Bir Mültecinin Anı Defteri  / Hasan Selçuk


Annem, sırtlarımıza çantalarımızı taktı ve birer bazlama sıkıştırdı yanımıza, “Acıkırsanız yiyin!” dedi uğurlarken bizi. Henüz on yaşındayız, bir metre kara rağmen mutlu ve heyecanlıyız…

Abimin kara lastiği yırtıktı ve poşetle dikmişti annem. Her sabah önce poşetleri sonra da cızlavetleri yani kara lastiklerimizi giyerdik. Kara kışa rağmen çocuk neşesinde abimle ahıra kadar koşardık. Kim kimi geçecek diye yarışır bu arada hile yapardık. Arkada kalan ayakkabısını çıkarır atardı, ayakkabı geçti ise ben de geçmiş olurum diye güler eğlenirdik.

Lise yılları, Malatya’nın meşhur lisesi, Turan Emeksiz Lisesindeyiz (Malatya Lisesi). Oral Çelik, Mehmet Ali Ağca gibi eski mafyaların yanında Yavuz Bahadıroğlu gibi şairlerin de yetiştiriği lisedeyiz. Eve dönerken yine çocukluğumuzdaki hileli yarışı yapar apartman kapısına kadar koşardık. Kim kimi geçecek? Öndeyim tam kazandım derken, takkk! Ayakkabı benden önce çarpardı kapıya ”Ben kazandım! “derdi abim, kural kuraldır, o kazanmıştı.

Vaktin ihanetine uğrarsın bir gece ve karmakarışık olur her şey, toz duman. Malatya’da öğretmenlik yapıyoruz, üstümüzde cici cici elbiselerimiz, sabah aynı saatte o bir okula, ben bir kuruma, abim yine eskisi gibi, “Hadi bakalım kim kazanacak?” der başlar koşmaya, ben hiç uğraşmadan ayakkabımı atardım; boyanmış, parlatılmış  ayakkabımı. Kardeşim kıyamazdı, atmazdı poşetli günlerin hatırına.

Heyyy Yar! Bir sille ki bilemedik, ayıkmadık ayıkamadık, şeytanın gücünü hafife aldık… Hapishane, sürgün, hicret, yolculuk… Paris sokaklarındayız, saat altıda ayaktayız. Karmakarışık bir dünya… Metrolar, trenler, milyonlarca insan, milyonlarca lisan, milyonlarca ırk, kim nedir, kim neredendir? Kapitalizm çukurunun en dibi misali işe gidiyoruz, Fransa’da ayakta durmak zor… Sabahın altısı ayaktayız, kapıdan dışarı adım attık, iki ayrı işe gidiyoruz, birimiz inşaata bitimiz taşımaya. Abim gözümün içine baktı ve “Kim kimi geçer?” dedi. Yirmi dokuzundaki genç başladı koşmaya. Tren yolu sınırımızdı ve o kazandı. Ben atmadım ayakkabımı çünkü onun hakkıydı. Döndü, “Neden atmadın?” diye sordu ve başladı gözünde beliren yaşlarla konuşmaya, “Neyse” dedi ve devam etti, “Geçen geçti, biz kaldık geride. Selam olsun, vefasızlar diyarındaki Ahmet’e, Veli’ye… Derler ki; açmayın o deliye, ne hazin doğrular sevdalanmış eğriye…”



Kategoriler:Deneme, Hikaye

1 reply

  1. Kisa bir alana uzun bir hikaye birakma sanati.
    Tebrik ederim.
    O ayakkabi yok mu ah o ayakkabi.
    Hakkinda ne yeni hikayeler yazilir dunyanin her ulkesinde.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: