Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme!… / Gülçin Beyza Yalçın


Çat… Çat… Çtonkk…

Sert metalin taşa çarparken çıkardığı madeni sinir bozucu ses taa uzaklardan duyuluyor.
Günlük yürüyüş için gittiğim parkta etrafa yayılan ses ister istemez dikkatimi o yöne çekiyor.
Belediyenin iş üniformasını giymiş bir beyefendi ciddiyetle işini icra ediyor. Yürüyüş yolunun alçak
kaldırım taşlarının arasında bir noktayı hedefleyerek, iki eliyle kavradığı çapasını Golf oynayan bir
sporcu hassasiyetiyle dikkatlice indirip kaldırıyor.

Çtonk… Çat… Çott…

Yavaştan artırdığım yürüyüş tempomu bozmadan o tarafa yönelip bunca dikkatle işini yapan
belediye görevlisinin yanından geçiyorum. Yürüyüş yolunun üzerine kaplanan sentetik malzeme ile
tarhları yürüyüş yolundan ayıran alçak kaldırım taşları arasında çıkan minik yeşillikleri, çapa ile
yerinden sökmekle meşgul. İçimden ince bir sızı geçiyor. Yürürken dikkat ediyorum, yürüyüş yolu
boyunca birçok noktada köklerinden sökülmüş birçok minik minik yeşillikler mevcut.

Bir savaşta şiddetli bir çarpışma sonrası yerlere serilen kan revan içinde ki yenik neferlere
benziyorlar. Bir başka belediye görevlisi ise elinde uzun saplı bir süpürge ve kürekle bu yaman
savaşçıların cenazelerini toplayıp çöp tenekesine dolduruyor.

Evet, yaman savaşçı. Daha birkaç hafta öncesine kadar devam eden o hoyrat soğuklara göğüs
gererek bekledi. Minik tohum çeperini yırtabilmek için canla başla mücadele etti. Buz gibi soğuk o
kaldırım taşları ile üzerine sıkı sıkı serilen o ruhsuz cansız sentetik plastik malzemenin arasından boy
verebilmek için çırpındı didindi. Kendisine verilen “canlan” emrini yerine getirmek için cirminin
onlarca katı gücü ve büyüklüğünde ki cansız varlıklara kafa tuttu. Hayatı temsil etmenin gururuyla
dimdik tuttuğu başını serin bahar rüzgârlarıyla nazlı nazlı sallayarak, yürüyüş yolundan geçen kâh
yaşlı ton ton bir dedeyi, kâh titrek adımlarını acemice atarak yeni yeni yürümeye çabalayan bir
miniği selamladı.

Eh bunca badireyi atlattım bahar güneşinin tadını çıkarayım, emeklerimin karşılığını alayım
dediği bir zamanda, hiç beklemediği yerden gelen çeliğin sert ve keskin yüzüyle hayattan hoyratça
kopartılıverdi.
Ciddiyetle işini icra eden Belediye Görevlisi Beyefendinin iş tanımı nedir acaba?
Düzene başkaldırarak inatla yaşama tutunan arsız canlılara haddini bildirmek mi? Yoksa
çemberlerle, çeperlerle, duvarlarla yaşam alanları çizilen sınırlanan diğer bitkilere kötü örnek olma
ihtimalinin önüne geçmek için, terörist otların başına çapayı geçirmek mi?
Aslına bakarsanız o görevliler de ona emir verenler de haklı.

İşte bak bir karış ötede yayılabileceğin toprak alan varken ne diye alan ihlali yaparsın ki? Git
sen dağda derede aç, boy ver büyü. Karışan görüşen mi var sana? Gitgide azalan yaşam alanlarından
tepene dikilen beton yığınlarından sana ne? Çekil oradan da git biraz daha öteye ama sakın sakın
benim en doğal hakkım zannedip de etrafı çepeçevre koruma duvarları ile çevrelenmiş alanlara
girmeye kalkma. Git köyünde çiftçi ol, çoban ol. Hatta ve hatta kahve aç lokanta işlet bir dolmuş al
servis çek. Olmadı temizliğe git amelelik yap karnını doyur. Sakın sakın haddini bilmezlik yapma.

Seçkinler ve çoluk çocukları hatta sülaleleri için ayrılmış yaşam alanlarından, itibarlı mesleklerden,
idari görevlerden uzak dur. Bu alanlara “sızmayı” zinhar aklından bile geçirme. Dişinle tırnağınla
çalışıp didinerek bir yerlere gelmeye çalışma cüretinde bulunma. Oralar o seçkinlerin en doğal hakları.
Ezeli(!) ve ebedi(!) seçkin konumlarında ancak onların yaşamlarını kolaylaştırdığın konforlarını
sağladığın sürece, onların belirlediği kadar yerin ve değerin var.
Haddini bilmezsen sana haddini bildirip tepene balyoz indirecek vazifeşinas görevliler elbet
bulunur. Salına salına göz süzerken kendini sırt üstü gökyüzünü seyrederek son nefesini verirken
bulursun.
Alegori mi? Serbest akıl yürütme mi? Yoksa beyin fırtınası mı?
Yok hayır… Yürüyüş yapmak için çıktığı parkta yeniden müebbet verilen fidanlar aklına
gelince; utancından başını öne eğip, ciğerinden gelen sızıyı bastırmak için elini göğsüne bastıran
sıradan bir yurdum insanının, kafasının içinde cirit atıp sağa sola çarparken can yakan beyin
sancıları…
İçinde yaşadığımız adaletsizlik cehennemi ayarlarımızı öyle bir bozdu ki elinde çekiç olanın her
gördüğünü çivi sanması gibi, gördüğümüz en sıradan olayları bile bilinçaltımız evirip çevirip içimizin
yangınlarına getiriyor.
Tamamen yaşamsal deformasyon.

Gülçin Beyza Yalçın

Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme!… / Gülçin Beyza Yalçın” için bir yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: