Dilin Göğünde Kuşları Örtünmek/ Cihangir Asyalı


Edebiyatımızda, günlük türü adına gururla anacağımız bir isim varsa o da Salah Birsel’dir. Ömrünü kaleme adamış ve yazarlığın hakkını vermiş biri olarak, kendisiyle ne kadar gurur duysak azdır. Tanpınar, Cemil Meriç ve Hilmi Yavuz gibi, üslupçu büyük yazarlardan biri olarak, o da kitaplara inanmıştır. “Benim bütün paramı kitaplara yatırışım, siz buna hastalık diyebilirsiniz, onlara inanışımdandır,” demesi boşuna değildir. Mizahı ve ironiyi bir karakter haline getirdiği şiir, deneme ve günlüklerinde kendine mahsus bir tat, bir lezzet, bir letafet vardır. “Günün birinde en çok okunacak kitapların günlükler olacağına inanıyorum,” cümlesi kehanet değildir.

Çıraklık eseri konumundaki ilk günlüğü istisna edilecek olursa, onun eserleri has edebiyatın seçkin örnekleridir. Kendi sesini henüz bulmadığı “Hacivat Günlüğü” sonradan gelecek eserlerine bir göz kırpma olarak görülebilir. “Bana neden salt edebiyata dayanan ve yaşamımı dolduran olaylara yer vermiyen bir günlük yazdığımı soruyorlar. Cevap vereyim: Çünkü edebiyatçıyım,” dese de, aradan geçen yıllarla birlikte, okuduğu günlükler ve günlükçüler onu tam karşı istikamete sevk eder.“Bencesi gerçek günlükçüler, özel günlüklere yönelenlerdir. Bu alanda da Le’autaud, Gide, Pepys, Thoreau, Anais Nin, Green başı çeker,” der.

Der, demesine de, eleştirdiği şeyleri kendi de yapmaktan geri durmaz. Bu sebeple o, hem edebiyat günlükçüsü hem de özel günlükçü kabul edilebilir. Tabii bu, bir çelişki değil, zenginliktir. İroniyi ihmal etmediği şiirleri, bir akademisyen titizliği ve zenginliğindeki nefis denemeleri onu bu alanlarda da değerli ve başarılı kılar. Lakin Salah Ustanın asıl derdi günlüklerdir. Ömrü boyunca en çok mesaiyi günlüğe ayırdığı rahatlıkla söylenebilir. Gerçek bir edebiyatçı olmanın, edebi kaygılardan arınmakla mümkün olacağını görmüştür. “Kendimi, olduğum gibi, maskesini ve boyasını atarak ne vakit anlatabileceğim? Böyle bir günlüğüm olacak mı?” cümlesini kurar mesela. Sonra cevabı yine kendisi verir: “Bana öyle geliyor ki bu işe yazarlığım engeldir. Yazarlığı bırakıp kendimi salt günlük yazmaya versem istediğime daha kolay kavuşurum.”

Birsel, şair, denemeci ve hatta romancı sıfatından daha çok “günlükçü”dür. Üstelik o, has bir günlükçüdür. Şayet, “Aynalar Günlüğü”, “Yanlış Parmak”, “Papağanname”, “Yaşlılık Günlüğü” ve “Nezleli Karga”… olmasaydı bile, yine de “Kuşları Örtünmek” onu tek başına, yalnızca bizim edebiyatımıza değil, dünya edebiyatına dâhil etmeye yeterdi. “Günlüğümü, hiç mi hiç, yayınlatmamaya karar verdim bugün. Oh dünya varmış,” esprisine bakmayın, sair eserleri gibi, bu eserini de okuyanlar görecektir ki, Birsel’de üslup, sıcak bir yaz gününde karlı bal şerbeti, soğuk bir kış gününde, sımsıcak bir sahleptir. Onu okumak, her mevsim keyifle yudumlanan tavşankanı çay ya da bol köpüklü Türk kahvesi gibidir. Edebiyatımızda, Birsel’in eserlerinden aldığım o büyülü tadı, “Beş Şehir”de, “Geçmiş Yaz Defterleri”nde, “Ceviz Sandıktaki Anılar”da da bulduğumu söylemeliyim.

“Kuşları Örtünmek” Salah Birsel’in, o enfes, o saygı uyandıran yazma metoduna da ev sahipliği yapar. Meraklı okurları, günlüğün 23 Aralık 1975 tarihli notlarına havale ediyorum. O bölüm, henüz yaşarken, içinde yaşadığı toplumun edebiyatına dâhil olan ve bir tek eseriyle bile adından söz edilmeye değer görülen hakiki edebiyatçılar arasına katıldığını göstermeye yeter de artar bile. Çünkü orada sabır, emek, adanmışlık, fedakârlık, okuma ve yazma tutkusu, okumuş ve yazmışlara saygı vardır. O bölüm, yazarlığın olmazsa olmaz kuralı, başarının altın anahtarıdır; tıpkı bir anıt gibi göz dolduran, kendine hayran bırakan bir nişane misali. Şapka çıkarıyorum.

Birsel, Eckermann’ın, “İnsan yalnız hayran kalacağı şeyleri okumalı,” sözünden hareketle kendi düşüncesini ele verir. Çünkü vakit dar; insan ömrü, sevdiği ve beğendiği kitapları bile okumaya yetecek kadar uzun değildir. Yine Birsel’in ifadesiyle: “24 saatin 24 saatini bile okumakla geçirseniz, içinizin gittiği o güzelim kitapları şöyle dörtnala bile okuyamazsınız.” Öyleyse seçici olunmalı, sadece okurken değil, yazarken de aynı özen gösterilmelidir. Aksi halde hem kendimizin hem de başkalarının zamanını çalmak olur bu. Salah Usta, “Çok yazmaya değil, özlü şeyler yazmaya bakmalı,” derken bunu kasteder; fakat böyle dese de, yine birçok türde pek çok eser verdiği görülür. İyi ki de öyledir. Üslubu oturmuş şair ve yazarlara yazma sınırı konulmamalıdır; kendilerini yenilemek şartıyla tabii.

İyi yazar ve eserlerin önemli bir özelliği de başka iyi yazar ve eserleri adres göstermeleridir. Evinin bütün boşluklarını kütüphaneye çeviren Birsel, bir kitap delisi olarak, kendi tattığı balları okuruna da tattırmak ister ve sıradan bir şey söyler gibi onları söz arasına sıkıştırıverir: “Paris’teki kitapçıma 37 kitap ısmarladım. Uzun boylu düşündüm ama ısmarladım. Bunlar arasında Samuel Pepys’in günlüğü de var. Jean Guchemo’nun, Sezar Pavese’nin, Julien Green’in, Andre Gide’in, Delacroix’in, Jules Renard’ın, Paul Le’autaud, Johan Gottfried von Herder’in günlüğü…”
Barthes’ın Prost için söylediğini o da Sainte- Beuve, Adorno, Lukacs, Walter Benjamin ve Roland Barthes için söyler. Onların eserleri hakkında “Her şeyden önce bir edebiyat ürünüdür,” der. H. D. Thoreau’dan “Benim sevgili günlükçüm,” diye bahseder. Kargaları sever. Eserlerinde sıkça onlardan bahseder. Zeki kuşlardır onlar; ilgisini çeker. Sabah vaktine bakışı şiirseldir. Onu kitaplar kadar sever. “Sabah uyanışlarım belleğimin kanatlarıdır benim,” der. Sözlerinde bir şairin soluğu saklıdır.
Bunlarla kalmaz Salah Usta, eserine daha nice dünyaları sığdırır. İlginçtir, denemeleriyle değilse bile, günlükleriyle iyiden iyiye Montaigne’i hatırlatır. Yalnızca bir konu üzerinde durmaz o da; şiirden romana, anıdan günlüğe, eleştiriden eleştirmene, müziğe, kadına, yemeğe, börtü böceğe ve kendine dair ne varsa ona kapılarını ardına kadar aralar. Zihnini ve kalemini akla hayale gelen pek çok detaya odaklar. Her gerçek sanatçıda görülen ve daha çok, çocuklara mahsus olan hayranlık onda da ön plana çıkar: “Hayranlık! Kendini adamış insanlarda, ozanlarda varsa vardır. Böyleleri bir kumaş, bir dize, bir melodi, bir gökyüzü parçası karşısında bile yüreklerinin kafeslerinden dışarı uğramaya çalıştıklarını duyarlar,” der.
O da her usta gibi, ömrünü adadığı kalemiyle ne yaptığının farkındadır. Bir yandan, “Anlıyorum, bu günlük beni dünyanın en akıllı kişisi gibi gösteriyor,” derken, öte yandan, “Anılarını yazanlar ya da günlük tutanlar, isteseler de istemeseler de devleşirler,” cümlesini fısıldar. Ama öyledir, kesinlikle…

Cihangir Asyalı



Kategoriler:Cihangir Asyalı, Deneme, Şiir

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: