ben babamı kırk yaşımda kaybettim/farzımuhal

Ben babamı kırk yaşımda kaybettim
Bir eylül gecesiydi
Kanadı kırık kırk kırlangıç süzüldü genzimden
Ağlayamadım
Gidemedim , koklayamadım avuçlarını
Gidemedim,
çok uzaktaydım babamdan ve denizden…

Tozlu düşlerime sığındım çaresiz
Elimden tutan bir el gördüm puslu camlar ötesinde
Sırtıma dağ,destanıma kahraman
Ben aciz

Bilemedim kırk yıllık hayal gördüm
Kendimi ağlamaya meyyal gördüm
Ağlayamadım
Bir ah çektim derinden

Ordular kurdum zihnimde, süvariler, piyadeler
Bombaladım tüm mevzilerini ayrılıkların
Esir ettim firari yakamozları ,
Sırdaş bildim yıldızları
Yolladığım tüm şifreli telgraflar çözüldü
Mors alfabesi terketti beni ilk önce
Sonra sen baba
Sonra sen gidince
Ağlayamadım
Sol yanımda bir sızı yeşerdi ince ince
Sol yanıma bir sızı yerleşti sen gidince

Farzımuhal

karahindiba/farzımuhal

“Şiirlerin neden toprak kokmaktadır”
sordu safran
say ki ben şiir diye
karahindiba toplamışım
yıldızların göğünü süslediği
isimsiz yaylalardan

“Şiirlerin neden denizden korkmaktadır”
sordu turkuvaz
say ki ben şiir diye
okyanus koklamışım
bir deniz feneri yalnızlığında
güneşsiz kıyılardan

“Şiirlerin neden orman hırçınlığıdır”
sordu hârda
say ki ben şiir diye
kelebek avlamışım
bangui yollarının
ürkek kıvrımlarından

“Şiirlerin neden uçurtmalara mahrem “
sordu mavi
say ki ben şiir diye
kehkeşan düşlemişim
mahpus çocuklarının
evrensel umutlarından

“Şiirlerin neden gökkuşağına hayran “
sordu şövale
say ki ben şiir diye
çakıl taşları toplamışım
doluya tutulmuşken
köprüaltı sığınaklarından

Yarsıla-İnşirah/Farzımuhal

Yarsıla tüm çıkmazlar inşirah aşeriyor
Merhamet dileniyor kırılgan devinimler
Umarsız bakışlardan tomurcuk gül deriyor
İntikama davalı kahverengi devrimler
Beklemek ah beklemek kucaklamak azabı
Saklamak ah saklamak gamzelerde gazabı

Yüzyılın ağırlığı yüklenmişken zahrına
Sabır arşivlerine sır katibin yelkovan
Akrep toptancılığı yakışmıyor kahrına
Şimşekler yağıyorken üzerine nagihan
Islanmak ah ıslanmak paha biçilmez paye
Uslanmak ah uslanmak en değerli sermaye

Çalakalem yazılmış şiirlere fısılda
Renksiz yakamozlardan sakladığın sevdanı
Yorgun meteor gibi hem eri hem ışılda
Atmosferler sakınsın döşündeki volkanı
Işımak ah ışımak dost saymak ızdırabı
Yaşamak ah yaşamak yudumlamak kezzabı

direnmek ah direnmek” gülce” eylem anında
bürünmek ah bürünmek sevdaya zamanında

Farzımuhal

Bir Niyaz (NAMAZ) / İbrahim Sayar

Razıyım, bana mevsim kış, ağyara yaz olsun.
Yeter ki sevdir bana, gönülde maraz olsun.

Kapansın tüm kapılar bab-ı rahmandan gayrı,
Açmasan da olur ey fena! Kapını biraz olsun.

Yedirme bir lokma bana bağından, bahçenden;
İster elma,ister nar, isterse kiraz olsun.

Bir gül vereceksen bana gülistanından
Rayihası ravzadan , ebedi solmaz olsun.

“Zeval-i lezzet elem verir”miş bu alemde,
Ebede ulaşmayacaksa varsın, olmaz olsun.

Aram eylemesin zevk-u ağyar bu dilde
İster Leyla, ister mey, isterse saz olsun.

Yalnız öyle sevdir, öyle sevdir ki “göz nurunu”,
Beş vakit yolunu gözlemek tek haz olsun.

Sımsıcak şeb-i aruza serilsin seccadem
Ne gam, isterse gece o demde ayaz olsun.

Kara sevdalılar gibi buluşalım leyali koylarda,
Secdeler arşa ulaşan mi’rac-u naz olsun.

Dillerde dolaşmasın bu sevda, kimse bilmesin,
Lal kesilsin ağyar… Gözyaşım avaz olsun.

“Ne olur Rabbim,ne olur bahtına düştüm…”
Bu da benden Sultana bir niyaz olsun:

“Meccanen yarattın, meccanen lütfet” Allah’ım.
En büyük zevkim bu dünyada NAMAZ olsun. (amin)

İbrahim Sayar

kamet-i bâlâ/farzımuhal

Diken sarmış güle
Eyvallah
Yiğide düşmüş çile
Eyvallah
Aydınlığa giden yola
Eyvallah

Zalime susmayan dile
Maşallah
İzzetle boyanmış hale
Maşallah
herbiri KAMET-İ BÂLÂ
Maşallah

şubat/farzımuhal

ihanetin buğusu endazesiz
panjurlardan sızarken sinsi
her nefessiz kalış değildir astım belirtisi
bitkin gururların gölgesinde itiraf
edilgen tereddütlerden bezgin gökkuşağı
tükenir kelimeler;arda arda israf
karabasan tozundan sıyrılan düşler
düşbazların yıkımından kaçarak selamete ulaşır
izlerken, dolu yemiş ekinlerin boyun büküşünü
havsalama şubat hüznü bulaşır

kuytularda top sektirir dünkü çocuklar
gönülsüz olmak değil suskun olmak rayiçken
iradi ve cebri sürgünler buluşur ıssız adacıklarda
serâpa hiçken
varoluş tevehhümü aynaları çatlatır
hasetten mi, kim bilir?
sahillerimiz son tsunamiyi de atlatır dilerim
reaktörler yıkılsa ne gam
yönelmişken maznunlar izbe odacıklarda
dil toprağında yetişmekte bir bir karanfiller
su vermese ne yazar, korku serdarları
gözyaşları var ya
memleketimin analarının

Ey kuyusunda güneş koklayan Yusuf
Sana şubatta donmuş(!) güller gönderiyorum

Farzımuhal

suzidil/farzımuhal

/Hiçliğim ziyadesiyle baki
Allah en güzel vekil../

Hecesini kaybetmiş şiir
suzidil …
muhal farzlardan sızan ışık şuası
için için kaynayan sebil
bir yanda ebrehe yıkımları
bir yanda beklenen ebabil

ulaşılmaz sandığın her ümit
matvi midir mücavirin dil sandığında
gezgin duyarsızlara mahrem uğultu
belirsiz itiyat ,kılıçsız bırakılan kın.
bahanelerin yakıldığı kurtuluş günüdür
çöl murabıtının suya kandığı gün
Bir daha parlar mı bu kadar kamer
Sabırla tüm (mer)haleler yakın
buzdağları ilk bahara uyandığında
güneşlerin sükuta yüz görümlüğüdür
yalnızlığımız,

zülüflerin ıslanır mı nisan yağmurlarında…

farzımuhal

Bekleyiş/Farzımuhal

“Bir de ben
saman saplarından yapılmış
darmadağınık bir yatak gibi
bekliyorum Seni
Belki de dönersin bir gün buralara

Wazir Agha “

Beklenen olmak mı ağır ?
Bekleyen olmak mı kurşun ?
Kaynatılmış ziftler döker duruşun
Köhne saatlerin zembereğine

Yıldızların raksettiği yerdesin
Şehrahlar ötesinden bakıyorsun bana
Patikalar boyunca koşuyorum sana
Ayaklarım toz toprak
Ayaklarım kan revan
Ben gelemiyorum

Takvimlerin faş etmekten kaçındığı
artık yıl hüznüyle bekliyorum seni
Dört yılda bir gün bari
O günde bir an bari
An beni..
Hamra kelebekler uçuşur damarlarımda
Delikanlı çağlarımı çoktan tükettim
Sakinim, gayr-ı fa’al bir bürkân gibi
yorgun, paslı bir kılıç gibi kınımda muti
lütfet ve kuşan beni

Nevruzlar siliniyor her geçen gün
Hafızamın derinlerinden
Şenliklerde suskunluğum kadar değil
Çöllerde susuzluğum kadar
Bekliyorum seni
Dilim damağıma yapışık
Simurgun kanadına tutunmuş muştuya muntazırım
Gel artık
bu kent çok kalabalık
Ben yalnızım

Farzımuhal

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑