İkametgaha Dönüş / Alpen Nur


Kaç yaşarsa yaşasın insan çocukluğunda ikamet edermiş.  Zamanlar aşıp dünyayı da dolaşsa bu böyledir. Baba ocağı, anavatanı çocukluğudur yani insanın.

Bedenim çocukluğumu küçümseyip evi terk ettiğinde sofradan bir tabak eksildi, dendi. Sonra eksilmeler başladıkça tabaklar… Özlem başlaldı tabak sesine.  Yeniden döndüğümde eve, zorla yediğim yemekleri hasretle yedim. Annem sofraya dönüşümü bayram sevinciyle karşıladı. Yeşil günler çiçekli günleri, sarı günler yeşil günleri kovmuştu.

Sarı günlerin arefesindeyim şimdi. Sonra kurşini gökyüzü, titreten ayaz. Ayazın titretişi biraz da yalnızlığımdandır. Yalnızlık üşütür insanı. Sarı siyaha dönerken bir umut asılıverecek gökyüzümüze yıldız gibi.

Çoban yıldızı çocukluğumuz. Yönümüzü belirleyen.

Evimizin geniş ön damında korkuluklar yoktu çocukken. Koştururken tam uca gelince demir bir korkuluk varmışcasına manevra yapıp dönerdik. Zihnimize kazıdığımız o korkuluk, demir korkuluklardan daha etkili bir korunaktı. Ondan sonra da hep öyle oldu. Geriye dönülmemesi gerektiği yerde önümüze konulan engelleri beklemedik. Zihnimiz nerede duracağımızı ne zaman döneceğimizin frekansını kodlamıştı.

İkindi kuşları dönüp dururken havada damın ucuna oturup uzaklardaki gölü seyrederdim. Akşam olunca da göl kenarındaki şehrin ışıklarını. Evin damı hülyalarımdı.  Evin salonu çocukluğumdu.  İlk hastalandığım, ilk masal dinlediğim, ilk ağladığım, ilk yıkandığım, ilk yemek yediğim yerdi.

Evimizin önündeki dut ağacının aslında kuş olduğunu bir baltayla devrilip cıvıltısı kesildiğinde anladım. Oysa ağaçları severdi babam neden kesmişti ki? Öğrendim ki her varlığın bir ömrü varmış.

Evden her ayrıldığımda çocukluğumu da koydum çantama. Her defasında yine getirdim evimize. Gölbaşı’nda acılı bir teren düdüğüyle valizimde götürdüğüm çocuğu, yeniden getirdim her seferinde. Her gittiğimde yeniden çocuk gelme sevincimi gönendirdim içimde.

Yağmur mevsimi bitti. Sokak lambalarının ışığını yıkayarak aydınlattığı mahallemizde soğuk rüzgarlar. Hepsinin camında bir ölüm hüznü. Karşı evdeki Ümmi Teyze yine bir doğuma çağrılıp telaşla çıkıyor evinden. İlk dekoru kırık dökük olan bir hayat canlanacak yine. Sahneler değişse de dekor hiç değişmeyecek. İşte kader dedikleri şey de o dekor olsa gerek!…

Ulupınarın suyuyla serinlemeye gidiyorum. Pınarın karşısındaki caminin avlusunda sonbahar hüznü. Çocukluğumun orta yaşlıları iki büklüm, son yolculuklarına hazırlanır gibiler. Aslında hepsi etraftaki bahçeli evlerin çocukları. Hepsi torunlarıyla iç içe yaşıyor. Kimisi, yapayalnız bir saksı çiçeği gibi. Toprağını yitirmiş. Kimbilir bu cami avlusunda çocukluk arkadaşlarıyla muhabbet ettikten sonra evlerine vardıklarında nasıl bir çocuk hüznü sarıyordur içlerini.

Ne zamandır benden kaçan hayatı yakalamaya, ensesinden tutup geri getirmeye çalışıyorum. Bir ikindi vakti paklayıp toprağa uğurladığım babam da geliyor eve. Kendi ellerimizle yaptığımız evimizin ön damında oturuyoruz sessizce. Ne aciz biriyim, bir türlü büyüyemedim.

Evimiz cami yolunda. Birkaç ihtiyar ağır adımlarla camiden dönüyor. Belki bakarlar da selam verirler, halleşiriz diye bekliyorum. Başlarını çevirmiyorlar. Evimizin uzun süreli sessizliğine şartlanmışlar. Kimsenin olmadığından emin olduğu bir yere neden baksın ki insanlar. Hepsinin gözlerinde yılların yorgunluğu yılgınlıklar. Hepsi evine doğru gidiyor, çocukluğunu selamlayacak…

Naif bir besteyi mırıldanmaya başlıyor içim; dilsiz, dudaksız, sessiz…

Anlatmasını istiyorum. Biliyorsun işte, neyi anlatayım sen ben değil misin, diyor. Annemle babamın telaşından, koşturmacalarından kimi zaman da gerilmelerinden bahset. Babamın fiziki  hariyata benzeyen ellerinden.

Öyle ya ben oydum. Büyümedim ki hiç!

Şöyle zihnimi yokluyorum. Bir iki küçük hatıra silkelemek istiyorum yaşam ağacımdan. Bahçe duvarında asılı tel arbamı görüyorum. Onu sürmek için okldan nasıl bir heyecanla gelirdim eve. Sanırım heyecanını kaybettikçe büyüyor insan. Ya da yavaş yavaş ölüyor! Çocukluğun günleri uzundur yılları da.  Sonra günler kısalır ömür gibi. Gün yetmez olur yaşamağa.

Akşam kırlangıçları manevralarını eskisi gibi çevik yapmıyorlar. O an çocukluğum uzaklaşıyor yanımdan. Tutuyorum ellerini , gitme diyorum. Sen gidersen kırlangıçlar daha yavaş uçar belki hiç uçmazlar.

Devletten ayrıldığım iyi oldu aslında.  Gri yüzünü yüzüme sıvamıştı. Ne güldüğüm ne üzüldüğüm belli oluyordu. Bir de itibar elbisesi vermişti giymem için. Çocukluğumu çaldırmıştım bir makam uğruna.

Yan evin verandasında iki çocuk beliriyor. Bir anda kuş sesleri sarıyor etrafı. Babaları çıkıyor peşlerinden. Bir baş selamı veriyor. Ne iş yaprığımı soruyor. Hiç diyorum. Yalın halindeyim.  Bilmem nerenin müdürü olduğunu anlatırken sesine davudi bir hava veriyor. Göğsünü Orhan Gencebay tavrıyla şişiriyor. Önemsenmek istiyor belli ki. Çocukluğunu öldürme görevi verilmiş bir zavallı duruyor aslında karşımda. Gözlerim çocuklarda. İlgisizliğimi anlayınca yüzünü buruşturuyor.

Önümde bir tabak zeytin. Kayıtsızca yeyip bahçedeki dut ağacının dibine atıyorum çekirdeklerini. Tek seferde yiyorum zeytinleri. Önceleri birkaç kez ısırarak yemem gerektiğini söylerdi ablam. Tek seferde yersem elime vururdu. Şimdi bazen ikisini birden atıyorum ağzıma. Tek seferde zeytin yeme, çocukluğumdan çalınmış bir eylem. Geri alıyorum onu.

Sanırım ömür, çocukluktan çalınanı geri akmaktan ibaret.

Çocukları içeri çağırıyor babalar. El sallıyorlar bana, içimi bir burukluk sarıyor. Çocukların gitmesi, çocukluğun gitmesini hatırlatıyor insana.  Acımaklı bir merhametle bakıyorum çocuklara. Neler neler yapacakları onlara. Sen büyümelisin diye itip kakacaklar, görev verecekler, makam verecekler, büyüksün diyecekler, parayla tanıştıracaklar; içindeki heyecanları, hayalleri, masumiyeti öldürecekler…

Kalktım, mezarlık yoluna vurdum kendimi. Bağların arasından geçip aceleyle nehir kıyısına vardım. İlk büyüdüğüm günü yaşadığım yere…

Ne yaptım bilmiyorum. Belli ki büyüyenlere göre kötü birşey… Bir tokatla sarsıldığım anı hatırlıyorum. Çocukluğum yıldızlı tozları bir bir dökülüyor ruhumdan.  Bir an önümdeki nehri geçip karşıdaki karayoluna gidersem herşey yeniden kıvamına gelecek hatta herşey daha güzel olacak daha çocuk düşüncesi beliriyor aklımda. Kaçıp uzaklaşıyorum. Vuruyorum çocuk bedenimi nehrin ortasına. Boyumu aşacağını hesaplayamıyorum. Çırpınıyorum su altında. Su yutuyorum. Bir ana mücadeleyi bırakıyorum, buraya kadarmış diye. Sonra bir karaltı beliriyor bulanık suda. Bir kök… Tutunup kendimi su üstüne çekiyorum. Yeniden nefesleniyorum. Anne karnından çıktığım hal gibi. Ağlıyorum neden olduğunu bilmeden. Belki hayatın yeni bir eresine geçmiş olmanın verdiği acıyla…

Yol kenarına varıyorum. Renkli otomobiller geçiyor vızır vızır. İçi sıra sıra insan dolu otobüsler. Yüklü kamyonlar. Nehrin karşısına geçince hayatın hızlı aktığını bizzat görüyorum.

Sonra her nehir geçişimde daha bir başkalaştı hayatım. Göksu’da başlayan var olma değişimi Meriç’le devam etti. İyi mi ettim ki?

O dayağı neden yedim hala anlayabilmiş değilim. Acısı geçti aslında. Beni düşünüyordu belki. Keşke babamdan o dayağı hiç yemeseydim de Göksu’nun karşı kıyısında kök salsaydım.

Sonra, her dayak bir nehrin karşı kıyısına attı beni. Eti senin kemiği benim tavrıyla tamirci yanına verilen biri gibi oldum devlet kapısında. “Tanrı uludur Tanrı uludur, memurdur babam devletin kuludur” hesabı…

Beni Meriç’in öte kıyısına geçmeye zorlayan dayağın sebebini de tam anlayabilmiş değilim. Acısı hemen geçen ama biraz da olsa izi kalan baba dayağı gibi değildi bu. Ustasının yanlış yapan çırağını dövmesi gibi hiç değildi. Hayatımı altüst eden, biraz kırıntısı kalan çocukluğumu büsbütün hırsızlayan bir dayaktı bu. Pusuya düşürülmüştüm bu kez. Babamın, yanında çalışmam için Göksu’nun karşı kıyısına itip yanına gönderdiği devlet babasının hırslılarının kurbanı oldum. Oyun neydi, hırsın tam kaynağı neydi anlayamadım. O acıyla geçtim karşı kıyıya işte! İçimi en çok yakan da çocuklarını bırakıp gitmek zorunda kalmış anne ruh hali…

İnsan nereye giderse gitsin ikametgahı çocukluğuymuş.

İkametgah karşı kıyıda olunca; o çocukla buluşmak için her gün bilmem kaç nehri yeniden geçmek zorunda kalıyor insan!

Alpen Nur

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: