Kim Bilir / Tahsîn-i Kelâm




Yüreğin derdini bir âşinâ Cânân bilir,
Aynı dert ile hemdem, âşık da çendan bilir.
Kim bilir feryâdımın, künhünde neler saklı,
Bu sûziş-i nağmeyi, dinleyen cândan bilir..

Kâlbine kut olmuştur, gam âşıkın her demde,
Bir kuru söz değil aşk, geçmek gerek serden de,
Taşımak ehil ister, nûş etmesin her bende,
Bâde-i aşk’ı nâdân, kâse-i camdan bilir..

Gezmemiş kâlp yurdunu, tatmamış sâyesini,
Duymamış özde aşkı, bilmemiş gayesini,
Taht ile saltanatı, sultanlık pâyesini,
Gezdiği rûm elinden, mülk-ü acemden bilir…




Daha Dün / Emin Osman Uygur

Daha dün

Gökler masmavi ağaçlar yemyeşildi

Kelimeler arasına

Bu koyu griler de nereden geldi

Güneşte sımsıcak kurşun yarası

Gök/yüzünde üzgün emojisi

Ayın çehresinde bozuk ayak izleri

Daha dün

Severdik bahar sevdaları gibi

Sayardık sayılırdık

Ayrılıkları da sevgiden sayardık

Kurşun ne bilsin sevgiyi

Kurşun işte

Nefret tutan eller de öyle

Nefret tutmuş yürekler

Kurşun döktüler günlere

Günlerce

Umutlar delik deşik

Kim demiş hava günlük güneşlik

Bildiğin gri işte

Hani nerde yediveren gülleri

Nerde hayatın aşkın erleri

Büyük kanyonda değil

Büyük şehirde

Sıkarım

Yakarım

Yarını göremezsin sesleri

Üstelik güpegündüz

Daha dün

Yürürdük mahallede türkülerle

Çocuklar oyun oynardı çapraz çizgilerle

Havada kurşun ağırlığı

Griler döküldü sözlere

Eller tetikte

Hızla çıktı mermi demir borudan

Döne döne

Alamadı hızını

Değdi ama acıtmadı

Deldi ama farkına varmadı

Daha dün

Gökler masmavi ağaçlar yemyeşildi

Bir akşamdı her yer gri oldu

Yollar bir anda eşkıya doldu

Nice çiçekler ezildi hunharca

Nice ü/mit/sizler baş kesildi

Basında nice haberler geçti

Kurşun gibi ağırdı gündem

Görmediler göstermediler

Ateş düştüğü y/erleri yaktı

Kalemden kurşun yaptılar

Bir manşet milyonları vurdu

Kâğıttan kurşun olur mu

Oldu işte

Daha dün

Her sabah okurduk gazeteleri

Gündem iyiye giderdi

Ama olmadı komaya girdi

Kâğıttan kurşun olur mu

Oldu işte

Ne acılar k/attı hayata

Sonra arttı acılar hesapsızca

Sonra meydanlarda toplantılarda

Kurşun sesler döküldü mikrofonlara

Savruldu milyonlara

Bir ağırlık çöktü dağlara

Hiç sorma

Taşınır gibi değil desem

Öyle işte

Alıştı kulaklar kurşun sesine

Alıştı insanlar gri sekmesine

Bugünlerde

Kurşun yarasından giden gidene

Kurşun adres sormaz derler ya bir de

Adrese teslim kurşunlar hem de taptaze

Gazetelerde mitinglerde

Modern çağ, uzay çağı

Kurşun çağı desenize

Hayat

Yaylım ateşinde gündüz gece

Daha dün

Gökler masmavi ağaçlar yemyeşildi

Şimdi

Tüm renkler gri anlıyor musun

Tüm renkler gri

Yarın

“Ümit var” desen/e

Değiliz / İbrahim Sayar

Yanarsak nur olmak için yanarız
Mazlumları yakan ateş değiliz
Can avucumuzda Hakk’a sunarız
Şehidiz ölürsek biz leş değiliz

Zannetme ki bugün çaldığın kardır
Haramiliğin de ömrün kadardır
Bu dünyanın bir de ötesi vardir
Bedeli ödersin beleş değiliz

Zulme sessiz kalıp öylece bakan
Hem vatanını hem kendini yakan
Mazlumu zalim bir ele bırakan
Hain olamayız, kalleş değiliz

Malayani hayat hep boş gezen
iman nuru sönmüş de loş gezen
Geceli gündüzlü sarhoş gezen
Gafletin esiri bir keş degiliz

Münafık başına taylasan giyen
Besmele cekerek haramı yiyen
Bir de utanmadan müminim diyen
Nefsinin kölesi serkeş değiliz

Bir bedenin uzvu gibi müminler
Diken batsa ele yüreği inler
Kopan çığlıkları yer ve gök dinler
Duymuyorsan bil ki kardeş değiliz

İbrahim Sayar

Sevgiyi Yurt Edinen Sürgün Şair

YouTube kanalımıza yeni bir sohbet eklendi dün gece. Gökhan Bozkuş’un sunumuyla sürgün bir şair ile tanıştık. Alman şiirinde önemli bir yeri olan Mascha Kaleko kimdir, neden sürgün oldu hepsi YouTube kanalımızda. Abone olmayı ve beğenmeyi unutmayın.

Yazbeyaz / Süleyman Halidoğlu

Saçımın siyahı bahtım değilmiş
Su donmamış, ak kuğular eğilmiş
Kara kaş, kara göz tahtım değilmiş
Yazbeyaz, beklenen mevsim sen misin?

Yazbeyaz, yadını kimden sorayım?
Kar-kışta solmamış güneşim, ayım
İsmin meçhul hükme nasıl varayım?
Kalp ısıtan, mütebessim sen misin?

Yazbeyaz, haneme sensin bereket
Seninle tad buldu sofrada nimet
Bazen tek hecede duyulur lezzet
O heyecan dolu sesim sen misin?

Yazbeyaz, güzellik soylu bir beste
Senden bir nağme var duyulan seste
Manalı bakışta, ruhta, nefeste
Kalbe doğan şiir, resim sen misin?

Su / İbrahim Sayar

Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı. (Secde 8)

Su hayattır (Anonim)

Su akar yolunu bulur
Allah’ın dediği olur

Yol bilmeyen tez yorulur
Bu yol aşıktan sorulur
Maksuda aşkla varılır

Su akar yolunu bulur
Allah’ın dediği olur

Güzel gör, güzeli düşün
Yalnız O’nu görsün düşün
Asan olur her bir işin

Su akar yolunu bulur
Allah’ın dediği olur

Deme naçar halim vardır
Hakk bilmeyen zalim vardır
Mühlet veren Haliim vardır

Su akar yolunu bulur
Allah’ın dediği olur.

“Yolun kaderi’‘pürüzler
Zoru kolaylıklar izler
Şerde hayırları gizler

Su akar yolunu bulur
Allah’ın dediği olur

Umudun almasın keder
Hiç bir gayret olmaz heder
Kadir esbabı halk eder

Su akar yolunu bulur
Allah’ın dediği olur.

Hakk katına vara vara
Divanında dura dura
Yalnız O’ndan sora sora

Su akar yolunu bulur
Allah’ın dediği olur

Zahirde güzele kanma
Her ihsanı hayır sanma
Sende yok ise kıskanma

Su akar yolunu bulur
Allah’ın dediği olur

Mazinin hiç tutma yasın
Kimseye kin tutmayasın
Ölüm var unutmayasın

Su akar yolunu bulur
Allah’ın dediği olur

Ham meyve güneşle pişer
Olgunlaşır yere düşer
Toprağına döner beşer

Su akar yolunu bulur
Allah’ın dediği olur

Gel şu inadından vazgeç
Murad-ı ilahiyi seç
Ne erken gelir ne de geç

Su akar yolunu bulur
Allah’ın dediği olur

İbrahim Sayar

Edebiyat Sohbeti

İnstagramda 25 Mayıs 2022’de yapılan Canlı yayında Cizlavet Kültür Sanat Platformu genel yayın yönetmeni Gökhan Bozkuş ile edebiyat araştırmacısı Nazif Özaslan hem Necip Fazıl Kısakürek’i vefat yıldönümünde andılar hem de Orhan Veli, Cahit Kulebi, Yahya Kemal, Nazım Hikmet gibi birçok şairi anarak şiirler okudular.

Eflatun Sabahlar / Erhan Bozkurt

Lacivert gecelerin mehtabıyla biz,

Kızıl güneşi beklerdik tepelerden.

Kavuşurduk eflatun sabahlara,

Derken ışırdı güneş…

Her bir çiğ tanesinden.

Dolunay son bir vefa…

Hemen kaybolmazdı göklerden,

Şükranlarını arz ederdi…

Doğan güneşe,

Aldığı şualardan.

Sonra… güneş, gün ve biz,

Habersiz kaybolan saatlerden,

Kıskandırırdık zamanı,

Kaçırırdık hatıraları,

Tüm kem bakan gözlerden…

Ya şimdi… güneş, gün ve biz,

Yaşıyoruz seni dünyanın taa neresinden,

Kaçsak da içinde Vatan geçen cümlelerden,

Anıyoruz halâ seni,

Yaktığımız gemilerden söz etmeden.

Buralarda gün garip,güneş garib,

Gurbetleri beter bizden.

Yaz kıştan, kış yazdan muzdarip,

Sensiz bize mevsimler garib…

Eflatun sabahlarda… arıyoruz Seni

Ve bekliyoruz baharını şikayet etmeden

Göremedim Allah’ım / Ziya Paşa Akyürek



Rüzgârlar tersten esti sanıyordum yıllarca
Mecazda hakikati göremedim Allah’ım
Bir bütüne yol arar yüreğim paramparça
Parçadaki bütünü göremedim Allah’ım

Ağlamaklı yüzleri söyleşen çocukların
Kapalı şu koylarda sinesi açıkların
Hâllerinden hâl kapan tek sana âşıkların
Gittikleri yolları göremedim Allah’ım

Ümidimi çaldırdım cevapsız bilmeceye
Yüklemeye çalıştım destanı bir heceye
Yarım adımlar ile varsam da bin secdeye
Gözlerdeki yaşları göremedim Allah’ım

Kâbe’de döner gibi döndüm dünya diyerek
Yandıkça susuzluğum arttı hem de giderek
Anladım ki hikmeti çekip çıkarmam gerek
Firaktaki vuslatı göremedim Allah’ım

Yalan yanlış türküyü okuyana imrendim
Haddimi bilmeyerek hoyratlarda tükendim
Tövbeme tövbe ile kapındayım ben kendim
N’olur affet kulunu göremedim Allah’ım

Buhran/ Cem Bornovalı



Kalamam hiçbir yerde, hiçbir yere sığamam.
Mekanlar iğneli fıçı, hiçbirinde duramam.
Ne oldu zamana ki; akardı bir nehir gibi?
Uzayıp kısalan gölgeler; nerede, hani?
Milim bile ilerlemez mi gökteki saat?
Üzerime çöken bu sıkıntıda nedir, kat ve kat?
Bilemiyorum; küskünlük mü bu, yoksa kızgınlık.
Sevemiyorum dünyayı ve insanları artık…
Kaçıp gitmek istiyorum, buralardan kurtulmak.
Hamak kurup yıldızlara, uzaklarda yaşamak.

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑