Vebanın Çağrıştırdığı  / Derya Hekim


Albert Camus – Veba

Korkunç olan insan mı hastalık mı? Ya da hasta olmaktan korkup hastalıklı düşünceleriyle boğulmuş insan mı? Ya da duygularını tanımlayamamış kişi mi? İnsanı çıkmaz sokaklara sokan hissiyatlar mı? İnsan hiç hissetmeden yaşasaydı nasıl olurdu? Mesela korkuyu bilmeseydi, acıyı tanımlamasaydı, sevmek nedir hiç tanışmamış olsaydı, şefkatle hiç yolu kesişmemiş olsaydı yine de her dönem hortlayacak veba illetine tutulur muydu?

Veba bu sadece bedende yaralar doğurmaz, ateşler içinde kıvrandırıp sayıklamalar arasında hülyalara daldıran mikroptan ibaret değil ki. Her dönemde başka türlü doğdu. Her veba yavaş yavaş işler kentlere. Kiminde farelerle başladı can almaya. Kemirgen sokak aralarında hatta daha kirli kanalizasyonlarda beslenerek yayıldı.  Kısa sürede kentin sakinlerinin iğretisi ile tepkiler doğdu. Nerden nasıl geldiği bilinmeyen vebaya karşı alınacak önlemlerin de adı yoktu ilk zamanlar. Ama nasıl can aldığı öğrenildiğinde sevdiklerine son kez dokunamamanın acısını yaşatmıştı. Toprak acıyı hafifletir derler. Ölen kişinin ardından yakınları toprağına dokunarak konuşurlar. Toprağın insan enerjisine olumlu yönde etki ettiği aşikar. Ölümü de kabullenir kılması bir gün son durağın kendisi olduğunu hissettirmesinden geliyordur belki. Fakat veba da ölülerine başlarda uzaktan veda etme şansı verilmişti. Daha sonraları da artık bu mümkün olmadı. Cansız bedenine dahi vedayı çok gören bir illet insanları delirme eşiğine taşımıştı.  ‘’Tamam! Hepimiz delireceğiz orası kesin’’ derken haklıydı Cottard. Fakat değişmez bir gerçek vardı her acıyı unuturdu insan. Hatırlamak için yavaşlar unutmak için hızlanır ifadeleriyle bütün süreç özetlenir gibiydi. Anne çocuğundan doğan boşluğu hiçbir şeyle dolduramayacağından o anda hep takılı kalacaktı. Anne zamanın bu kısmında hep yavaş hatta durağan yaşayacaktı. Zamanla bu hayatına da sirayet ederdi belki. Fakat bir çocuğun acılar içinde kıvranarak ölümünü izlemek de insanı durdurup kendini hesaba çektirecek bir işti. Ve bütün her şey unutulsa da bu anlar zihinde donup kalacak hayatı koşarak yaşarken bir şekilde durduracaktı. Her evlat hayatının zorlu anlarında annesinin koynuna saklanmak ister. En güvenli limanın orası olduğunu bilir. Kaç yaşında olursa olsun annenin şefkat dolu bakışları huzurla doldurur kalbini. Darmadağınık düşüncelerini toplamayı sağlar. Bir nevi hasta ruha antibiyotik gibidir. Kitap da o kadar çok duygu var ki saatlerce konuşulabilir.  Bir hastalıkla yola çıkıp toplumun aksayan yönlerine yapılan vurgular çok etkileyiciydi. Kişinin yaşamında bir yerlerde veba salgının benzerinin olduğunu düşündürüyor. 

Veba gibi ağır bir mücadeleden çıkarken sevdiklerini toprağa teslim etmiş kişinin iç alemindeki yıkım ise kitaptaki son vuruştu. Güçlü bir hamle ile bitti diyebilirim. Kendisinden çok uzakta olan sevdiğini özlerken iyi ki burada değil diye kedini rahatlatması sadece geçici oyalanmadan ibaretti. Veba zamanlarında omuz omuza mücadele verdiği dostunun son anlarına kadar yanın bulunmak ve birkaç saatte artık olmayışına şahitlik etmek karısının ölümünü kabullenmesini kolaylaştırmıştı. Her veba sabahın ilk saatlerinde yenilmiş hissi ile zafere ulaştığını zannettirir insana. Akşama doğru ayağının altından yer kubbeyi çekerde gömer içine. Fakat ne yazık ki veba bu  deyip tebrikler ödüller bekleyenin yanında havai fişeklerle kutlamalar yapıp ölülere karşı kadeh kaldırıp ardından yemek yemeye gitmek kadar kolay arkada bırakılabiliyor. Kısacası insan akıllanmıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: