“Yansa da Yüreğim” Üzerine Birkaç Kelâm / Cihan Emir Su


Yansa da Yüreğim

Bana memleketimi geri verin
Yeniden ümit çiçekleri
Menekşe, gül, lale..
Cıvıl cıvıl kuşlar
Eksik olmasın ruhumdan
Rengârenk dört mevsim

Bana memleketimi geri verin
Mavisiz kalan yaşamlar üstüne
İçimde büyüyen acılar üstüne
D/okunsun yeniden şarkılar, türküler..
Beklesin gözler pencerelerde

Bana memleketimi geri verin
Neler kayboldu şehirlerinde
D/evrildi ne varsa iyiden yana
Eksildi gönüllerde bildiğin vefa
Yitik bir sevda oldu serviliklerde

Bana memleketimi geri verin
Ay bakışlar sıcak kalpler yok artık
Damla damla baldırandır biriken
Şefkatten, merhametten habersiz
Çoğaldı öfkeler..
Sonrası hep acı hep hüzün hep keder..

Bana memleketimi geri verin
Hasret çeke çeke güçlenmeliyim
Bir çay gibi yudumlarken acıyı
Birikmeliyim içimde her gün yeniden
El olsa da sevdiklerim
İçimde kırık dökük
Beni yenmeliyim
Bir gün bir sabah..

Bana memleketimi geri verin
Gecenin siyah zülüflerinde
Varsın biraz daha koyulaşsın acı
Biraz daha demlensin
Gökler ötesinde müjde
Tıpkı bir dantelâ gibi sabır
Sökün edecek şafaklar için
Düş/müşüz yollara
Yansa da yüreğim
Pes etmek yok öyle

Yaşar Beçene

Şiir ekseriyetle şairi sarsan bir eşikte doğar. Bu eşik bazen aşk, ayrılık, ölüm iken bazen de coşku olabilir. Istırap hâlindeki şair, hislerle coşan kalbini, ancak şiirle yatıştırır. Yaşanılan iç baskının, başka türlü dindirilmesi mümkün değildir onun için. Eğer bir şair, aynı zamanda bir bestekâr olsaydı, şiirini ortaya koymakla yetinmeyip bir de onu besteyle buluştururdu. Zâten, hisleri dışa vurmanın en zirve biçimi değil midir şiir ve mûsıki. Yahya Kemâl’in, sözün yetersiz geldiği durumda müziği işaret ettiği “Tavsifi mûsıkiye bırakmak diler Kemâl/Bulamaz dilde kelime senehan olan sana” beyti de bunun apaçık bir göstergesidir. Özellikle, acının eksik olmadığı coğrafyalarda, kalbe hüzün veren şiir ve bestelerin ortaya çıkması bundandır.

Sözü, “Yansa da Yüreğim” şiirine getirmek istiyorum. Ayrılığın eşiğinden hasret kıvılcımıyla doğan şiir, “Bana memleketimi geri verin” seslenişiyle başlar. Bu şiiri iki yönlü okumak mümkün. Birincisi, şairinmmemleketten, biraz da mecburen, uzaklığı sebebiyle, onu elinden alanlara seslenişi olarak, “Ey, vatanımı elimden alanlar, onu bana geri verin!” manasında. İkincisi de, o masalsı memleketin güzellikleri sararıp solmuş. Öyle ki, içinde yaşanmaz hâle gelmiş. “Ey, sebep olanlar, memleketimin o güzel hâlini geri verin!” düşüncesiyle.

Buradan hareketle denilebilir ki, vatandan ayrı kalmanın en zoru herhâlde sürgündür. Ve her sürgünü netice veren en travmatik sebep de hâkim iradedir. Kendinden olmayanı ya da otoriteye boyun eğmeyeni yok saymak veya sürmek, baskıcı idarenin en belirgin özelliğidir. Böyle bir anlayışın hedefindeki ilk mağdurlar ise ekseriyetle aydın ve sanatkârlar olmuştur. Otoritenin hırçın dişleri, kendine tâbi olmayanı ısırmakla işe başlar.

Güç, kendi refleksini sergileyedursun, mazlum da direnişini en mâkul yolla yani sanatıyla gerçekleştirir. Sanatçı, hayata ümit penceresinden bakarken, gayreti de yoldaş edinir. Böyle yaparak, baş eğmemenin hazzını yaşar. Bununla birlikte, hasreti acı bir ilaç gibi ya da sıcak bir çay gibi yudumlamaktan da kendini alamaz. Şair Beçene de öyle, bir yandan vatan hasreti çekerken bir yandan da ‘gökler ötesi müjdeyle gelen şafağı ve vuslatı’ bekler.

“Yansa da Yüreğim” şiirinin ilk mısraı, hitap yönüyle, ilk bakışta Ceyhun Atuf Kansu’nun “Dünyanın Bütün Çiçekleri” şiirinin ilk iki mısraını akla getirse de, metinlerarasılık bakımından, Cahit Sıtkı’nın “Memleket İsterim” şiiriyle, gerek konu gerekse mânâ olarak daha bir yakın akrabalık kurar. Çünkü her iki şiirde de, cenneti çağrıştıran bir memlekete kavuşmanın derin hasreti duyulur.

Şu farkla ki, Cahit Sıtkı’nın şiirinde memleket, “Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;/Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.” mısralarından anlaşılacağı üzere bir ideal veya ütopya iken, Beçene’nin şiirinde, zâten güzel olan fakat güzelliklerini yitirmiş ve kendinden ayrı kalınmış bir vatana yeniden kavuşma özlemi şeklindedir. İlki, içinde yaşadığı ama mutluluğu bulamadığı bir ülkeden, ikincisi ise uzak bir ülkeden, gurbetten sızdırır mısralarını. Cahit Sıtkı, daha dolaylı, Beçene ise biraz daha doğrudan söyler şiirini. Bu şiirde, özellikle üçüncü ve dördüncü bölümde bu doğrudanlığın daha belirgin olduğu görülecektir.

Şiire kelimeler ve mısralar odağından dikkatle yaklaşıldığında, inceden anımsatmalar ve göndermeler dikkat çeker. “Bana memleketimi geri verin/Yeniden ümit çiçekleri/Menekşe, gül, lale..” mısralarında gül ve lâle, ilk bakışta bir çiçek olarak belirir. Fakat meseleye, divan edebiyatı mazmunları açısından yaklaşılınca, Yahya Kemâl’in, “Rindlerin Akşamı” şiirindeki, “Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yahud da gül” mısraında olduğu gibi, manevî çağrışımları akla getirir.

Öte yandan, “Mavisiz kalan yaşamlar üstüne/ İçimde büyüyen acılar üstüne” mısraları da, metinlerarasılık noktasında, Kur’ân’ı Kerîm’de geçen yemin âyetlerine pencere aralar. Şair, “Mavisiz kalan yaşamlar üstüne” ifadesiyle, şiirinin, belki de en güzel mısralarından birini söyler. Çünkü bu mısra, dolaylı ve çarpıcı bir şekilde hapishanede tutulan mazlumları düşündürür.

‘Gecenin siyah zülüflerinde varsın koyulaşsın acı, Biraz daha demlensin/Gökler ötesinde müjde’ mısraları da, yitirilmeyen ümidi gösterir. Nitekim, son iki mısra, yüreği yakan acılar karşısında pes etmenin mümkün olmayacağı düşüncesiyle, güçlü bir nokta şeklinde yerine konur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: