Muhavere-yi Tebabüliye / Fadi Kılıçzade

Çeşitli belaların sağanak halinde insanoğlunun başından aşağı yağdığı bu çağda, her insanın şikâyetçi olduğu konuların başında gelir anlaşılamamak. Kime sorsanız mutlak bir derdi vardır ve hiç kimse tarafından anlaşılamıyordur. Uzaktan muharrir bir bakışla insan kalabalıklarını gözlemlediğinizde bu durumu ve bu durumun yol açtığı kargaşayı fark etmeniz hiç de zor değildir.
Sürekli konuşan ve bir şeyler anlatamaya çalışan insanların sebep olduğu gürültüye muhatap olmak çoğu zaman çekilmez çileye dönüşmektedir. İnsanı dehşete düşüren bencillikle dinlemeyi hatırına getirmeyen insanlar; “Önce beni dinlesinler, önce beni anlasınlar!” çılgınlığını sergilediklerinden çoğu zaman haberdar değillerdir. İçine düştükleri enaniyet/egoizm çukurundan dolayı kendi hissiyatına esir haldedirler.
Nazarların sokaktan alınıp evlerin içine yöneltildiğinde de karşılaşılan manzara çok farklı değildir. Birbirilerini anlamayan kardeşler, eşler, ebeveyn ve çocuklar. Aynı dili konuşup, benzer cümleleri kurumalarına rağmen sahip oldukları egoizm ve “önce ben” hırsının birbirini anlamaya engel olduğu yığınla insan. Artık her ev, her sokak ve her meclis –eskilerin tabiriyle- tam bir muhavere-yitebabüliye merkezi haline gelmiş. Herhangi bir kelime sarf edilse, neredeyse herkesin o kelimeden anladığı mana çok başka. Herhangi birinin söylediği söz, “acaba ne demek istedi?” muhakeme süzgecinden geçirilmeden, akla gelen ham çağrışımı ile acele bir hükümle mukabele buluyor.
Zamanın dairesel bir yapıya sahip olduğunu düşündüğümüzde, geçmişte yaşanan hadiselerin aynıyla olmasa da misliylefarklı zamanlarda cereyan ettiğini,
edeceğini öngörmek yerinde bir düşüncedir. Ve zihnimiz asırlar öncesine, Babil ülkesine gittiğinde, günümüzde yaşanan durumun bir benzerini müşahede etmek mümkündür. Babil Kralı, sahip olduğu kibir ve enaniyet neticesinde kendini “tanrı” olarak görür ve ulular. Kendisinden başka bir tanrı olup olmadığını görmek için de Babil Kulesi’ni inşa ettirmeye karar verir. Bu Allah’a (c.c.) açıkça bir meydan okumadır. Fakat kulenin sonuna yaklaşıldığında, Allah’ın (c.c.) azabı gelir ve Babil’deki insanların hepsi sadece kendilerinin anlayabileceği bir dili konuşmaya başlar. Kimse kimseyi anlamamaktadır artık. Allah (c.c.) kibir hastalığına tutulan ve buna ses çıkarmayıp, rıza gösteren insanlara böyle bir azap indirmiştir.
Günümüze bakınca, acaba bu kadar kibir abidesi ve egoizm müptelası insanlar ve bunlara alkış tutanlar yüzünden Allah(c.c.) koca bir topluma tıpkı Babil Halkı’na olduğu gibi bir azap indirmiş olabilir mi?
Sanırım bu sorunun cevabını ama kendimizi ama bazı önemli zannedilen insanları ululadığımız kibir kulelerinden inmeden bulamayacağız. Ve açılan yaralar, yaşanan problemler tevazu toprağına basıp, hoşgörünün o iç ferahlatan kokusunu sürüp, kendimizden farklı gördüklerimizle “insan olma” ortak paydasında bir araya gelerek kavramları ve kelimeleri kalibre etmeden, standardize etmeden kapanacak gibi değiller.

Masum Çocuklar/ Cüneyt İlhan

Kim bilir ne kadar zor

Zamanın çocuğu olmak

Görülmemiş zulümlere

Çocukken şahit olmak



Dört duvar arasında

Karanlıklarda kalmak

Ya da evde yapayalnız

Annesiz babasız olmak



Okulda kem gözlere

Kötü sözlere katlanmak

Ya da plastik bir botla

Canın pahasına kaçmak



Masum çocukların ahı

Göklere yükseliyor

O mübarek gözyaşları

Arzları titretiyor



Ağlama masum çocuk

Güzel günler gelecek

Çekilen tüm acılar

Meyvesini verecek



Masum çocukların ahı

Göklere yükseliyor

O mübarek gözyaşları

Arzları titretiyor

Karahindibada Gördüklerim / Gökhan Bozkuş

Geçen yıl bugün, diye hatırlattı telefonumdaki fotoğraf uygulaması. Güzel bir teknoloji…

Unutkan insanoğluna eski günleri hatırlatıyor. Bir akşam vakti çekmişim bahçedeki karahindibayı. Sonra da dönüp bir daha hiç bakmamışım galerideki o kareye. Üç binden fazla fotoğraf arasında belki de daha kaç fotoğraf vardır da gel tut elimi, bir yazı yaz diye bekleyen. Bugün karahindiba yazısı yazmak istiyorum size. Fotoğrafını çekmişim. Biri dimdik dururken diğerinden parçalar kuş misali uçmakta. Karahindiba… Şiirler de yazdım bu çiçeğe. Kendimi gördüğüm anlar oldu. Kendimi bulduğum zamanlar. Çokluğun içindeki yalnızlık. Her yere doğru giderken hiç bir yerde tam olamamak. Karahindiba… Dostlarımı da gördüm o çiçekte. Naif, zarif ve kırılgan. En küçük bir esinti ile dağılan hayaller gördüm orada. Biliyor musun sevgili dost? Özgürlüğü de gördüm onda. Hürriyetin hafifliğini sevgiliye doğru kanatlanmanın evrenselliğini. Gülme bana olur mu? Mevlana’yı da gördüm orada bizim Yunus’u da. Şeb-i Ârus vakti hazırlanan kollar gibi muhayyel hafiflik…
Dedim ya ben karahindibada çok şey gördüm. Melamet gömleğini çıkaran Yunus’u gördüm…

“Kanaat hırkasın geydim, selamet başını çektim

Melamet gömleğin biçtim, arif olup giyen gelsin “

Ben karahindibada dosta seslenen Ahmet Terzioğlu gördüm…”

“Yüreğin alev ocak,

Dertlerin kucak kucak.

Dalın yok tutunacak,

Candan bîzâr mısın dost.”

Ben karahindibada yıkanan hıçkırıklara şahit olan Farzımuhal’i gördüm.

“her istasyona yazılmış özge şiir var mıdır
ya da banklarda geceleyen şair
sanırım her köşesine sinmiş
elveda hikayeleri tıkanır genzine garın
belki bu yüzden peronlarda hüzünler hıçkırıkla yıkanır”

Karahindiba naif çiçek.
Tutmak istersin gül gibi.
Merak edersin kokusunu.
Tutarsın dalından da ha gitti ha gidecek.

Ben karahindibada zamansız gidenleri gördüm. Muaz’in ahını üşüyen ayakları gördüm.

Şefkat / İbrahim Sayar

Şair Cemal Safi’nin (Allah rahmet eylesin) Tek Hece Ask şiirinden mülhemen cevap niteliğinde karalanmıştır.
“Şefkat, bir iksir-i nuranîdir, aşktan çok keskindir. Çabuk Cenâb-ı Hakk’a vüsûle vesile olur.” Bediuzzaman

(Kendi dilinden) ŞEFKAT

Rahlemde ham sevdalılar zer olur
Aşk talebem, yetiştiren pir benim
olmasam seven gönüller kör olur
Aşıkların gözüne iksir benim

Kinden, nefretten nice dağlar aştım
Hakk katında en yüceye ulaştım
Nefs’le güreştim, öfkeyle savaştım
Gazab’ından öne geçen er benim

Arifler tepesinde ak ser idim
Yanmadan güneşlerle gezer idim
Sevdalı bir meltem icin eridim
Kardelene kıyamayan kar benim

Benim haset rüzgarını dindiren
Merhameti bulutlara bindiren
Damla damla meleklerle indiren
Bağrında çiçekler veren kır benim

Vahşi letaifi ben ıslah ettim
Hiç’e, hiçi en büyük silah ettim
Feryadını, arşı delen ah ettim
Perdesiz ulaşan duam var benim

Nefretleri acımaya çevirdim
Enaniyet sultasını devirdim
Girilmez denilen kalplere girdim
Aklının almadığı hüner benim

Rahmana çeşit çeşit suret verdim
Enbiyanın duasını bezerdim
Visale kimsesiz çöllerde erdim
Mustafa’nin sığındığı ğar benim

Beni bilen sevmelere doyamaz
Zalime acır, mazluma kıyamaz
Kimseleri ateşlere koyamaz
Cehennemin önündeki sur benim

Bakmam hic cirkinine güzeline
Ağlarım aczin bükülmüş beline
Adim adim giderken eceline
Azaba utandiran kambur benim

Simam aslında taniyip bildiğin
Bazen beraber ağlayıp güldüğün
Hani gözünde yaşlarla sildiğin
O öksüzün yüzündeki kir benim

İçindeyim, dolaşırım kanında
Ben varım hep, kimsesiz zamanında
Günahın yanında, gaflet anında
Sızım sızım vicdanında bar benim

Benim ile yumuşadı gönüller
Köle oldu ana denen güzeller
Hatrım için nasır bağladı eller
Babaların alnındaki ter benim

Kah hayvan, kah nebat,kah da beşerim
Mekanım yok dere-tepe aşarım
Daha çok ana kalbinde yaşarım
Canda evlat diye yanan kor benim

Sevdirmek için şak şak eden ayı
Bağışla diye ağlatan İsa’yı
Son bir şans için Harunl’a Musa’yı
Küfrün kapısına götüren sır benim

Kapıyı açan bir kuldur nedamet
Affederken muhtaç değildir Samet
O’ndan fazla edemezsin merhamet
Ederim desen, en büyük şer benim

Yarı yolda konmaz yar, ne de ağyar
Affını bekler günahlardan dağlar
Karşılık bekleyen sevdalar, ağlar
Yolumun yolcusu olmak zor benim

Bazen mazluma açılan bir kanat
Bazen zalime indirilen tokat
Rahman’ın gölgesiyim adım şefkat
O Yetim’e bağışlanan nur benim
Günahkar ümmeti için ŞEFAAT
O Yetim’e bağışlanan nur benim


İbrahim SAYAR

Karaefem / Karaoğlan


 
Ne çok şey anlattın herkese
Masum bakışların
Günahsız yüzünle
Bir ifritten dönemdi geldiğin
En sert kayalardan
Daha sertti çarptığın

Heyhat
Vicdanlar söneli çok olmuştu
Gözler ise körleşeli
Kalpler kadavraya dönmüştü

Bahtına bu kara devran düştü
Koca bir millet aklını kaybedeli
Kuldan umut kesileli
Evet çok olmuştu

Her gözyaşında eridi insanlık
Ama nasipsizlere değmedi hiç biri
Çığlıklarına dayanmadı yürekler
Yazık ki sağır kulaklardı nasibin

İnsanlığını çoktan yitirmişti
Kendilerinden medet umulanlar
Seni babandan mahrum edenler
Mahrum olsunlar ebediyyen

Meraklanma sen Karaefem
Kalbinin her burkuntusu için
Babana hasret her ânın için
Hesap görülecek ötede
O hiç bir şeyin fayda etmeyeceği
O en acı günlerinde

Yüreklere kor düşürdün be Karaefem
Bıraktın bizi bunca yükle
Duyuramadık sesini alemlere
Hafızalarda hep o mahzun bakışların
Bırakırken kendini
Rahmet Peygamberinin ellerine
 
Karaoğlan

Lazım ve Olmaz / Mehmet Remzi


Derdimize ortak olanlar lazım
Acımıza gülüp geçenler değil
Bize aşklı şevkli yürekler lazım
Yeis tohumları saçanlar değil..
🌺
Hizmet denilince uzaktan bakan
Ücret zamanında en öne çıkan
Zor zaman gelince dostunu yakan
Sırttan bıçaklayıp kaçanlar değil
🌺
Sevgisini dostça sunanlar lazım
İyilik gölünde yunanlar lazım
Er meydanında soyunanlar lazım
Nifak ekip nefret biçenler değil..
🌺
Bize mangal gibi yürekler lazım
Sandalı yüzdüren kürekler lazım
Hizmet ateşine körükler lazım
Nimet zamanında gemiye binen
Zor günde terk eden sıçanlar değil
Bize mangal gibi yürekler lazım
🌺
Bize yarınlar hazırlayan lazım
Milletin malına çökenler değil
Sevgiyle kalbleri fetheden lazım
Gönül köprüsün(ü) yıkanlar değil
Bize yarınlar hazırlayan lazım
🌺
Sular derin dalga rüzgar fırtına..
Delik sandal çürük kürekle olmaz
Küheylan rüzgarı alsın sırtına
Çatlarca koşmayan yürekle olmaz
Bize dağlar lazım bize fırtına !
🌺
Genç adam yol uzun engel var dağ var
Düşman gaddar zalim kalbsiz canavar
Gam keder elem yok çünkü Allah var
Sen mazlumsun ki mazlumda ah var
Ah’dan daha güçlü hangi silah var !
Zulmün şahı gelse de ne farkeder
“Lâ havl(e) velâ kuvvet(e)illabillah” var..
🌺

Mehmet Remzi

Lebt Wohl / Gökhan Bozkuş



Tief tief drinnen, vielleicht
Und eine Stimme
Lebt wohl, lebt wohl


Ein Vogel ohne Flügel
Eine Blume ohne Farbe
Und eine Stimme ohne Menschen
Tief tief drin
Lebt wohl, lebt wohl


Winziger Sarg
Eine Wolke darüber
Und Tränen ohne Augen
Und Lippen ohne Worte

Tief tief drin
Lebt wohl , lebt wohl

Haberin Var mı / İbrahim Sayar


Kainata sığmazken bir gönle girmiş

Canın dildarı sende haberin var mı?

Bir kendini bilenler O’nu bilirmiş

Cümle asarı sende haberin var mı?



Misal-i musağğarsın, sende kainat

Özündeki Nur’udur(sav) sebeb-i hilkat

Esbab ile kilitli,hazine kat kat

Tek anahtarı sende haberin var mı?



Bir zelleyle çarpıldın ve sürüklendin

Fani olan vücutla ebed yüklendin

Emaneti sırtlandın ve büyüklendin

Kibrin damarı sende haberin var mı?



Göz penceredir ruha, görmesi için

Ruh hüzünlenir iken göz ağlar niçin?

Hikmet tecelli eder, yolunda hiçin

Hiçliğin sırrı sende haberin var mı?



Niye Ruh ölümsüzken ölüyor beden?

Arzular mahdud hayat,sonsuzu neden?

Sonsuzluğu cesette, mahpus keşfeden

Ruhun esrarı sende haberin var mı?



Rahman suretindedir hazreti insan

Hasleti öğrenmektir, illeti nisyan

Bu ne ağır imtihan…ah bir anlasan

Hilafet barı sende haberin var mı?



Sağ yanındadır yolu yokuş ezelin

Sol yanında zehirli balı güzelin

Ya narı ya da nuru vardır amelin

Karı-zararı sende haberin var mı?



Yaşına bakmayacak musalla taşın

Ölümü unutturur dünya telaşın

Vedaya hazırlanır ağaran başın

Sonun ihtarı sende haberin var mı?

İbrahim Sayar

Gülersin Bazen / Gökhan Bozkuş

Gülersin bazen…

Kalbine isyan eder çehren ya da öyle zannedersin sen. İçinde fırtınalar koparken, her bir ah adeta bir çığ gibi yuvarlanıp büyürken gamzelerin belirir ansızın. O boşluğu görenler, gözlerine bakmadan o çukura odaklananlar niyet dolabından sevinçler çıkaracak belki de. Kimlerin ya da nelerin gömüldüğünü bilmeden bakarlar sana ve sen gülersin bazen.

   Tek bir hayal kırıklığı gözyaşına neden olurken , tekrarlanan bir hayal kırıklığı gülümsetir, diyor Robert Musil. Baltık’taki Balıkçılar isimli öykü kitabından not defterine aldığın o cümleye bakar inkısarın başka hecelerle de okunabildiğine şahit olur ve gülersin. Eyvallah, sözcüğü çıkar dudaklarının arasından. Büyür yanağının iki tarafında açılan mezar boşluğu. Gömülür oraya yeni Brütusler. De bağlacını zihnine kalın harflerle belleten Brütüsler “Sen de mi Brütus” 

Gülersin bazen.

El sallanan her gemiden inmeyen babaya rağmen İsmail Abi gibi , yine gelmedin baba diyen göğüs boşluğundaki feryada rağmen yüze kazınan yapay çiçekler gibi gülersin ve sarılırsın İskender abine. Benim babam gelecek İskender Abi. Babam gelecek ve beraber gemiye binip gideceğiz buradan, dersin. Gülersin, İskender Abi olursun. Gülersin, çaresizliğe umut olursun. Gülersin, cevabı olmayan bir neden sorusuna kanatsız bir yanıt olursun.

Gülersin bazen.
Halk şairi Dertlî’den bir dörtlük takılır diline.
Sefineyi kalbin engine salma
Aşk bahrinde rüzgar eser demişler
Gark olup girdabı mihnete dalma
Gemisin kurtarmak hüner demişler

Tutar kulağından bu dörtlük ve çeker seni sahile. Mihnet kelimesi ile gemi sözcüğü seni başka diyara, sefine sözcüğü bambaşka diyara götürür. Sağından solundan insanlar geçer, görmezsin. Rüzgâr eser yapraklar kuş misali önünde sürüklenir, karıncalar koluna doğru dağcı edasıyla tırmanır. Ne duyar ne de hissedersin olan bitenleri. Gözlerin bir noktada “Aşk bahrini (denizini)” düşünürsün. Orada kulaç atanlar gelir gözlerinin önüne. Dalgalara rağmen boğulmayanları yad edersin. Sonra döner aynana bakarsın. Ve bir eyvallah da kendine söyler, gülersin bazen…

Gökhan Bozkuş

Virgül Olmuşum / Gökhan Bozkuş

Hilmi Yavuz’a

ben…
öyle bir zaman içinde
öyle bir tarifin meçhulu
öyle bir sesle beraber
ne yana uçacağını bilmeyen
kanatları mumdan bir kuş olmuşum
ben…
hani şimdi, gözlere küsmüş deli
guguk kuşu ve kengel misali
çağların mengenesinde bir ah
öyle bezgin bir masal bulmuşum
ben…
elimde bir tüy var kuşunu arayan
ve bir sabır ağuları saran
ve

hilmi yavuz dolan
“ey sen, yalnızlığın ortakçı kulu
bozlak gizemlere bal ören abdal
bir yanına çifte gurbet sokulu
ağaçlarda dal sürüyor feodal”


hani şimdi virgül olmuşum
büyük harfle başlayan kelimeye
hani noktadan uzak durmuşum
ben…
balı özleyen abdalı sormuşum

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑