Zaman Zaman / Gülçin Beyza Yalçın


Tik tak …Tik tak…Tik tak…

Bir ki üç… Bir ki üç…

Zaman, adım adım çıkıyor yokuşu. Bir yıl daha sonlanıyor.

Zaman suretleri takıyor,  geçmiş denilen ipe. Tek tek özenle.

Bir sene önceki ben, ben miyim?

Vücudumda bir sene önce var olan hücrelerden kaç tanesi yerinde duruyor?

Beş sene önceki suretime bakıyorum, zaman ipinin üzerinde sergilenen. O ben ise bu kim peki?

Hem aynısı hem gayrısı suretlerim. Zaman değiştiriyor dönüştürüyor.

Kiminin üzerine tozlar yığarken kiminin tozlarına üfleyip parlatıyor. Çocukluk gençlik resimlerinin sergilendiği galeride, geçmiş fotoğraflar git gide flûlaşırken son suretimi seyrediyorum. Artık bambaşka bir suret. Geçmiştekilere hem benzeyen hem de daha başka olan.

***

Zaman çıkıyor ağır ağır yokuşu ayaklarını sürükleyen bir dede gibi…

 Yok, yok ağır ağır değil. Sanırım dede kostümü giymiş bir maraton koşucusu. Öylesine hızlı. Gelişini seyredelim derken arkasında kaldırdığı toza bakakalıyoruz. Bize bunca kısa gelmesi zamanın, elimizdeki kıyas birimimizin uzamasından mı acaba? Öyle ya 15 sene olan ölçü birimimiz uzadı uzadı 30 oldu 40 oldu 50 oldu. Geçmişte üç hamlede beş hamlede ölçtüğümüz zamanı bir hamlede ölçüyoruz artık. Geçmiş uzun gelecek kısa kaldı ömür kumaşında.

***

Zaman hadiseleri de tefsir ediyor. Seçimlerimizin sonuçlarını gösteriyor. Kurduğumuz denklemlerin sonuçlarını görüyoruz. Eklediğimiz çıkardığımız öğelerin katkılarını görüyoruz hayatımıza.

Ah evet o taşı koymamalıymışım aslında oraya. Bu insanı hayatıma sokmamalıymışım?

Ya da, iyi ki yapmışım diyoruz. İyi ki sevmişim, iyi ki görmüşüm, iyi ki yaşamışım…

***

Zaman dostları da tefsir ediyor. Nice dost zannettiklerinin yaldızını kazıyor ki şaşkınlıkla bakakalıyorsun altından çıkan surete.

               Ummadığın insanlardan beklemediğin dostluklar görürken, hiç beklemediğin  yönlerden beklemediğin ellerden hançerler saplanıyor sırtına. Yok yok… Sinene… Hatta taa kalbine

Ah! edip diz üstü çökerken, ummadığın bir el uzanıyor omuzuna. Şefkatle gözyaşını siliyor. “Çok özledim seni… Çok merak ettim… Çok dua ettim sana… Diyerek

Gözyaşını silen el, dosttan gelen hançerin acını azaltıyor mu yoksa beklemediğin yerden gelen darbenin sızısını daha da çok mu hissettiriyor, ayırdına varamıyorsun.

Hançerin sapındaki elin sahibi eski dostun (!) omuzlarının çökük ellerinin titrek olması ya da ayakucuna bakan gözleri acını hafifletmiyor. “Ama mecbur” diye sağ tarafından fısıldayan sese sol yanından cevap geliyor.

Neden mecbur? Neden… Neden…

***

Zaman adım adım bitiriyor bir yılı daha. Bir takvim daha kalkıyor arşive. Getirisi götürüsü hesaplanmak üzere ta en son varılacak durağa…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: