karahindiba/farzımuhal

“Şiirlerin neden toprak kokmaktadır”
sordu safran
say ki ben şiir diye
karahindiba toplamışım
yıldızların göğünü süslediği
isimsiz yaylalardan

“Şiirlerin neden denizden korkmaktadır”
sordu turkuvaz
say ki ben şiir diye
okyanus koklamışım
bir deniz feneri yalnızlığında
güneşsiz kıyılardan

“Şiirlerin neden orman hırçınlığıdır”
sordu hârda
say ki ben şiir diye
kelebek avlamışım
bangui yollarının
ürkek kıvrımlarından

“Şiirlerin neden uçurtmalara mahrem “
sordu mavi
say ki ben şiir diye
kehkeşan düşlemişim
mahpus çocuklarının
evrensel umutlarından

“Şiirlerin neden gökkuşağına hayran “
sordu şövale
say ki ben şiir diye
çakıl taşları toplamışım
doluya tutulmuşken
köprüaltı sığınaklarından

John Steinbeck’ten Yazarlara Altı Edebi Sır

Steinbeck The Paris Review”a 1975 senesinde verdiği röpörtajda yazarlara altı tavsiyede bulunmuştu.

1. Kitabı yazmayı tamamlayamayacağınız fikrinden kurtulun. Tek seferde 400 sayfa yazmayı denemeyin, günde 1 sayfa yazın. Bitirdiğiniz zaman şaşıracaksınız.

2. Özgürce ve mümkün olduğunca hızlı yazın. Yazacaklarınızı bitirene kadar asla yazdıklarınızı düzeltmeyin veya değiştirmeyin. İşinizi bitirmeden düzeltme yapmaya kalkışmak genelde yazmayı bırakmak için bir bahane oluyor.

3. Okurun varlığını unutun. Başlangıçta isimsiz ve yüzsüz okurlar sizi korkutacak olsa da daha sonra bunun bir önemi kalmayacak çünkü bu bir tiyatro oyunu değil ve onlar aslında yoklar. Tanıdığım ya da hayal ettiğim birine yazıyormuş gibi yapmanın faydasını gördüğüm olmuştur.

4. Eğer yazının bir bölümü tüm enerjinizi emiyorsa o parçayı atlayın ve yazmaya devam edin. Yazınızın tamamını bitirdiğinizde sizi uğraştıran bölümü tekrar okuyun. O parçanın sizi o kadar uğraştırmasının sebebinin onun yerleştirdiğiniz yere ait olmamasından kaynaklandığını göreceksiniz.

5. Yazdıklarınız içinde en çok dikkat etmeniz gereken bölüm en çok beğendiğiniz bölümdür. O parçanın genele uyum sağlamadığını farketme ihtimaliniz çok yüksek.

6. Diyalog yazıyorsanız, aynı anda yazdıklarınızı yüksek sesle okumayı ihmal etmeyin. Diyaloglar ancak o zaman konuşma diline sahip olacaktır.

Sadece Budandık / İbrahim Sayar

Yollara düştük verip can-cananı
Seni aradık, yalnız seni andık
Görünce yolda dizili kervanı
Eşkiyaları kutlu yolcu sandık

Meğer zulm dini bir örtü yaparmış
Ahiret deyip dünyaya taparmış
Nice fidanı hep böyle koparmış
Nifak dilinde Kur’an’a aldandık

Sebepler suskun hiç çarem kalmadı
Namus payimal namahrem kalmadı
Aslı’ya yanan bir Kerem kalmadı
Gayrimeşru bir sevda ile yandık

Ey kara kışı lutfen bahar eden
Nar-ı Nemrut’u dosta gülzar eden
Ey kainatı yok iken var eden
Döndük, dolaştık kapına dayandık

Yoklukta büyür varlık için için
Sırrına erdik var olmada hiçin
Taze sürgünler verebilmek için
Mevsimi geldi, sadece budandık

İbrahim Sayar

Buhran/ Cem Bornovalı



Kalamam hiçbir yerde, hiçbir yere sığamam.
Mekanlar iğneli fıçı, hiçbirinde duramam.
Ne oldu zamana ki; akardı bir nehir gibi?
Uzayıp kısalan gölgeler; nerede, hani?
Milim bile ilerlemez mi gökteki saat?
Üzerime çöken bu sıkıntıda nedir, kat ve kat?
Bilemiyorum; küskünlük mü bu, yoksa kızgınlık.
Sevemiyorum dünyayı ve insanları artık…
Kaçıp gitmek istiyorum, buralardan kurtulmak.
Hamak kurup yıldızlara, uzaklarda yaşamak.

Masum Çocuklar/ Cüneyt İlhan

Kim bilir ne kadar zor

Zamanın çocuğu olmak

Görülmemiş zulümlere

Çocukken şahit olmak



Dört duvar arasında

Karanlıklarda kalmak

Ya da evde yapayalnız

Annesiz babasız olmak



Okulda kem gözlere

Kötü sözlere katlanmak

Ya da plastik bir botla

Canın pahasına kaçmak



Masum çocukların ahı

Göklere yükseliyor

O mübarek gözyaşları

Arzları titretiyor



Ağlama masum çocuk

Güzel günler gelecek

Çekilen tüm acılar

Meyvesini verecek



Masum çocukların ahı

Göklere yükseliyor

O mübarek gözyaşları

Arzları titretiyor

Karahindibada Gördüklerim / Gökhan Bozkuş

Geçen yıl bugün, diye hatırlattı telefonumdaki fotoğraf uygulaması. Güzel bir teknoloji…

Unutkan insanoğluna eski günleri hatırlatıyor. Bir akşam vakti çekmişim bahçedeki karahindibayı. Sonra da dönüp bir daha hiç bakmamışım galerideki o kareye. Üç binden fazla fotoğraf arasında belki de daha kaç fotoğraf vardır da gel tut elimi, bir yazı yaz diye bekleyen. Bugün karahindiba yazısı yazmak istiyorum size. Fotoğrafını çekmişim. Biri dimdik dururken diğerinden parçalar kuş misali uçmakta. Karahindiba… Şiirler de yazdım bu çiçeğe. Kendimi gördüğüm anlar oldu. Kendimi bulduğum zamanlar. Çokluğun içindeki yalnızlık. Her yere doğru giderken hiç bir yerde tam olamamak. Karahindiba… Dostlarımı da gördüm o çiçekte. Naif, zarif ve kırılgan. En küçük bir esinti ile dağılan hayaller gördüm orada. Biliyor musun sevgili dost? Özgürlüğü de gördüm onda. Hürriyetin hafifliğini sevgiliye doğru kanatlanmanın evrenselliğini. Gülme bana olur mu? Mevlana’yı da gördüm orada bizim Yunus’u da. Şeb-i Ârus vakti hazırlanan kollar gibi muhayyel hafiflik…
Dedim ya ben karahindibada çok şey gördüm. Melamet gömleğini çıkaran Yunus’u gördüm…

“Kanaat hırkasın geydim, selamet başını çektim

Melamet gömleğin biçtim, arif olup giyen gelsin “

Ben karahindibada dosta seslenen Ahmet Terzioğlu gördüm…”

“Yüreğin alev ocak,

Dertlerin kucak kucak.

Dalın yok tutunacak,

Candan bîzâr mısın dost.”

Ben karahindibada yıkanan hıçkırıklara şahit olan Farzımuhal’i gördüm.

“her istasyona yazılmış özge şiir var mıdır
ya da banklarda geceleyen şair
sanırım her köşesine sinmiş
elveda hikayeleri tıkanır genzine garın
belki bu yüzden peronlarda hüzünler hıçkırıkla yıkanır”

Karahindiba naif çiçek.
Tutmak istersin gül gibi.
Merak edersin kokusunu.
Tutarsın dalından da ha gitti ha gidecek.

Ben karahindibada zamansız gidenleri gördüm. Muaz’in ahını üşüyen ayakları gördüm.

Allah’ım/ Hamide Yaramış

Bir kuş konsun yüreğime Allah’ım

Adı sen olsun

Yanılgıya düşüp tökezlediğimde

Aklım dumura uğradığında

Pervasızca pervaz etsin

Titretsin tüm sinemi

Bir kuş konsun yüreğime Allah’ım

Adı ben olsun

Örselenip incindiğimde

Hiçe sayılıp, terk edildiğimde

Halim olsun ruhumda

Dinginlik sunsun dimağıma

Bir kuş konsun yüreğime Allah’ım

Adı biz olsun

Zulümlere gark olduğumda

Haksızca zindanlara atıldığımda

Çaresizce yalnız kaldığımda

Dimdik durayım alemi cihanda

Hamide Yaramış

Mayıs 2022

Haberin Var Mı? / Mehmet Remzi


🌺
Geçmiş uçup gitmiş gözüm ilerde
Eski hayallerim gönlümde perde
Gençliğimi bıraktıgım şehirde
Güller karanfiller tekrar açar mı ?
🌺
Hizmetle coşardık aylar boyunca,
Bitmiyor anılar tek tek sayınca
Her akşam gökte bir yıldız kayınca
Turnalar köyüme dogru uçar mı?
🌺
Hikayemiz henüz tamamlanmadı,
Gafiller gerçegi anlayamadı.
Zalimlerle hesab mahşere kaldı,
Yapılan yapanın yanına kâr mı ?!
🌺
Allah İmhal eder ihmal etmez ki
Mümin bir lokma haramda batmaz ki
Devran dedigin hep böyle gitmez ki
Baharsız kış hani görenler var mı !?
🌺🌺
Memlekette hava hala buz kar mı?
Akşama varan sabaha çıkar mı
Yine horoz öter köpek havlar mı ?.
Zaman nasıl geçer haberin var mı?
🌺🌺

Leyla ve Mecnun / Nur Tatar

Leylamı gördünüz mü ?
Saçında bir bahar vardı bitmez
İçinde dinmez bir beste
Güller vardı kaşında deste deste

.

Leylamı gördünüz mü?
Gülüşüne uyanırdı âlem
Dağılırdı bütün bir elem
Su gibi azizdi çeşmelerden dökülen

.

Leylamı gördünüz mü?
İçimi yazardı elinde bir kalem
Dilinde bir zikir Ya Hu diyen
Geceme pencerelerden yıldızları döken

.

Leylamı gördünüz mü?
Çölü görünce pes etmeyen
Güneşe usulca türküler söyleyen
Leylamı gördünüz mü her adımda şükreden

.

Leylamı gördünüz mü?
Ümitlerden taç vardı başında
Bakışında dinlenir ince bir ney
Sesi duyulur bir billur akışında

.

Leylamı gördünüz mü?
Ömrümde çalınan şiir güftesi
Her adımda değişir içimin sesi
Çiçeklerimin solmaz bahçesi
Derdimin bizcesi Leylamı gördünüz mü

.

Şefkat / İbrahim Sayar

Şair Cemal Safi’nin (Allah rahmet eylesin) Tek Hece Ask şiirinden mülhemen cevap niteliğinde karalanmıştır.
“Şefkat, bir iksir-i nuranîdir, aşktan çok keskindir. Çabuk Cenâb-ı Hakk’a vüsûle vesile olur.” Bediuzzaman

(Kendi dilinden) ŞEFKAT

Rahlemde ham sevdalılar zer olur
Aşk talebem, yetiştiren pir benim
olmasam seven gönüller kör olur
Aşıkların gözüne iksir benim

Kinden, nefretten nice dağlar aştım
Hakk katında en yüceye ulaştım
Nefs’le güreştim, öfkeyle savaştım
Gazab’ından öne geçen er benim

Arifler tepesinde ak ser idim
Yanmadan güneşlerle gezer idim
Sevdalı bir meltem icin eridim
Kardelene kıyamayan kar benim

Benim haset rüzgarını dindiren
Merhameti bulutlara bindiren
Damla damla meleklerle indiren
Bağrında çiçekler veren kır benim

Vahşi letaifi ben ıslah ettim
Hiç’e, hiçi en büyük silah ettim
Feryadını, arşı delen ah ettim
Perdesiz ulaşan duam var benim

Nefretleri acımaya çevirdim
Enaniyet sultasını devirdim
Girilmez denilen kalplere girdim
Aklının almadığı hüner benim

Rahmana çeşit çeşit suret verdim
Enbiyanın duasını bezerdim
Visale kimsesiz çöllerde erdim
Mustafa’nin sığındığı ğar benim

Beni bilen sevmelere doyamaz
Zalime acır, mazluma kıyamaz
Kimseleri ateşlere koyamaz
Cehennemin önündeki sur benim

Bakmam hic cirkinine güzeline
Ağlarım aczin bükülmüş beline
Adim adim giderken eceline
Azaba utandiran kambur benim

Simam aslında taniyip bildiğin
Bazen beraber ağlayıp güldüğün
Hani gözünde yaşlarla sildiğin
O öksüzün yüzündeki kir benim

İçindeyim, dolaşırım kanında
Ben varım hep, kimsesiz zamanında
Günahın yanında, gaflet anında
Sızım sızım vicdanında bar benim

Benim ile yumuşadı gönüller
Köle oldu ana denen güzeller
Hatrım için nasır bağladı eller
Babaların alnındaki ter benim

Kah hayvan, kah nebat,kah da beşerim
Mekanım yok dere-tepe aşarım
Daha çok ana kalbinde yaşarım
Canda evlat diye yanan kor benim

Sevdirmek için şak şak eden ayı
Bağışla diye ağlatan İsa’yı
Son bir şans için Harunl’a Musa’yı
Küfrün kapısına götüren sır benim

Kapıyı açan bir kuldur nedamet
Affederken muhtaç değildir Samet
O’ndan fazla edemezsin merhamet
Ederim desen, en büyük şer benim

Yarı yolda konmaz yar, ne de ağyar
Affını bekler günahlardan dağlar
Karşılık bekleyen sevdalar, ağlar
Yolumun yolcusu olmak zor benim

Bazen mazluma açılan bir kanat
Bazen zalime indirilen tokat
Rahman’ın gölgesiyim adım şefkat
O Yetim’e bağışlanan nur benim
Günahkar ümmeti için ŞEFAAT
O Yetim’e bağışlanan nur benim


İbrahim SAYAR

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑