Memleket Nedir / Cemal Özdemir

Gözümdeki yaş
Başımdaki taç
Yanağımdaki gamze
Kulağımdaki nağme,
Burnumdaki sızı
içimdeki acı,
Zihnimdeki hasret
Ruhumdaki kasvet,
Dizimdeki derman
Gönlümdeki heyecan,
Dilimdeki tattır.
Memleket hayattır.

Hasretinde yandığım
Vuslatında kandığım
Yokluğunda öldüğüm
Varlığında güldüğüm
Ayrılınca döndüğüm
Hayalimde kurduğum
Özgürlüğün adıdır.
Memleket var olmaktır.

Doğduğumda yıkandığım bulak
Çocuklukta beni saran döşek
Gençlikte savunduğum toprak
Olgunlukta verilen emek
Yaşlılıkta sığındığım kucak
Varlıkta bölüşülen ekmek
Yoklukta beklediğim şafak
Sıcakta gölgeleyen yaprak
Ayazda ısındığım ocak
Öldüğümde yattığım topraktır
Memleket yaşamın adıdır.

Kervan-Kıran / Mehmet Karadayı

kervan-kıran
nasihat en büyük rehbermiş meğer
rehbersiz yollarda kalır yol tutan
imanı yoldaşı olmazsa eğer
tuzağa düşürür bir kervan-kıran
aldanma önünde sahte ışığa
yüreğin göğsünde olsun parlayan
umudu yitiren deli aşığa
pranga vurdurur bir kervan-kıran
gözün ufka baksın umudu ara
gönlünü doldursun nurlar’dan akan
umut yoksa gece olur kapkara
yolunu karartır bir kervan-kıran
sabırla rabb’inden muradın dile
hiç kaybetmemiştir o’na yalvaran
zincirler elini bağlasa bile
şaşırtamaz onu bir kervan-kıran

Sanatla Ölümsüzleşen Bakışlar / Gökhan Bozkuş

   Sanat somut mudur, soyut mudur diye sorulsa zannediyorum ekseriyet soyuttur ,diyecektir. Sanat insanın iç dünyasının fotoğrafıdır. Ve bu fotoğraf kimi zaman şiirle kimi zaman şarkı ile misafir olur ruhlarımıza.

   Kulağımıza değen o nağmeler ruhumuzla bütünleştikçe haz verir bize. İç dünyamıza yaklaştıkça çeker bizleri kendine ve oradan hiç çıkmak istemeyiz. İçten, içe doğru esen bir rüzgar gibidir. Bazı sanat eserleri de var ki içteki fırtınaları sadece kalbimize değil gözümüze de taşırlar. Bakar bakmaz o hissi tanırız. Korku, hüzün, nefret ya da sükutu hayal… Sanat tarihinde önemli yere sahip olan bazı resimler var ki adeta birer duygu taşıyıcısı gibiler. Bu yazımda size onlardan birkaç örnek vereceğim.

1. Rus ressam İlya Yefimoviç Repin’in en meşhur eserlerinden birisi olan Korkunç İvan Oğlunu Öldürüyor da oğluna sarılan bir babanın gözlerinden taşan korkuyu yakalamak mümkün.

Resim, ilk Rus Çarı IV. İvan’ın, bir sinir krizi sonucu oğlu İvan Ivanoviç’in şakağına asasıyla vurmasından sonra oğlunun babasının kucağında ölüşünü göstermektedir. Tabloda, babanın dehşeti, pişmanlığı, azabı, ve hayatı sönmekte olan oğlunun sakin ifadesi görülmektedir. (Resim ve bilgi kaynakça: Vikipedi)

Repin’in korkuyu bu kadar başarılı bir şekilde resmedebilmesinin sırrı nedir? Bununla ilgili bir söylentiye göre Repin, bu eseri resmetmeden önce her sabah mezbahaneye gidip, hayvanların gözlerini izlemiş ve öyle resmetmiş. Başka bir  söylentiye göre de Repin bu tabloyu yaparken kendi zamanında yaşanan zulümlerden etkilenmiş. Kendi ifadeleri :

“Bu tarihsel trajedinin uyandırdığı acıyı tabloya yansıtmak doğaldı. Bu yıl bir dizi korkunç olaya tanık oldu. Tarihten bir çıkış bulmam normaldi. Yeni bir tabloya heyecanla başladım. Tablonun konusu, çağımızdaki zulümdü. Bir deli gibi çalıştım, bazen dehşet içindeydim.”

 Öyle bir resim çizmiş ki bir insanın gözlerinde saf korkuyu,  berrak çaresizliği ve  sessiz pişmanlığı görmek mümkün. Son sözü “Sadık bir oğul ve sade bir kul olarak ölüyorum.” olan bir oğul ile onun ölümüne sebep olan bir babanın sanata yansımasının adı olmuş bu tablo.

2. Düşmüş Melek, Alexandre Cabanel,

Alexandre Cabanel’in 1847 yılında yapmış olduğu yağlı boya eseridir. Fabre Müzesi’nde bulunan ve herkese açık olan bu eserde kovulmuş olan şeytan temsil edilmiştir. Ateşi andıran kızıl saçları, çok ağlamaktan kan gölüne dönmüş öfke dolu gözlerinden bir nefreti okumak mümkün. Cabanel’in eserine ilham kaynağı, John Milton’un 1667 yılında yazdığı epik şiiri “Kayıp Cennet” olduğu anlatılır. Kolları ile yüzünü gizlemeye çalışması ama bunu becerememesi, duygularını bizden saklayamaması… Gözlerinden taşan intikam ve gizli gurur sanatçının yağlı boya fırçası ile günümüze kadar gelmiş.

3. Medusa, Caravaggio

İtalyan ressam Caravaggio‘nun 1597’de yapmış olduğu bu yağlı boya tabloda yılan saçlı Medusa’nın kesik başından taşan ifadeleri yakalamak mümkün. Gözlerdeki çaresizlik. Kesik olmasına rağmen yüze yansıyan çaresizlik oldukça başarılıdır. Efsaneye göre Medusa kendisine bakanı taşa çeviren bir özelliğe sahiptir. Caravaggio dışbükey bir yüzey kullanarak resme bakanların Medusa’nın kalkana yansıyan yüzünü gerçekten gördüklerini hissettirmek istiyor ki bu da başlı başına bir yetenek.

Duyguları yansıtan eserleri örnek verirken Karl Pavlovich Bryullov tarafından yapılan Pompeii’nin Son Günü isimli yağlı boya tablosunun sol alt tarafında bulunan çocuklarına sarılan annenin gözlerindeki hüznü  ve bebeğini korumaya çalışan diğer bir annenin çaresizliğini göstermemek olmazdı. Yanan, yıkılan Pompeii’yi anlatan bu tablonun tamamını çok daha geniş bir şekilde başka bir yazıda aktaracağım için şimdilik  sadece resmin sol alt bölümünü size göstermek istedim.

Gül Desem Anacığım / Gökhan Bozkuş

Gül desem güler misin anacığım

Ama beni ilk gördüğün

İlk kucağına aldığın

İlk emzirdiğin gün gibi

Yollarda taş olmadan

Mevsimler kış olmadan

Gözlere yaş dolmadan

Ben sana bayram desem

Sen yine dört elif miktarı

Sen yine kara trenler gibi uzun

Sen yine kolların gibi

Gönlünden akan nefesle

Kalbinden kanatlanan sesle

Tevekkül ettiğin bikesle

Caaaan der misin anacığım

Ne ağlaması dedin, uzaktan bana

Tuttum yaşlarına dokundum anacığım

Yutkunarak gülmeyi kim öğretti sana

Gördüm, anladım, sustum anacığım

Ne yollara ne yıllara sözümüz var

Her dalda ah, her bulutta gözümüz var

Bahçeler perişan ne gam

Nehirlerde, denizlerde yazımız var

Gül bana hatırı için Gülün

Gül bana o Güle can kurban

Gül bana hâzâ bayram edeyim

Renkli Tuvaller

Demirden Oyuncaklar / Gökhan Bozkuş

Her akşamüstü oyuncakçı 
camekanından
çocuk ellerinin
izlerini
siler
Diyor Sunay Akın.

Evet çocuk ellerinin izleri…
Kimselerin duymak istemediği çocuklardan bahsedeceğim sizlere.
Elleri oyuncakcı camekanında değil karanlık ve soğuk hücrelerin demirparmaklarında olan çocuklardan bahsedeceğim.
Emekleyen dizleri yırtılan picamalardan
Anne dünya burası mı,diyen dudaklardan…
‘Uyanınca çocuk olmalarım var benim’ diyen Edip Cansever acaba görseydi onları uyanmak ister miydi uykusundan
Kimbilir…


Yine başka bir şair Şükrü Erbaş

“Seni kendimden tanıdım çocuk 
Yüreği sürekli çiğnenen bir yol
Gövdesi acılardan acılara köprü 
Biraz öfke, biraz umut, çokça onur
Olan kendimden.
Eğildim öptüm yıkık alnından 
Uzaktın, kıyamadım sessizliğine 
Biraz daha dedim içimden, biraz daha;
Gün olur, onuru güzel çocuk 
Acı da yakışır insanın yüreğine…”

Uzak değildi sessiz de değildi bahsedeceğim çocuklar. Ağladıkları zaman azar işitti anneleri. Acıktıkları zaman elllerini kapatıp yüzlerine
Günlerce aylarca ağladı anneleri.
Uzak değildi uzak değillerdi.
Mahallemizde komşumuzdu
Okulumuzda öğretmenimizdi
Hastanemizde doktorumuzdu anneleri…
Heyhay ki sessiz olan onlar değil bizlerdik,bizleriz.
Franz Kafka’dan okumuştum. Çocukların çocuk olmaya zamanları bile yok, diyordu.
Nasıl olsun ki doğar doğmaz kelepçeler takılıyor onlara altın yerine.
Nasıl olsun ki süt yerine anne gözyaşıyla büyüyor bebekler…
Nasıl olsun ki baba sesinden mahrum o minnacık kulaklar…

Şimdilerde SUSKUNLARI oynayan Lal kesilen edebiyat hocam, birçoğunuzun tanıdığı bir isim şöyle yazmıştı bir denemesinde: Bir çocuk ölünce zaman durur ve orada hiçbir acının eskimesi yoktur…

Ah hocam böyle yazdın, yazdın ama farkında değil misin sadece zaman değil vicdanlar da durmuş ve sükut etmekte…
Farkında değil misin henüz doğmadan cezaları kesilmiş olan çocukların…

Eskimiyor acılarım sevgili hocam.Her sabah onların feryatlarıyla uyanıyorum.Anneleri babalarının itilip kakılmasıyla, minik Feridun’un üşüyen bedeniyle uyanıyorum…
Nazım Hikmet gibi
En güzel çocuk
Henüz büyümedi, demeyeceğim.

Zira en güzel çocuklar kimseler görmedi,kimseler duymadı.Sizlere onlardan bahsedeceğim. Ve bu sadece bir dibace olacak efendim.Sadece ağıt sadedinde bir giriş…

Aziz Nesin yaşasaydı eğer ona

“Dokuz yaşındayım. Beni, çocuk olmadığıma iyice inandırmışlar. Onun için, Güllü Halanın bahçesinde gizli gizli, suçlu suçlu bakkalcılık oynuyorum.” Dediği çocuğu nazire yaparak hücrelerde gizli gizli , suçsuz suçsuz babacılık oynayan çocuklardan bahsederdim….

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑