“gözlerine her şiir ayrı bir infilaktır” / Farzımuhal

Gözlerin mevzu bahis,vazgeçtim sızlanmaktan
Asfar yalnızlıkları bir bir kınalıyorum
Hep ürktüm,hep çekindim yokuşta hızlanmaktan
Ardında koştururken,soluksuz kalıyorum
Gözlerin mevzu bahis,vazgeçtim sızlanmaktan

Asumana üflesem denizden süzüp ezrak
Yitik şehsuvarları muştunla etsem teskin
Gözlerin hedefine kilitlenmiş bir mızrak
Saplanınca göğsüme, ne küs kalır ne de kin
Asumana üflesem denizden süzüp ezrak

Tutuşur yangınlarda keşmekeş arşivleri
Mütehayyir bir baksan şu eylemsiz halime
Gözlerin gül kokulu bir silahın yivleri
Delip geçer umarsız,bakmadan ahvalime
Tutuşur yangınlarda keşmekeş arşivleri

Gözlerine her şiir ayrı bir infilaktır
Devrimler düşlemektir mısralar adedince
Merdümgiriz halimle vuslat kucaklamaktır
Nazarın esrarıma muvafakat edince
Gözlerine her şiir ayrı bir infilaktır

Fm

Saklı Hikaye / Fadi Kılıçzade


Sahi kaç zaman oldu sen gideli
Kaç bahar soldu mazinin kuytularında
Kaç yaşanmışlığa batıp çıktı ruhumuz
Sen başka bir yolun yolcusuyken
Benim boş vermişliği seçişimden
Kaç yılı ıskaladım, yaşamadan.
Güllerin boynunu kırıp attığın
Hatıraların bile izini sildiğin yerden
Söyle, kaç adım uzaktasın şimdi…
Geri dönüp baktığında belki bir gün
Kayıp aşina olduğun manzara…
Zaman tortusu birikmiş ömrümüzde
Ne ağaçlar o eski ağaçlar, ne rüzgar
Dökülen yaprakların altında kalmışız
Öyle saklı, öyle bilinmez bir halde.
Bilmediğin şeyler var
Hatta benim bile bilmediğim,
Kimseden soramadığım,
Kimseden öğrenemediğim…
Gönülde dalgalanan isteksiz bir arzu
Dilde aksak terennümlü bir ezgi
Bir de hayal kırıklığı tek bildiğim.

Fadi Kılıçzade

45′ Dakika / Yakup Kenan

Acımıza katık gözyaşı
Gündüzler hesapsız geçer
Geceler, gecelerimiz
Düşüncelerin çıkmaz sokağında..
Demir soğuk, dört duvar beton
Demirden gelir yemek
Ve soğuktur kendisi gibi
Her lokma kurşun gibi ağır..
Gökyüzü kararınca, pencerelerden
Kasvet düşer orta yere
Ansızın sokulur koynumuza özlem..
Uykuda sayıklarız
Nasipsiz kalmazsa yastık yorgan
Derin bir ah işitilir
Ranzaların arasından..
Baharı ümit ederiz
Filiz veren başaklar gibi
Ama ayazdır dört mevsim
Hepsi kıştan kalma tipi, boran..
Her ses uzaktan gelir
Kulağımız hep tetikte
Düşlerken geleceği
Bir anda yakalar Mahpusluk
Adımlarımız yarım kalır…
Hasretle geride kalır
Lekeli camların ardından bakan gözler
Yutkunmak bile ar sayılır
Sıkarken yüreğimizi çaresizlik..
45’dakika ya sığar, 45’dakika!
Yavrularını avut, yarini teselli et
Ana babanın elini öp, halini sor
45’dakikada dokun sevdiklerinin hayatına..
Büyük oğlan karne almış
Küçüğü daha tanımaz babasını
Kızım suskunluğa gömülmüş
Ağlayan gözlerle bakar bana..
“Haydin beyler süre bitti!”
Haydi girin kabirlerinize
“Tek sıra yapın!
Konuşmayın!
Sessiz olun..!”
Bir de derler “Gözünüz aydın!”
Oysa hissedemezler
İçimizde yine büyük bir yangın..
Ağır ağır adımlanır malta
Küller gibi savrulur hissettiklerimiz
Yüzümüze çarpar demir kilit sesi
Bütün bu karanlığa inat,
İçimizde Sökün eder güneşin neşesi…
28.11.2016 Yakup Kenan

Yâr/e Akan Sular / Yaşar Beçene

Mavilere bürünmüş o ebruli hazlarda

Bir bahar sonsuzluğu şadırvanda su sesi

Göklerde yankılanan duada niyazlarda

Işığa doymuş günün yıkanıyor gölgesi

Mavilere bürünmüş o ebruli hazlarda

.

Mavi atlas şehrayin; süslüyor bakışları

Gül kokulu bir mevsim; sular seller durulur 

Reftare bırak gitsin..sebepsiz akışları

Yüreğine bir rüzgâr usul usul savrulur

Mavi atlas şehrayin; süslüyor bakışları

.

O bildik seferlere demir alır her gemi

Reyyana akar zaman; hiç sorma, neden, niçin 

Bir sabah getirirler ümit yüklü meltemi..

Bu mevsimde hep sular yare kavuşmak için..

O bildik seferlere demir alır her gemi

Arz-ı Hal / Mücrim

Ey! Nebîler nebîsi yâ habibûllâh sâlât-u selam sanadır ,

Bu tendeki can sana kurban ama ümmetinden pek çok bîzârdır,

Bakışlar bulandı ; terkedeli çok oldu senin kutlu yolunu

Böyle ise alem-i İslam sanırım yevm-i kıyamet yakındır.

Kanaat ve şükür sizlere ömür sefahat içindeyiz artık,

Hârâb olmuş İslam kalesi varsın olsun ne gam dört yanı yıkık,

Emr-i bîl mârûf nehy-i âni’l münker de neymiş geç bunları boşver,

Yâ Resul ümmetindik lakin senin gibi yaşamayı bıraktık.

Dilde kelime-i tevhîd kalp şehavat ve maddiyat diye atar,

Sorsan herkes müslüman ama bilmemki bu hangi kalıba sığar?

Takvâ dan geçtikte ;bir damla bile ihlas ve samimiyet olsa ?

Ne kadar kebâir varsa revaçta iman ise uzaktan bakar.

Ölüm en büyük mürebbi o bile terbiye edemedi bizi,

Çarşı pazar hayli kalabalık aman kaçmasın akşam ki dizi,

Hayat çok kısa ye,iç,keyfine bak diye diye dünyevi olduk,

Fatura ve taksitler aklımızda ancak unuttuk Azrail’i

Ene asrındayız yere basmaz ayaklarımız gurur,kibirden,

Çok isteriz herkes beğensin bizi ama hoşlanmayız tenkitten,

Tevazû,mahvîyyet,diğergâmlık çoktandır unutuldu herhalde,

Ya ! Resûl korkarım fersah fersah uzak bize sünnet-i seniyyen.

Buralar diyar-ı İslâm ama ne yazık ilim bize uzaktır,

Münafıklar dikkatle dinlenirde heyhât âlimler susmaktadır,

İlim ki müslümanların yitiğidir buyurmuştun sen ey Nebî,

Gavûr dediğin çalışmakta, ümmetin boş muhabbet yapmaktadır.

Şaşırdık istikameti de yazık iblistir artık bize yârân

Nevzûhûr hârâmîleride gördük besmeleyle işe koyulan,

Müslüman ki herkesin ondan emîn olduğu kişi değilmiydi ?

Ayaklar baş olmuş , başlar ayak ; dört yanımız artık dilsiz şeytan.

Derdim zîyâdedir hangi birini açayım yâ Hatem’en Nebî ?

Rahmet’en lîl âlemînsin sen ama kaybettik biz senin izini,

Muhtacız şefââtine yoksa perişânız halimiz haraptır,

Mevsim Gibiydi / Nur Tatar

Bir mevsim gibiydi gidişin
Bahçelerde ince bir iz kaldı
Çiçeklerim soldu elimde
Çehrelerde sararmış bir yüz kaldı

Bozuldu bağban sessizce
Bahtımıza soğuk bir güz kaldı
Derdimiz vardı bizim deste deste
Dilde söylenecek söz kaldı

Yol yokuş yolcu yorgun
Pes etme cananım dedi az kaldı
Yıkıldı içimdeki şehirler
Yangınlardan arda kalan köz kaldı 

Bir mevsim gibiydi gidişin
Bahçelerde ince bir iz kaldı
Sırtımda onca yüküm
Elimde birtek halimi arz kaldı

Naz ve Sitem / Beyruha

Senden başkasına, haramdır gözüm
Yüreğimi alıp, sende dîr ettin
Demezdim kimseye, mahzendi gizim
Bütün vakarımı, yerle bir ettin

Kalbime geçmiyor, en ala sözüm
Attığın düğümü, bende kör ettin
Nasihat çaresiz, bitmiyor sızım
Layığım sevdaydı, cam duvar ettin

Gittiğinden beri, söndü ışıklar
Dünya kelamına, dili sır ettin
Sazının telini, kırdı aşıklar
Bülbül nağmeleri, ah u zar ettin

Nedendir, niyedir, bunca gam, keder?
İzanımı bozdun, derdi var ettin
Her birinin vakti, bin asır eder
Boğazı lokmaya, inan dar ettin

Dağ utanır oldu, taşıdığı yükten
Güneşi başıma, yağan kar ettin
Şikayet edemem, nasibim Hakk’tan
Kendini gönlüme, illa yar ettin

Kapanır mı sence, bu kara perde?
Takatim kalmadı, canda ve serde
Bedduam olsun ki, cümle namerde
Düşüp yad eline, tarumar ettin

Beyruha

Sabrın Örsünde / Erkan Bilgin

İstemeyi vermiş olmanın cesaretiyle el açıyorum sana
Tüm acziyetim ve layık olamadığım kulluğumla

Adını terennüm edip bana biçtiğin nefesi tüketerek
Haddimi bilmeden bir nazlı çocuk gibi iç çekerek

Kırık dökük cümlelerle huzurunda titrerim
Yüzüm yok karşında, rahmetini isterim

Misafirliğimi unutup sarıldım dünyaya bazen
Özüm senden özetim sen, razı ol ne olur benden

Bak, günah rüzgarları esiyor ruh ülkeme bir bir
Kuşat ruhumu, seni görsün gözlerim, kulaklarımda tekbir

Zehirli dişlerini al yeisin üstümden
Kana kana içeyim tevekkülün nehrinden

Bu masivada nefsimle başıboş bırakma beni
Canım yansa da şekva ettirme bana hikmetini

Bildiğim her yol sana varır, bulduğum her şeyde sen
Tefekkür ikliminde her baktığım delildir senden

Dirilt senliğimi ki kurtulayım benliğimden
Yoluna ram eyle beni, aşır ruhumu bendimden

Bilirim, imtihanın ağırlığındadır değerim
Ümitle her dem , bu kara gecenin sabahını beklerim

Bilirim, bir hikmetin var ki nadanım
Sabrın örsünde, sükut ettikçe yaranım

Rüzgarın verdiği mühlet bitsin artık bu eğreti yapraklara
Tükürsün bir fırtına bu zülmü, çehennem çukuruna

Mengenelerde kalbim, sessizliğimde bin ah
Diş kirası ister zalim, vah ki vah

Körelmiş vicdanlarda ne izan ne basiret
Masum yavrular için, ne olur inayet

Lütuf yağmurlarında ıslanmak için mi bu kara bulutlar
Gülümsesin artık bize ey Allah’ım asude bir bahar

Erkan Bilgin

Efsunlu Bir Hece / Yaşar Beçene

Yakın mı? Bir bilsen…hem de nasıl

Taşar pınarlar havzından dışarı

Ve içer geceler ışığı doya doya

Açık bir gökyüzü ve yemyeşil arz için

Hapse düşer yorgun mevsimler

Şimdi azad olmuş bir bahar

Şehrayin endamında gül bakışlar

Paylaşamayız…

Bir çocuk bilmecesi olur her şey

Bil bilebilirsen bul bulabilirsen!.

Boşuna uğraşma nafile yorulma

Saliver kendini

Saliver ruhunu sonsuzluk kervanına

Nasıl olsa aynı… aynı sona koşarız

Zaman fark etmeden mekan ayırt etmeden

Efsunlu bir hece.. düşmeden dilimizden

Düşmeden dolansın ezelden ebede..

Essin ılık ılık içimize içimize

Dağılsın sisler ve dağılsın keder

Keder de bir kader..

Hu hu.. illaki..

Yaşar Beçene

Herkes Mucize Olabilir / Emin Osman Uygur

Akşamüzeri bizim bahçeye davet ettim. Tanıştık. Biraz gündemden
işlerden bahsettik. Bir süre sonra bana hangi takımı tuttuğumu sordu.
Ben fanatik olmadığım için gayet sakin bir şekilde takımın ismini
söyledim. Yeni komşum birden irkildi. Nasıl olur, benim komşum bu
takımı nasıl tutar dedi. Şaşırma sırası bende idi ama konu üzerinde
çok durmadım. Aradan aylar geçti bir şekilde komşum ile samimiyetimiz
arttı. Bağ evinin bahçesi müsait olduğu için zaman zaman mangal yapıp
beraber bir şeyler yiyip konuşuyorduk.

Benim haftalık sohbetlerim vardı. Bir akşam onu da davet ettim. Geldi.
Sonra sohbetlere devam etti. O günlerde sohbetin olduğu akşamlar
önemli maçlar da oluyordu. Komşum bir gün bana, biliyor musun, maç
olduğu akşam beni kimse yerimden kaldıramazdı. Ben masamda bira,
yanında çerezlerim televizyon karşısında saatlerce otururdum. Ama bu
sohbetler benim bu alışkanlığımı yıktı. Ben de inanamıyorum. Ben
Allah’a hamd ettim, komşumu takdir ettim.

Aradan geçen zamanda komşum bir hastalık yaşadı. Bu arada rahatlamak
için İngiltere’ye gitti.  Bir süre orada kaldı. Geldiğinde hasret
giderdik. Bana çok etkilendiği bir olayı anlattı. Ben de çok
etkilendim. Orada yine sohbetlere devam etmiş. Sohbete gelenler
arasında bir İngiliz varmış. Merak etmiş ve onun hikayesini dinlemiş.

Ben çok içki içerdim. Hemen her gün sarhoş haldeydim. Bir gün akşam
üzeri eve dönmek için otostop çekiyordum. Bir araba durdu beni aldı.
Normalde bu kadar kısa sürede gidemezdim. Arabayı süren kişi beni
akşam yemeğine davet etti. Ben de kabul ettim. Meğer akşam yemeği
ramazan orucunu açmak için hazırlanan iftar sofrası imiş. O
insanlardan çok etkilendim. Çok farklı idi. İçimde bir huzur
hissettim. Merak ettiğim soruları cevapladılar. Aklım ve kalbim ikna
oldu. Müslüman oldum. Bu basit bir din değiştirme olayı değil,
hakikati görme idi. Gerçekleri öğrendikçe hayatım değişiyor,
güzelleşiyor, bir yandan da önceki hayatımdan pişmanlıklar duyuyordum.
Özellikle anneme ettiklerim beni çok rahatsız ediyordu. Param
bittiğinde gider ona bağırır çağırır zorla parasını alırdım. Ona hiç
saygılı davranmazdım. Artık beni görmek istemiyordu.

Bir gün kendimi hazırladım, anneme gitmek için yola çıktım. Güzel bir
çiçek buketi aldım. Kapıyı çalınca beklediğim cevabı aldım. Annem
içeri girmemi istemiyordu. Ben para için gelmediğimi ısrarla
söyleyince anne yüreği dayanamadı, kapıyı açtı. Bendeki değişimi
görünce inanamadı. Çok sevindi. Annemi ilk kez sevindirmiştim. Meğer
ne kadar kötülük etmişin ona. Ama artık hepsi geride kalmıştı. Annem
beni affetti ve inancıma da saygı duydu.

Her insan bir mucize olabilir değil mi? Hem her insan Allah’ın sonsuz
rahmetine mazhar olabilir. Bunu kendim için de ne kadar çok isterim.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑