Anahtar / Gülçin Beyza Yalçın


Avuç içine büktüğü parmaklarını sıkı sıkıya yumuyordu. Önce bir metalin sivri yerleri dokundu avuç içinin yumuşak derisine. Biraz daha sıkmaya devam edince, sivriliğini hissettiği metaller daha fazla baskı yaptı avuç içine. Sivri metalin batışını hissetti. O halde kala kaldı bir süre.  Önce sımsıkı yumduğu gözlerini açtı sonra sivri metalin acısını hissettiği avucunu.

Açtığı avucunun ortasında ki anahtar demetini izledi. Üç anahtar vardı avucunda bir de üçünün ortak noktasında takılı anahtarlık. Hepsini birleştiren metal yuvarlaktan tutarak göz hizasına kadar kaldırdı. Anahtarlık her birinin ucunda bir metal Mevlevi olan üç zincirden oluşuyordu. Daha önce hiç dikkat etmemişti. Üç anahtar ve üç zincirin ucundaki üç metal Mevlevi.  Aslında bu anahtarlık daha doluydu bir zamanlar. Şimdi olmayan Fakültede ki odasının anahtarları, odasında ki dolabının anahtarı. Onları teslim edeli beş seneden fazla olmuştu.

En büyük anahtarı kapının üst tarafında ki anahtar deliğine soktu çevirdi. Metal bir ses çıktı. Çıkırtrrrtt… Bir daha döndürdü. Çıkttrrr… Üst kilidin açıldığı duyuldu. Büyük anahtarı çıkartıp küçük anahtarı kapının kenar ortasına gelen anahtar deliğine soktu. Mutlulukla çıkan sesi dinledi. Kilidi açılan kapıyı arkasına kadar iteledi. İçeriden tatlı bir sıcaklık yayıldı. İçeri girerken anahtarları yine avucunun içinde sıktı sıktı ta ki avucundan yayılan acıyı bileğinde hissedene kadar.

Anahtarlığı özenle portmantoya asıp yeniden uzun uzun seyrederken eşinin de onu seyrettiğini fark etti. Gülümsedi mahcup bir şekilde

-Özlemişim dedi, dört buçuk senedir anahtarla kapı açmayı özlemişim.

En son bu kapıdan çıkarken kapı ardına kadar açıktı. Asansörde yanında iki polis memuru ile inerken, hızla çarpan kapının sesi sonra da merdivenlerden telaşla inen terliklerin asansör boşluğunda yankılanan sesi geldi uğuldayan kulaklarına. Asansörden inip apartman kapısına doğru ilerlerlerken merdivenlerden apar topar ayağında terliklerle gelen eşi yetişmişti. Polislerin engel olmasına fırsat vermeden sımsıkı sarılmıştı boynuna. Gözlerinde yaş yoktu ama hançeresine gömdüğü hıçkırıkların boğuk gürültüsünü duymuştu.

Polisler engel olmadılar sarılmalarına. Ayrılmaları uzun sürünce diğerinden kısa boylu saçları kırlaşmaya başlamış polis sıkıntıyla el kaldırınca müdahale etmelerine fırsat vermeden ayrıldılar.

En son polis arabasına binerken apartman kapısının önünde el sallayan eşini, araba sokağın köşesinden dönene değin arkasına dönerek camdan izlemişti.

İşte o günden sonra bir daha anahtarı olmadı dört buçuk sene boyunca. Artık anahtarlarını başkası taşıyordu. Emniyetin önüne gelince arabadan inmeden kelepçeleri uzattı daha genç ve daha uzun olan polis.

-Hocam prosedür böyle dedi. Mahcuptu sesi. Ellerini uzattı. Kollarından metalin soğukluğunu hissetti sonra sertliğini.

Defalarca takıldı kelepçeler sonra polislerin taşıdığı anahtarla açıldı. Emniyetin içinde,  emniyetten çıkarken, cezaevi aracının içinde, cezaevine girerken.

Hayatı boyunca anahtarla açtığı kapı sayısına yakın kapı açılıp kapandı önünde. Ama hep anahtarı taşıyan açan kapatan başkası oldu.

Koğuşa girince gürültüyle kapanan kapının sesinden duvarlar inledi. Sonra gürültüyle kilitlenen kapının anahtar ve sürgü sesi.

Her sabah bu rahatsız edici ses uykularını böldü. Önce anahtar demetlerinden çıkan tiz şıkırtılar,  arkasından metal kapıya giren anahtarın kilidin içinde dönerken çıkardığı tok metal sesi.

Cezaevinin içinde ilerlerken her koridorlar arasında açılan tekrar kapanan, on on beş metre sonra tekrar açılıp kapanan,  sonra bir daha açılıp kapanan kapılar. Ama hep anahtarlar başkalarının elindeydi. Kimi zaman infaz koruma memurunun,  kimi zaman sivil bir polis memurunun, kimi zaman üniformalı bir polis memurunun, kimi zaman bir jandarmanın.

Gittikçe flulaşan hayatından evine girerken neredeyse hiç zili çalmadığını hatırlıyordu. İçeride kimse olsun olmasın hep anahtarla kendi açardı kapıyı. Bazen anahtarlığının sesini duyan eşi anahtarı kilide takmasına fırsat vermeden açınca elinde anahtarlıkla kalakalırdı. Beraber evden girip çıktıklarında da anahtarı ilk önce o çıkarır eşine fırsat vermeden kapıyı açardı.

Dört buçuk seneden sonra yeniden ilk defa girdiği evlerin kapısı hep içerden açılmıştı. Baba evinin kapısı,  kayınpederin evinin kapısı ve kendi yuvasının kapısı.

Seneler sonra evine dönerken kıyafetlerinin olduğu o meşhur mavi çöp poşetini küçük oğlu taşıyordu. Boncuk bilekliklerin kutuların boncuk dizelerinin olduğu diğer çöp poşetini ise büyük oğlu. Apartmandan girdiklerinde de evlerinin kapısı ardına kadar açıktı. Kalabalık misafirler birer birer ayrılınca ilk cüzdanını istedi.

Kahverengi deri cüzdanını getirdi eşi.

Sonra anahtarlığını. Dört buçuk sene önce giderken bıraktığı anahtarlarını…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: