Cizlavet Akademi Başlıyor

Cizlavet Kültür ve Sanat Platformu ve Berlin Kültür Akademi’nin işbirliği ile her hafta cuma bir saat olacak şekilde Zoom dersleri başlıyor. İlk ders 24 Haziran Cuma günü Türkiye saati 22.00 ‘de Programa katılmak ücretsiz. Akademi@cizlavet.com adresine email atarak katılım linkini alabilirsiniz. Bütün derslere katılan herkese sertifika da verilecektir.

24 Haziran 2022 : Şair Ahmet Terzioğlu’nun sunumu olacak. Konu: Şiirde estetik

1 Temmuz 2022: Ressam Elif Altıntaş -Resim yapmaya yeni başlayanlar için bilinmesi gereken bilgiler

8 Temmuz 2022 : Ressam Huriye Genç – Yağlı Boya resim çiziminde dikkat edilecek hususlar

15 Temmuz 2022: Şair Fuat Eren – İkinci Yeni şiiri ve şiirde imge

22 Temmuz 2022: Yazar Gökhan Bozkuş – En çok okunan romanların yazım serüvenleri

29 Temmuz 2022: Cenk Enes Özer – Romanda kurgu

5 Ağustos 2022 : Yazar Mehmet Karadayı – Hatıra yazmak ve düzyazı teknikleri

12 Ağustos 2022 : Seslendirme Sanatçısı Mustafa Keskin – Güzel konuşma teknikleri

19 Ağustos 2022 : Şair Yaşar Beçene – Şiir ve Hatıra

26 Ağustos 2022 : Ebruzen Ayşe Beçene – Ebru sanatında temel bilgiler

2 Eylül 2022 : Yönetmen Engin Koç : Kamera arkasında yaşanan tecrübeler

9 Eylül 2022: Hasan Ahmet Gökçe – Edebi metinlerde temel ölçüler

16 Eylül 2022: Zafer Dinçer – Fotoğrafçılıkta Önemli Detaylar

Sanatın Dili İle Savaş

Sosyal, ekonomik ve politik konulara hiciv yoluyla yorum yapan düşündürücü illüstrasyonlar ortaya çıkaran ve bugüne kadar 140’tan fazla ödül alan Polonyalı savaş karşıtı sanatçı Pawel Kuczynski’nin savaş temalı çalışmaları:

Hicret ve Tecrit / Cihangir Asyalı

Düştüm

“Kendi göğümden 

kendi duvarlarıma”

Ben özdüm sürüldüm

Kabuk beni sandınız

“Yere düşmekle altın

kıymetten düşmez” ama

Niyedir 

Kolayca aldandınız

Düştüm

Kerbela’dır

Kuyular derin

Toz benim köz bende

Hem de kül

Yağmur gerek bana

Ve de gül

Bana yağmur 

Ya da sözlerin

Düştüm

Beni seçtiler

Balığın karnı gece

Kuyudur zindandır

“Ey yâr Senden dönmezem”

Yolum pak

“Lâ ilâhe illâ ente…”

Lütfeyle Lütfeyle

Düş gibi bitsin çilem

Düştüm

Ve öğrendim

Yanlış demişler lakin 

Gerçek şu

Düşenin de dostu var

Alnım ter 

Gözümde rüya günler

Korkum yok

Yağdıkça yağsın kar

Düştüm

“Kendi göğümden 

kendi duvarlarıma”

Kıştır bu

Gece ayaz gün serin

Derim ki

Düşerek doğrulur insan

Düştüm 

Bana düşen gösterin

Kervan-Kıran / Mehmet Karadayı


nasihat en büyük rehbermiş meğer
rehbersiz yollarda kalır yol tutan
imanı yoldaşı olmazsa eğer
tuzağa düşürür bir kervan-kıran
aldanma önünde sahte ışığa
yüreğin göğsünde olsun parlayan
umudu yitiren deli aşığa
pranga vurdurur bir kervan-kıran
gözün ufka baksın umudu ara
gönlünü doldursun nurlar’dan akan
umut yoksa gece olur kapkara
yolunu karartır bir kervan-kıran
sabırla rabb’inden muradın dile
hiç kaybetmemiştir o’na yalvaran
zincirler elini bağlasa bile
şaşırtamaz onu bir kervan-kıran

ZİNDANLARIN CENNET KOKULARI -2- / Yusuf Kar

Dünyanın süsü,
Ahretin süruru
Elleri yumru yumru minicik yavru…
Gözlerin nuru
Ana kucağında tutuklu




Bugün zulmet kuyuların taş beşiklerinde
Adı Yusuf konmuş
Bahar konmuş çocukların
Dizlerini yemiş betondan canavar,
Pamuk ellerinde, küçücük parmaklar
Pencereden ayaz, zeminden soğuk toplar
İlk adım…
Alnına çarpan soğuk karanlıklar
yavrucakların ne ayı ne de güneşi var.
Melek busesiyle gamzelenince yanaklar
Açılınca gülkurusu minicik dudaklar
İlk diş…
Avuntu avuntu ısıran gülüşü var
Bugün zindan duvarlarında baba sesleri yankılanır
Katillerin hücresinde bebek beşikleri sallanır.
Bugün agular, güldürürken kanatır,

Susun! Susun! Bugün zindanda tutsak bebekler var.
Bugün anneler içten bebekler sesli ağlar.

Bugün
Aralık kapılarda hayaller gölgelenir
Özlemler bir yol bulur, hasret hecelenir.
Bâb bâb baba olur, çınlar, yıkılır duvarlar.
Ruhlarda zelzelenir sarsılmaz dağlar
Hasretler kan kan /d/emlenir
Gözlerde kum kum olur, elenir
Beklenen babalar ,aranışlar
Örslenen yürekler, kocaman kocaman ahlar!..
Bugün gelemeyen babalarının hep işi var.
Zamanın aldırmazlığı, saatlerin telaşı var
Yelkovanın oku,
mızrağı
akrebin zehri
Bugün her gün ölmenin yeni bir dirilişi var.

Susun(!) Susun! Bugün zindanda tutsak bebekler var.
Bugün anneler içten bebekler sesli ağlar.




Bugün
Şefkat kahramanı, hırsların tutuklusu
Adalet mi?
Art niyetlerin kâğıttaki karartısı.
Annelerin üzerine yürüyor hiç doğurmamış duvar
Duvar ki zindanların kadim hükümlüsü,
En bela müebbetlisi
Yerde gözü kulağı, göklerde başı var.
Bebekler mahkûm,
Çocuklar mahrum.
Her tarafta duvar, her taraf duvar.
Gözbebeklerinde bekleyişin titreyişi var.
Ağlıyor haksızlıklar karşında, susmadan,
Hiç susmadan…
Hıçkırıklarla alıyor annesinin öcünü duvardan.
Dünya avlusuna terk edilmiş masumiyet
Kimisi kundakta esir
kimisi kucakta esir.
Bugün
Parmaklıkların arkasında bebekler
Önünde dedelerin, ninelerin gözyaşı var
Öksüz, yetim olmayan abisi, ablası
Anasız, babasız biçare kalmış kardeşi var.
Örtünememiş ana yüreğini kalpler
Ruhları açıkta kalmış üşüyen gençler var
Hele sorulunca hal hatır,
Kan revan çaresiz yutkunmalar…
Metanet,
Merhametin en babası, şefkatin anası bugün
Bugün yavrusunun önünde ağlamamak var.
Sabır kuyularını dolduran gözyaşları
Dönünce eve resimleri tek tek yıkamak,
Öpüp öpüp hatıraları sulamak var.
İnsanlığı sağır eden haykırışlar

Susun(!) Susun! Bugün zindanda tutsak bebekler var.
Bugün anneler içten bebekler sesli ağlar.

Ey , vicdanları kör olmuş gözler!
Bakın âlemin yeni doğan yavrularına
En yırtıcı canavarda bile şefkat var
Ey ,vicdanları sağır olmuş kulaklar!
Bugün bebeklerin zindanda ne işi var? Susun (!) Susun(!)
Susun
Bugün zindanda tutsak bebekler var
Bugün bebekler sesli anneler içten ağlar.
Yusuf Kar

Resim: Hatice Dönmez (Empathyart)

Silme Gözyaşlarını / Mehmet Ulaş

Silme gözyaşlarını;

Yeşerir belki bahar yeniden bahçemizde,

Dikenler sarmaşığa döner kelepçemizde,

Bir sabah ufuklara çevir bakışlarını.

Silme gözyaşlarını;

Hüznün tarihler boyu en yanılmaz tanıktır,

Çilelerle yoğrulan âhın kordan yanıktır,

Sûr gibi çınlat gökte o haykırışlarını.

Silme gözyaşlarını;

Hanidir yağmurlarla buluşmadı bu toprak.

Dalına yapışarak bir su bekleyen yaprak,

Çiçeklenir de sona erdirir kışlarını.

Silme gözyaşlarını;

Süzülüp yudum yudum çağlasın içe doğru,

Kucağında garipler yatan Meriç’e doğru…

Sınırlar boyu uçur yusufçuk kuşlarını.

Silme gözyaşlarını;

Zindan zindan göverir yarınların çocuğu.

Karanlıkta başlayan bu hayat yolculuğu,

Fecre doğru emekler avlunun taşlarını.

Silme gözyaşlarını;

Parmaklıklar gerili sevdânın ortasında.

Ellerin bir demirden kapının arkasında;

Ölçüyor pencereden, göğün karışlarını.

Silme gözyaşlarını;

Sürgünlüğün bir acı tat bırakır dilinde.

Kimsesiz diyarlara can üfleyen elinde,

Filizler çekirdekten çıkarır başlarını.

Silme gözyaşlarını;

Ne kirpiklerin solsun ne yanağın kurusun.

Sen gözyaşın kadar saf, kalbin kadar durusun;

İsyan türküsü yakma, çatıp da kaşlarını.

Silme gözyaşlarını;

Damla damla ağarır belki bu solgun akşam.

Tahammül mevsiminde gül deriyorken yaşam,

Takvimler yele versin artık telaşlarını.

Silme gözyaşlarını;

Onlar yazdı tarihin düşlediği öyküyü.

Bitireceksin bir gün, başladığın türküyü;

Dört yandan duyacaksın mutluluk marşlarını.

Anne, Babam Gelsin / Yusuf Kar

Anne, babam gelsin
Tutayım kışın ceketinin ucundan
Yazın cebinin kenarından
Sürükleyeyim o dağ gibi adamı ardımdan
Sımsıkı tutsun yine ellerimden
Ellerim kurtulamasın tek avucundan
Ben babamda mahsur kalmaya razıyım
Ne elma şekeri ne de kırmızı balon
Bir gülücük istiyorum babamın gamzelerinden
Ne güzel bakardı benim babam
Bir çift kanat takardı bakışları
Uçardım gökyüzüne işteş kahkahalarla
Ne güzel adamdı benim babam
Merhameti iki yana açtığım kollarımdan da büyüktü
Kıyamazdı, kelebeğe, çiçeğe, ağaca
Hatırlar mısın basmamak için karıncalara
Sek sek oynardı benimle koca adam
Kafeslerdeki kuşlara ne çok üzülürdü
Özgürlük en çok kuşlara yakışıyor derdi
Şimdi kuş oldu benim babam
Sahi sana söylemeyi unuttum
Maviş’i özgür bıraktım kızma ne olur
Babama selamımızı götürmüştür çoktan

Anne babam gelsin
İçimdeki yaramaz çocuk çabuk büyüyor
En sevdiği elbise de dar geliyor bak işte
Ya o gelince giyemesem mavi gömleğimi
Anne babam gelsin
Yıllar çabuk geçiyor
Son dişimi o gelince çıkarsam
Lapa lapa kar yağmasa o gelinceye kadar
Karın yağmasına onunla sevinsem
Güvenip müzip gülüşlerimin zırhına
O gelince girsem yollarda biriken sulara
Nefesiyle ısıtırdı üşüyen kalbimi
Gözlerinin içi öperdi üşüyen ellerimi
Benim babam çocuk yürekli adamdı
Yaptığım kardan adama nasıl da gülerdi
Bahçelerin onsuz hiç tadı yok
Parkların neşesi kaçmış
Kardan adamlar da mahzun şimdi
Kızma ne olur perdeleri ben çektim.
Bugün yine keyfi yok kalbimin

Anne babam gelsin
Sen de özledin mi onu?
Benden sakladığın hıçkırıklarını dinliyorum gizli gizli
Şarkınızı dinlerken ağladığını da biliyorum
Çünkü gözlerine kaçmasın diye bütün tozları
Topladım hatırların sindiği eşyalardan bir bir
Senin üzülmene dayanamazdı babam
Benim babam altın yürekli adamdı
Ağlarken nasıl da güldürürdü değil mi bizi?
Şimdi her gece ağladığımızı bilse üzülürdü.

Anne babam gelsin
Anne bayram gelsin
En çok da bayramlar kanatıyor kalbimi
Bayram namazı bitince
Nedense bir hüzün çöküyor yüreğime
Kalabalık bir yalnızlığa düşüyorum
Sen bunları nereden biliyorsun küçüksün deme
Acı insanı büyütüyormuş anne
Anne babam gelsin
Çocukluğum içimde yıl yıl yaşlanmadan
Okumayı sökmeden bir hasret şiirinde
Harflerine kütüphaneler sığdırdığım
Kollarıma çizdiğim kalbimin içini
okumak istiyorum ona iki hecede
Sahi sana söylemeyi unuttum
Ben baba yazabiliyorum artık
Dolabıma,
Yatağımın ardına
Gizli gizli her yere …
O gelince boyarız yine duvarları
Duvarları da yazdım kızma ne olur
Hem sen dememiş miydin bu ev hüzün kaplı
Ben hüzünleri babamla karaladım işte
Anne
babam
gelsin
Anne

                      Bayram
          gelsin 

Anne,
kalbim
gülsün
Yine

Yusuf Kar

Memleket Nedir / Cemal Özdemir

Gözümdeki yaş
Başımdaki taç
Yanağımdaki gamze
Kulağımdaki nağme,
Burnumdaki sızı
içimdeki acı,
Zihnimdeki hasret
Ruhumdaki kasvet,
Dizimdeki derman
Gönlümdeki heyecan,
Dilimdeki tattır.
Memleket hayattır.

Hasretinde yandığım
Vuslatında kandığım
Yokluğunda öldüğüm
Varlığında güldüğüm
Ayrılınca döndüğüm
Hayalimde kurduğum
Özgürlüğün adıdır.
Memleket var olmaktır.

Doğduğumda yıkandığım bulak
Çocuklukta beni saran döşek
Gençlikte savunduğum toprak
Olgunlukta verilen emek
Yaşlılıkta sığındığım kucak
Varlıkta bölüşülen ekmek
Yoklukta beklediğim şafak
Sıcakta gölgeleyen yaprak
Ayazda ısındığım ocak
Öldüğümde yattığım topraktır
Memleket yaşamın adıdır.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑