Bahadır’ın Ardından / Faruk Ali


Her ölüm acı ve keder dolu ancak bir evladın ölümünün tarifi imkânsız. Bir daha onu göremeyeceğini, bir daha sarılamayacağını, bir daha yüzündeki o tebessümü göremeyeceğini bilmek çok can yakıcı. Bir şey elinizden kayıp gittiğinde, onunla geçirdiğiniz güzel günler size teselli verebilir. Peki sevdiğini kaybeden geçmişin güzel günlerini anarak teselli bulabilir mi? Elbette hayır. Beraber çekilmiş resimlerin, mutlu anların kaydedildiği videolar artık hüznün sebebi olur. Bir anne-baba için evladını kaybetmek artık hayata gözyaşları ardından bakmaktır. Kurusa dahi nemi hep kalır. Bahadır’ın intihar haberini ilk duyduğumda inanamadım. Elde kor tutmak değildi bu. Yakıp kavuracak, kalbi ateşlere salacak bir hadise. Saatlerce kendime gelemedim. Gözyaşları zaten müsaade istemediler dökülmek için. Saatlerce en yakınımdakilere dahi hiçbir şey söyleyemedim. Kabullenmesi çok zor bir şeydi bu. Benim de aynı yaşta bir oğlum var. Bahadır ile küçük yaşlarında, namaz kılmak için uğradığımız bir camide koşturmaları geldi gözümün önüne. Nasıl olurdu böyle bir şey. İnanamadım.

     Nasıl yaptın bunu oğlum! Nasıl yaktın babanı, anneni, seni sevenleri. Hapisteki babanın ilk duyduğunda neler hissettiğini, nasıl o anda tükendiğini, nasıl çığlıklara yenildiğini bilemedin, bilemeyeceksin. Küçücük yüreğinde taşınmaz bir yük çekip götürdü seni buralardan. Babana çok benzeyen tebessümün solup gitti, nefret dolu bakışların arasında. Vefasız kelimeler, mızrak gibi ifadeler, lügatte yeri olmayan hakaretler arasında saklanacak yer bulamadın da bir kış günü, toprağın altında saklanmayı mı tercih ettin! Kendilerini mazlum gösteriyorlar, hapisten kurtulmak için kanser oluyorlar diyecek kadar alçalanlar, tabii ki senin sessiz çığlığını, babanın elleri kelepçeli halde inlemelerini duymadı.

    Keşke o anları görmeseydim. Senin gidişine tahammül etmekte zorlanan yüreğim, azılı bir teröriste reva görülmeyen muameleyi babana görenlere karşı öfke ile kabardı. Kabrinin üstüne yağan kar, yüreğimdeki yangını soğutmadı. Hele babanın hapishaneye dönünce tek başına hücreye konulduğunu duyunca içimde kopan fırtınanın tarifi yok. Bir öğretmeni iftiralar ile hapishaneye koyanlar zalim. Bu zulme sessiz kalanlar zalim. Üstüne üstlük bir de destek olanlar katmerli zalim. Her hâline hüsnü-zan ettiğimiz o topraklar ne yazık ki zulüm beldesi oldu. O beldeyi dikenler kapladı ve dikenler arasında gül kalmak zordu. Sen bu hâle daha fazla dayanamadın. Soldurdular Sen’i. Öldürdüler Sen’i. İnanıyorum başka diyarlarda gül olup açacaksın. O vakte kadar, Sen’in kokundan, insanın içine huzur veren tebessümünden uzak kalacak sevenlerin. Artık tüm sözler anlamsız. Ne konuşmalar ne ağıtlar Sen’i geri getirebilir ne de hiçbir teselli cümlesi babanın acısını tamir edilir. Mazlum baban, masum Sen ve ikinizin derdini birden yüklenen anne’n.. Çok zor çok.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: