ve mantıklı. Kurallarda da çok fazla istisna yoktur. Bu yüzden, bence, türkçe temel seviyede okumayı ve yazmayı öğrenmek oldukça kolay görünüyor. Her dilde gibi, dilin daha yüksek bölgelerine ulaşmak daha ağır. Önümde hala uzun bir yolun olduğunu biliyorum. Anadili ingilizçe olan biri olarak, konuşmayı özellikle sorunlu buluyorum. İki dilde, cümle yapısı neredeyse zıttır. Benim için, bir düşünceyi yüksek sesle ifade etmek böyle bir çaba sanki biri bana “çabuk, 283 çarpı 45 kaç yapar?” diye soruyor. Kağıtta belki zor değil ama kafamda çözmek çok zahmetli. İngilizce konuşan Türkler hayranım. Sorun ters yönde aynı olmalı.     

 Türkçe şiirler yazmaya başladığınızı da biliyorum ve bazı şiirlerinizi okudum. Bir dilde şiir yazabilmek çok zor. Buna rağmen şiirlerinizi başarılı bulduğumu ifade etmeliyim. Ana dilinizde de şiir yazıyor muydunuz? 

Çok teşekkür ederim. Çok naziksiniz. Birkaç komik dize dışında, ingilizce şiir yazmaya hiç denemedim.

 Türkçe şiir yazmak nasıl bir duygu?

Benim için, türkçe şiir yazmak, heyecan verici ve birkaç sebebden dolayı özgürleştirici bir şeydir. İngilizce şiir yazsaydım, yazdıklarımı yeterince iyi olmadığını hemen anlardım. Türkçede yazınca, biri bana söyleyene kadar bilmememin hazımı var. Ayrıca, farzediyorum ki sadece kendi kendime ve hocama için yazıyorum, bu yüzden kendimi az bilinçli hissediyorum. İngilizce şiir yazsaydım, yazdıklarımı ciddiye almam gerekecek. O zaman, bağlamları, izleyicileri ve günün tatlarını düşünmeye zorunda kalacaktım. Bunu yaptıktan sonra, yazmazdım. Bir yandan, benim için türkçe şiir yazmak, ilginç kelimeleri desenlere yerleştirmek içeren sadece çok zevkli bir eğlencedir. Diğer yandan, izleyici fikri tamamen berteraf etmek mümkün değil—izleyicini sadece hayalı bir izleyici bile olsa. Türk kültürüne hafif aşinalığımdan, ingilizce bağlamında tuhaf veya saf görünebilecek veya yanlış anlaşılabilecek düşünceleri ifade eden bir şiir için onay bulmanın hala mümkün olabileceğini seziyorum. Özellikle aşkınlığı, etiği, ümit ve varoluşun anlamını kastediyorum. Bu tür sorunlar sık sık aklıma geldiğinden dolayı, eğer bu tür konuları şiirime kaymışlarsa, bunun kabul edilemez bir şey olmadığını hissetmek beni cesaretlendiriyor.

  Neden türkçe şiir yazmanın heyecan verici olduğunu daha zor açıklamak. Belki yukarıdakı sebebleri için, yani çünkü bir anlamda kendimi olabilirim. Ama mesela “Eylül, virgül” kafiyenin bana neden esrarli ve ilham verici gibi geldiğini ve “September, remember” beni soğuk kaldığını bilmiyorum. Belki bu yeğlemede Goethe’nin seçici yakınlığının bir unsuru var.   

Şiirlerini beğenerek okuduğunuz Türk şairleri oldu mu? Olduysa kimler? 

Necip Fazıl Kısakürek hakkında çekinceleri oluyorum ama takdir ediyorum. Özellikle onun “Uyumak İstiyorum” adlı şiiri seviyorum. Bana söylendi ki Yahya Kemal Beyatlı popüler değil ama bazı şiirlerinin çok güzel olduğunu düşünüyorum: mesela, “Rindlerin Ölümü.” “Yol Düşüncesi”ndeki yaşalanma hakkında yorumu beğeniyorum. Geçen yılda, “Duyuş ve Düşünüş” sık sık aklıma geldi. Sonra, gündelik meselelere dair etkilici bir üslupla yazan şairler var: örneğin, Ziya Osman Saba’nin “Beyaz Ev”i, Turgut Uyar’ın “Edirnekapı Üstüne Şiir”i veya Halide Nusret Zorlutuna’nın “Yaz”ı güzel tasvirlerdir. Cahit Sitki Tarancı’nın şiirleri seviyorum. Onun “Otuz Beş Yaş”ı çok evrensel bir duygu ifade ediyor. Amerika’daki ailem için onu tercüme ettim. Onlar için de bir maniyi çevirdim: “Meşe meşeye benzer/Meşe çiçeğe benzer/Bizim buranın erkekleri/Ölmüş eşeğe benzer.” Bence bu parlak bir şiir. Otuz hecede, köy hayatının bütün bir resmini yaratıyor.

Son olarak şair ve yazar adaylarına bir tavsiyeniz olur mu?

Maalesef, türkçede sadece bir acemim ve zaten o kadar akıllı değilim. Ama hepsine başarılar dilerim.

Çok teşekkür ediyoruz.

Sana Demedim/Emin O. Uygur

Sana Demedim

-Beni tanıyorsun.

-Evet. Tanımaz mıyım.

-Nasıl tanırsın? Benden zarar gördün mü?

-Hayır canım senden iyilikten başka bir şey görmedik.

-Neden o sözleri sarf ediyorsun o zaman?

-Sana demedim ki.

-E ben bütün olanlardan etkilenmedim mi?

-Etkilendin.

-Peki neden işten atıldım?

-………………………

-Biliyorsun. Peki ne yazıyordu kağıtta atılma sebebi olarak?

-………………………

-Onu da biliyorsun. Adil olmak bu mudur?

-Devlet böyle işler.

-Yani adalet?

-Her taraftan bize saldırıyorlar. Bir de içten yıkmaya çalışanlar var.

-Kim?

-Belli işte. Dışarıdan beslenenler.

-Hainler?

-Öyle de denebilir.

-Bu nasıl tespit edildi?

-Devletin işi bu. Demek ki tespit etmiş yetkililer.

-Suçun şahsiliği?

-Elbette. Herkesin suçu kendisine ama suç işleyeni desteklemek de suç değil mi?

-Yani ben?

-Orasını ben bilmem.

-Suç ıspatlanana kadar herkes masum değil midir?

-Öyle ama demek ki, bir şeyler var ortada.

-Ne gibi?

-Ben bilemem.

-Ama savunuyorsun. Bu durumda ben de suçluyum.

-Ona da adalet karar verir.

-Nasıl karar verecek? Önce alacak sonra da pardon mu diyecek?

-Devlet büyük bir reflekstir. Bazen kurunun yanında yaş da yanar.

-Suçtan bahsediyoruz. Suçtan. Domatesten, kabaktan değil. Suç, ceza, hapis…

-Elbette biliyorum. Ama bazen yapacak bir şey kalmaz.

-Güçlü olan haklıdır diyorsun yani.

-Güçlü olmak zorundayız. Yıllardır bu günleri bekliyorduk. Bu fırsatı çok iyi değerlendirmeliyiz.

-Adalet olmadan mı? Hem de iyilik adına mı? Adil olmayan zalimdir.

-Ben de mi?

-Sana demedim. Sen de bana ………… dememiştin ya…!

eminosmanuygur

İnternational Mother Language Day/Emin O. Uygur

Dünya Anadil Günü

21 Şubat dünya literatüründe anadil gün olarak ilan edilmiş. Çok önemli bir konuya vurgu yapılmış aslında. Dil ne kadar önemli insanlar için, ana/anne ne kadar önemli ve beyan ne kadar önemli? Kim düşünür bu konuları? Hayat hızlı bir şekilde akıp giderken ayaklarımızın altından, bizler günlük telaşlar içinde değerleri unutur gideriz. İnsanların gözleri reklam tabelalarına, ışıklı panolara, tatlı sözlere, nefis yemeklere takılır durur bu süreçte.

Bir çocuk az dillenip ‘anne, mama’ ümmi, nanay, maan…’ dediğinde duyulan sevinç hangi kalpte vardır? Çocuk büyüdükçe annesi, babası veya çevresi ile bir kaç kelime bir kaç cümle konuştuğunda ortama yayılan mutluluk dalgası hangi sahilde vardır? Ama anadil sadece bu değildir elbette. Hayat anne ile başlar. Anadil mantığında devam eder. Bu yüzden anadil hava kadar su kadar önemlidir.

Bir renk çabasıdır aslında hayat. Bu renklendirme de konuşma ile başlar. Diller annelerden öğrenilir ilk olarak. Ve o dil sadece kelimelerden, seslerden ibaret değildir. Onda hisler dünyasından, vicdan kültürüne kadar binler birikimler vardır. O dilde bir mantık vardır. Anadil bu yüzden çok önemli bir değer halindedir. Ana kelimesiyle özdeşleşen o kadar çok deyim, kavram var ki; bu kullanımlar bile annenin toplum içinde bir esas bir temel bir rükün teşkil etttiğini açıkça göstermektedir.

Günümüz dünyasında diller de birbirine karışma temayülünde insanlar gibi. Birden fazal dil ile büyüyen çocuklar da var artık yeryüzünde. Bu da bir renklilik. Ama çocuğun anadili yine annesinin konuştuğu dil olacaktır. Ve insan aidiyeti bu şekilde tasavur edecektir. Anadil aslında bir aidiyettir, kültür bağıdır, hayata nereden başlanıldığı bilincidir. Bu açıdan bakınca, ırk kavramının ne kadar basit ve boş olduğu da rahatlıkla görülmektedir.

Bırakalım diller de özgür olsunlar. Özgürce gelişsinler. Anadiller, birbirileri ile rengarenk bir atmosferde konuşmalar yapsınlar.

eminosmanuygur

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑