İki Anne Bir Maç / Derya Hekim


Bugüne kadar üç ülkede bulundum ve üç farklı kültür tanıdım. Her birinde yeniden başlamam gerekti. Hayatımızın bazı dönemlerinde başlangıçlarımız, yeniliklerimiz olur. Benim başlangıçlarım en baştan başlamaktı. Sıradan bir hayat serüveninde üniversite bitince iş bulma heyecanı ve telaşı ile geçer günler. Bu haliyle korkutucu görünse de alışılmış ve bilinmiş bir yaşam biçimi olduğu için ürkütücü değildir. Korkunç olanı hiç bilmediğiniz diyarlarda yeniden başlamaktır. Bu konuda cesur birilerini bulmak oldukça zordur.

Diyar diyar gezerken diline, kültürüne tamamen yabancı olduğum insanları tanımak bana çok şey öğretti. Öyle tatlı ve özel anılar biriktirdim ki bir gün yolum yine bu diyarlara düşerse o insanlarla hasbihal etmeyi isterim.

İlk hicret diyarımda karşı komşularımızı hatırladıkça duygulanırım. Biri beş, diğeri iki yaşında iki torunu ile Fatma Hala anne şefkati ile kapımızı çalmıştı. Merhameti ile bize yakınlık göstermesi orayı daha çok benimsememi sağlamıştı. Bizi evladı gibi kabul ettiğini anlatmak için aynı dili konuşuyor olmamız gerekmiyordu. Söylediklerinden ziyade sevgisini anlıyordum. Hastalanınca bir tas çorba ile kapımızı çalması orada bulunduğum için mutlu etmişti. Cebri olarak geri döndürülmeseydik sanırım uzun yıllar kalmak isteyeceğim yer olurdu.

Bir gece ansızın soğuk suların üzerinden dolunayın ışığında vatanıma veda ettim. Geri dönüp baktığımda bunu bize reva görenleri Hakk’a havale ederek gittiğimi biliyordum. Affedemeyeceğim kadar kırgınım şimdi geride kalan vatanımı çiğneyenlere ve sessiz yığınlara, aman bize dokunmasınlar diye yılanı besleyen zavallılara.

Cebri hicret diyarımız da bilmediğimiz bir yerdi. Vatanımın batısında komşu ülkeydi ama dilini bilmiyordum. Kültürünü kitaplardan okuduğum kadarıyla tahmin edebiliyordum. Bu ülkede adım adım dolaşırken tanıdık bir koku çekti kendine. Adım adım ona ilerlerken koca denizi gördüm. Ben için için ağladım; o, dalgalarıyla aldı götürdü. Karşısında duran ülkemin sularına götürsün istedim zira insanı zalimdi ama suyu, toprağı merhametliydi. “Ne kadar zaman geçecek neler yaşayacağımızı bilmediğimiz bu yerde? Bugün yarın bir çözüm bulacağız.” diye diye üç koca yıl geçirdim. Burası, özlediğim ne varsa arayarak bulmam için verilmişti sanki. Sokaklarında pazarların kurulması, her şeyi taze ve doğal bulabilmek bizim için bir hediye gibiydi. İnsanlarının nazik davranışları ile yaralarımızı sarmaya başlamıştık.  Bu kadar zamanda kıymetli insanlar tanıdım. Eğer bir kızım olursa adını Gül Anna koyacak kadar samimiyetiyle yüreğimizde değer kazanmış insanlar girdi hayatımıza.

Ayrı geçen o kadar zamandan sonra aile olabilmek için yeniden hicret ettik. Burası artık yaşamımızı devam ettirmek, hayallerimiz için bir kere daha çalışıp imkân bulabileceğimiz yerdi. Her gittiğimiz ülkede yeniden dil öğrenmek zahmetli olsa da hayata sımsıkı tutunmak için güçlü bir neden bence. Oğlum okula başlayınca dili öğrenmek için daha çok acele etmeye başladım. Her şeyi birbirine karıştırdım. Konuşamayacağım için dışarıya çıkmamayı planlıyordum.

Ta ki oğlumun yakın arkadaşı buradan biri olana dek. Arkadaşını çok sevmişti. Onunla oyunlar oynamak çok mutlu ediyordu. Yavrumu mutlu görmek beni daha da cesaretlendirdi. Aralarındaki bağ kuvvetlendikçe birlikte yapmak istedikleri yeni şeyler oluyordu. Çocukların futbol kulübüne gitmeyi istemeleri birbirine yabancı iki annenin de arkadaş olmasına vesile olmuştu. Başlarda çekiniyordum, konuşamamaktan ötürü kendimi kötü hissediyordum. Ama bizi davet eden bu insanlar, öyle samimi ve içten yakınlık gösteriyorlardı ki kayıtsız kalmak mümkün olmuyordu. Günün sonunda eve döndüğümüzde huzurlu ve mutluyduk. Burada da yeniden başlayabileceğime dair umutlarım tazelendi. Bu aileye kalben şükran hissediyordum. Normalde maç izlemeyi sevmesem de oğlumun maçını izlemek çok keyif vermişti. Bu heyecanı paylaşabileceğim bir arkadaşımın olması ise Allah’ın bir ikramıydı. Aynı dili konuşmuyor olmak anlaşamayacağımız anlamına gelmiyordu. Teknolojinin sunduğu imkânlarla kelimeleri istediğimiz gibi kullanıyorduk. Aynı sahada koşuşturan çocuklarımızı yazın kavurucu sıcağında izlerken mutluluğumuz da, sonbaharın soğuk günlerinde maç esnasındaki heyecanımız da aynıydı.

İki anne ve bir maçın özeti bana göre şöyle: Bizi arkadaş yapan şey kelimeler değil sevginin dilini tanıyor olmaktı. Hicret diyarlarında benim için unutulmaz olan bu insanların hepsi ile ortak olan şey sevgi diliydi. Diller, kültür ve coğrafyaya göre değişse de sevgi dili tüm kültür ve dillerde değişmeden, baki kalacak en güzel değerlerden biri.

Derya Hekim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: