Aşk, Hikaye / Hamide Yaramış


       Aşıkların aşığı, ilmin ve irfanın mertebelerini onca eğitim gördükten sonra sahaya gönderildiğinde yaparak yaşayarak öğrendikleriyle aşkın mertebelerinde cenk eden kadı Yunus. Hak ve adaletin bağrında gördükleriyle karar veren, herşeyin olması gerektiği gibi olmasını savunan ilim ve haşyet sahibi Yunus. Görünenle görünenin arkasındaki sırrı keşfetmesinde Pir’i Taptuk’la belki de hayatının en güzel maceralarını yaşayan Yunus. 

       Bağrı yanan bilir aşkı. Yüreği ağlayan, gözleri kanayan bilir. Adım adım, hece hece yanıp kavrulan bilir.

       Yusuf’un gömleğini hırsla hunharca yırtan Züleyha’ya sorun yürek yangınını, çaresizliği. Bunca değer vermişliklerle değersizliğe düşürülen kara sevdalılar aşkın hangi burcunda intihar girişimindeler acaba. Gözyaşının oluk oluk sineleri kavurduğu, hayatın sadece sevdiceğinden ibaret olduğunu zanneden aşk tutkunu, acı bağımlısı melankolik kazazedelere sorun. Senin için dünyaları yakarım deyipte, her seferinde sırtını dönen döneklere diyeceklerini desede içindeki boşluktan kurtulamamış gönül yorgunlarına  diyiverin aşkın zihnin sarmallarında şekillendiğini. Bu sarmalların her sevmeyle daha bir güçlendiğini. Daha bir ruhumuzu sarıp sarmaldığını. Yalnızlık denen  bir hissin belki de sonsuza kadar yok olduğunu. Peki bu sarmaşıklar ilgiyle beslenmeyince neler olur aşığın dimağında! Neler olur bir düşünün. Sorgulanmaz mı herşey? Anlamını yitirmez mi tüm güzellikler! Sızlamazmı ruh? Çektiği acıdan sevdiceğine kahretmezmi hiç?

       Aşk çok güzeldi hani. Aşk en büyük mutluluktu. Aşk ayağının yerden kesilmesiydi. Göğe merdiven kurmadan yükselmekti hani.  Öyleyse ölmeden ne işim var benim yerin dibinde demez mi aşık. Vefasızlığın, soysuzluğun hangi seviyesi bu acıları yüreği aşk ile işleyenlere reva görebildi. 

      Anlamı olmayan şeylere sürekli bir anlam yüklemek zorunda mıyız?  Gözle görülmez, elle tutulmaz ama hissedilir. Ve insan bu hislerin kurbanıdır hep. Bedeni seninle değildir, hiç olmamıştır. Sadece seni seviyorum demiştir. Ama öyle güzel demiştir ki yüreğinin inci tanesi olmuştur. Aslında o sözü güzel demesi duyanın hayalidir. Bu işin aslı o deyiş bile soluk, sessiz ve nefessizdir. Sesi, soluğu olmayan, nefessiz sözler işte bu yazılar. Kağıda yazdığın yüreğe daha kolay yazılıyor. Kağıda yazılan içine daha çok işliyor. 

      Yüce yaratıcının ‘OKU’ demeden önce ilk yarattığı şeye, kaleme ‘YAZ’ demesi hem akıl hem mantık süzgecinden geçtiğinde bir duygunun yahut bir düşüncenin yazılması kalıcılığını ve güvenilirliğini artırıyor. Ve değer kazanıyor okunduğunda hatırlandığı için. 

     Renk renk, desen desen yazmak gerek herşeyi. Sadece aşk denilince kalp ve zihinde ton ton karakalem çalışması dolabiliyor. İşin en ilginç yanıda aşık öylesine renk körüdür ki gökkuşağının renkleriyle hayatının desen desen iyinin en iyisinde olduğunu düşünüyor. Gülüşleri hep bu eksen de gerçekleşiyor. Ne zaman bu körlük biterse içi dışı birden kararıveriyor. Tutunacak bir dal aramak aklına dahi gelmiyor. Akıl çoktan çökmüş. Yürek yanmak yerine buzullarda olduğunu seziyor. Acıdan anımsamıyor  ki yaşadığını. Her anı anlam olan hayat anlamsızlaşıyor. Ve bir nefeslik dahi düşünmeden  canını teninden kendi koparmak istiyor. Ve nadasa bırakmak istiyor tüm duygu ve düşüncelerini. Daha çok bereketlensin ve böylece  gökkuşağını hiç kaybetmesin hayatında. Umut etmek istiyor aslında. Herşeyi kabullenmek yerine her seferinde yeniden başlamak istiyor. Bıkmadan, usanmadan yenilemek istiyor adına aşk denen o güçlü duyguyu. Tutku ve bağımlılık. Olmazsa olmaz. Ne bileyim diğer yarım mevzusu işte. Aslında çok karmaşık ama bir o kadar da basit bir duygu. Duygu işte yani! İnsan olma ölçüsü. İnsan kalmakta bu duyguya olan vefa halleri.

     Yunus’un ahvaliyle başlayıp kendi nefsini sorgulayan zihin. Hiç yorulmadın mı? Sorgulamak yerine kabul edip bu kadar desen. Bu hikaye bu kadar. Bir iş para yapmıyor ve iflas ediyorsun. Hala aynı işi aynı yöntemlerle yürütmede bir mantık var mıdır! 

Evet yoktur muhakkak. Kulağa küpe takmaktan da bıkıyor insan işte. Bazen böyle saçmalamak istiyor. Ve kendini bu saçmalıklarıyla, en deli haliyle kabullenip kainata meydan okumak istiyor. Gerçek aşkın direnmek olduğunu biliyor çünkü. Gerçek aşkın meydan okumak olduğunu biliyor ve gerçek aşkın bir fanide mümkün olmadığını da biliyor. Ve karakalem çalışmalarını da zihninin en güzel yerinde tatlı bir anı olarak depoluyor. Yapıp ettikleriyle insan insandır. Güzel düşünceleriyle ve hayata bakışıyla. Erdem sahibi fertler kendi olmaktan vazgeçmeyen, ötelense dahi ötelerin ötesine aşına olandır. 

                        Aşkın aldı benden beni

Bana seni gerek seni

Ben yanarım dün ü günü

Bana seni gerek seni

(Yunus Emre)

Gerektir bize artık hakiki aşkın tavında dövülmek. Ameller niyetlere göredir denir ya hep niyetlerimiz dupduru olsun ki amelimiz küçücük yüreğimize aşkı her haliyle sezdirene ulaşmak için bol ve bereketli ve daim olsun. Son nefese kadar değil. Öyle bir şey yapalım ki sonsuza kadar kapanmayan bir amel defterimiz olsun. Görünür, görünmez tüm hayr kapılarını tokmaklamak en güzel içten ve samimi niyazlarla mümkündür.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: