4.5 Dakika / Mavi


Tatlı bir huzur kaplamıştı içini. Gözlerini açsa sanki bitecekti bu güzel an. Gerçek miydi yoksa rüyada mıydı biran emin olamadı. Dinlemeye devam etti. Harika bir melodiydi bu. Hem tanıdık, hem içini kavuran hem de huzur veren. Ara ara kendini yoklamayı ihmal etmiyordu. Rüya da mıydı yoksa gerçek miydi hala anlayamıyordu. Müzik dinlemeyi hep sevmişti. Onun için kendiyle baş başa kaldığı, kimi sözlerde kendini bulduğu, bazen isyan bazen sevgi bazen de nefrete açılan bir kapıydı müzik. Hoş hayatında nefret hissi uyandıran kimse olmamıştı şöyle bir düşününce. Nefret boyutuna eriştirecek kadar kimseyi tutmazdı hayatında. Ama bu melodi gecenin bu saatinde bambaşka bir tat vermişti O’na. Dinlemeye devam etti. 4.5 dakika uzadıkça uzamış tatlı bir huzur kaplatmıştı içini. Şarkının sözlerini duymuyordu. Gecenin bir yarısı melodi vurmuştu onu tam da kalbinden.

Rüya…Melodi… Uyku hali… Nerdeyim diye düşündü biran. Açtı gözlerini. Saat gecenin bir yarısı olmuştu. Peki bu müzik nereden geliyordu bu saatte. Sonra düşündü biran. En son telefonunda kızının uyku saatinde açtığı masallar geldi aklına. Belli ki masallar bitmiş, playlist kafasına göre takılırken efkarlanıp bir de Zeki Müren çalmak istemişti. Sözlerini kişilik olarak tasvip etmese de dinlemeye doyamadığı şarkılardandı bu.

“Sensiz bir dünyadayım
Gerçekten uzak bir rüyadayım, muhtacım
Beni sensiz dünyadan
Sonsuz rüyadan uyandır da git, muhtacım” diyordu Zeki Müren…

Şimdi rüyada mıydı hala yoksa gerçek dünyada mıydı bilemedi. Şarkının sözleri tam da bu ikileme tevafuk etmişti. Gerçekten uzak bir rüya mıydı bu… Müziğin verdiği gecenin o saatindeki huzur kalbini ısıtmıştı. Gözlerinden akan birkaç damla yaşla kendine geldi. Yüzüne dokundu. Elleri ıslandı. Demek ki gerçeklikten o kadar da uzak değildi. Hatta gerçeğin ta kendisiydi yaşadığı o an.

Geceleri çokça uyanır olmuştu. Lise yıllarında walkmanin kulaklığını takar müzik dinleyerek uyuyakalırdı. Kim bilir kaç şarkı devirirdi o kulaklık uyku sersemi kulağından fırlayana kadar… Müzikle birlikte hayallere dalardı. Hayal kurmadan uyuyamazdı. Hatta hayal kurmak o kadar mühim bir işti ki onun için, gün içinde gece kuracağı hayali belirler sonra da biran önce yatakhanede tek özel alanı yatağı olan malikanesine geçer, battaniyesini kafasını örtecek şekilde çeker, küçük bir nefes alma payı bırakıp, güzel bir müzik eşliğinde hayalini kurmaya başlardı. Neresinde kaldığını bilmeden uyuyakalırdı çoğu zaman.

Üniversitede bu sevdası yine bitmedi. Genellikle sabahın 3’üne kadar oturur gecenin sessizliğini dinlerdi. Büyümüştü ya artık. Kendisine ait bir odası olmuştu nihayet. İnsanlarla muhabbeti severdi aslında. Neşeli ve esprili biri olarak tasvir edilirdi. Ama yine de kendisini insanlardan uzak tutmaya çalışırdı. İyi bir iletişim kurabildiğini düşünmezdi. Ya O insanları çabuk çözer, ne yapmaya çalıştıklarını anlar ve uzaklaşırdı, ya da insanları anladığını sanır, bu varsayımlarla uzaklaşırdı. Yalnızlığa alışanı kolay kolay sokamazsın insan içine. O yüzden uzak durdu hep ikili ilişkilerden. Hayatının bir döneminde ergenlerin kanka diye tabir ettiği bir arkadaşlık yaşamıştı. Sonrasında bu kankalıklarına bir kişi daha ilave olmuştu. 3 kişilik arkadaşlıkların sonu genelde hep hüsranla sonuçlanır ve bir kişi elenirdi içlerinden. Elenen kendisi olmuştu. Hiçbir şeyi kafasına takmamayı öğrenmenin ilk adımı olmuştu bu dost kazığı. Sonrasında bir daha ikili arkadaşlık kuramayacaktı. Daha doğrusu kurmaya korkacaktı. Çok yakın arkadaşlıkları oldu ama kimseye vazgeçemeyecek kadar bağlanmadı. Samimiyet kurdu, yakınlık duydu ama vazgeçmesini bildi. Kafaya takmadı. Bazen takmıyorum sandı ama kendini feci halde takmış buldu. O geçmişte kendini gezinir bulurken Zeki Müren şarkısına devam
ediyordu…

“Şimdi bomboş ellerim
Seni çağırır yaşlı gözlerim, muhtacım
Beni öldür öyle git
Yaşamak için senin sevgine, muhtacım”

Yaşamak için birisinin sevgisine muhtaç olmak dedi.. Zaaf mıydı, eksiklik miydi yoksa hastalıklı bir ruh hali miydi.. Yaşamak için birisinin sevgisine “MUHTAÇ” olma düşüncesi ağır geldi ona. Gitmek isteyen giderdi. Zorla tutmaya çalışırdın belki ama isteyen yine giderdi. Kendisi kalmak isterse kalırdı ancak bir insan bir insanda. Bu sebeple Git demek kolaydı insanoğlu için. Asıl
zor olan “GİTME, KAL” diyebilmekti. Bunu da sayısı çok az insan evladı yapardı. O da bana hiç denk gelmemişti.

4.5 dakika sanki geçmek bilmemişti. Zihni müzikle birlikte kendisine oyun mu oynuyordu yoksa… Bu şarkı bu kadar uzun, yaşadığı hayat ve anılar bu kadar sonsuz muydu… Zeki Müren devam ediyordu…

Gitme sana muhtacım… Kimse kimseye muhtaç olmasın bu hayatta ama sevenler değer verdiklerine GİTME demeyi bilseydi keşke dedi içinden… Bitmek bilmeyen şarkı bitti biranda gözünden akan son damla ile. Ve playlistten bir sonraki Zeki Müren şarkısı başladı çalmaya…

“Şarkılarla ağladık, şarkılarla güldük
Şarkılarda ayrıldık, şarkılarda üzüldük
Şarkılarda hayat, şarkılarda ölüm, olursa olsun
Ah, bu şarkıların, gözü kör olsun”

…..

Mavi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: