Amacı Dışında Kullanmak Yasak / Gülçin Beyza Yalçın


Dranggg…dranggg…

Pencere demirlerine vuran plastik çekicin sesini ilk Mesut duydu. Koğuşun en genci olan ihraç teğmen Mesut “Arama vaarr!” diye bağırırken yerinden fırlayıp üst kata koştu. Namaz kılmak için yerlere serdikleri battaniyeleri hızla toparlayıp ranzaların üzerine gelişigüzel atarken imdadına yetişen ihraç polis memuru Serhat, yerden toplanan battaniyelerin sağından solundan çekiştirerek düzeltmeye yardım etti.

Onlar battaniyeleri yerleştirirken merdivenleri ikişer ikişer atlayan Murat bey bir solukta üst kata çıktı. İki haftadır gözü gibi baktığı elma sirkesi bidonunu koğuşun en dibine çekip üstüne kıyafetlerini attı. Koğuştaki çoğu insan zulalarının yerine koşup saklamak için çil yavrusu gibi sağa sola koşuşurken koğuşun ağır demir kapısı gürültü ile açılıp İKM’ler (İnfaz Koruma Memurları) koğuşa doluştu. Bu günkü aramaya başgardiyan RSK nezaret ediyordu.

Mahkûmlar arama sırasında koğuşun bahçesine çıkarıldı. Nezaret için sadece öğretmen Nevzat bey kaldı. Gariplerim endişeli adımlarla bahçeyi turlarken İKM’ler ince ince aramaya başlamışlardı bile. Bakalım bugünün zayiatı neler olacaktı?

Hapishaneler Ceza İnfaz Kurumu olalı beri senelerin gardiyanları da İnfaz Koruma Memuruna dönüşerek statü atladı. Artık onlara kısaca İKM deniliyor. RSK ise İKM’lerin amiri. Mahkûmlar, her arama sonunda mekanik bir sesle “Rabbim Sizi Kurtarsın” dediği için bu sevimsiz ve buz gibi soğuk bakışlı iri yarı esmer adama kendi aralarında kısaca Reseka diyorlar.

İki katın araması fazla sürmedi. Biraz sonra infaz koruma memurları buldukları “amacı dışı” kullanılan malzemeleri alt kattaki masaların arasından geçerek kapının önüne yığdılar.

İlk bulunan ihraç hâkim Mustafa beyin yarısını kesip büyükçe bir tasa dönüştürdüğü, içine elma ve portakallarını koyarak taze kalması için pencere demirlerine astığı beş litrelik su şişesi oldu. Sonra ihraç komiser Şerif beyin buzdolabındaki ayran doldurduğu bir buçuk litrelik gazoz şişesi İKM’lerin hışmına uğrayarak içindeki ayran lavaboya boşaltılıp boş gazoz şişesi kapının önündeki yığına doğru fırlatıldı. Ardından ihraç doçent Salih beyin yarısını kesip su doldurarak haftada bir kantinden gelen nane ve maydanozu taze kalmaları için içine koyduğu su şişesi alındı.

Tabi infaz koruma memurlarının ilk gözüne çarpanlar “amacı dışında kullanılan” su ve gazoz şişeleri, yoğurt ve helva kutuları olmuştu ama daha ustalıkla saklanan şeyler de kısa sürede ele geçirildi. Mesela, ihraç İngilizce öğretmeni Salih beyin çakmak ateşi ile ısıtarak eğip askıya dönüştürdüğü plastik kaşıktan yapılma duvar askılıkları gardiyanlar tarafından hışımla kırılarak yerinden söküldü.

İhraç doktor Melih beyin kaligrafi kalemi haline getirdiği kırık kurşun kaleme el konuldu. Hâlbuki zavallı Melih bey onun için ne çok emek harcamıştı. Diğer mahkûmlara verilen atölye ve kurs imkânlarına sahip olamadıkları için normal kurşun kalemi ikiye kırmış, ucunu eğri bir kaligrafi kalemi haline getirebilmek için dakikalarca mutfak lavabosunun yanındaki pürüzlü zemine sürterek düzeltmiş sonra da aramalarda bulunmaması için bileklik yaptığı boncukların arasına özenle saklamıştı. Ama gardiyan boncuklarını koyduğu karton helva kutusunu alt üst edince kalem de ortaya çıkmıştı.

İhraç fizik öğretmeni Süleyman beyin tespih yapmak için topladığı, günlerce su dolu şişede bekletip duvara sürte sürte kenarlarını düzeltip bir ipe dizdiği yüz yirmiden fazla zeytin çekirdeğini kaptırması ise tabiri caizse tüm koğuşun yüreğine oturdu. Aslında normalde alınmayan zeytin çekirdekleri RSK’ya yaranmak isteyen işgüzar yeni bir memur tarafından alınıp atılırken arama nezaretçisi Nevzat bey de itiraz edemediği için nemli gözlerle zeytin çekirdeklerinin ardından bakakalmıştı.

Gardiyanlar bu suç(!) aletlerini toplarken başgardiyan RSK azametle başını kaldırmış, birinde cop olan ellerini arkada birleştirmiş bir şekilde geziniyordu. Bir yandan da başını hiç hareket ettirmeden en ufak bir duygu zerresi barındırmayan gözleriyle bahçede volta atan mahkûmları ara ara pencereden süzüyordu. Gardiyanlar aramayı bitirip bulunan tüm sakıncalı eşyaları kapı önüne yığınca yanlarına gelerek durdu etrafı gözleriyle şöyle bir kolaçan etti. Sonra İKM’lerin onca dikkatlerine rağmen gözlerinden kaçan koğuş penceresindeki sakıncalı eşyaya doğru yavaş adımlarla gitti. Azametinden hiç eksiltmeden bir eli arkada dururken diğer eliyle mahkûmların kızgın sabah güneşinden korunmak için astıkları penceredeki çarşafı yırtarak çıkardı. Aceleyle yanına koşan genç infaz koruma memuru İsmail’i adeta gözleriyle döverek elindeki çarşafı uzattı. İsmail korkuyla başını yere eğdi. İnce aramalarla meşgulken gözlerinden kaçan bunca bariz bir hata affedilir gibi değildi elbette.

Mevzuat gereği koğuşa gelen her eşya sadece yapılış amacına göre kullanılmalıydı. Ayran şişesinde su, su şişesinde ayran ya da mahkûmların kendi yaptıkları soğuk çay olmamalıydı. Cuma ve cemaatle kılınan vakit namazları için yere battaniye sermek ya da güneşi engellemek için pencereye çarşaf asmak kesinlikle yasaktı. Pandemi ortamında kalabalık koğuşlarda hijyen ve koruyucu hekimlik şartlarından mahrum olan mahkumların yapmak cüretinde bulundukları sirkeler kesinlikle en tehlikeli ürünler arasındaydı. Mahkûmların defalarca dilekçe verip istemelerine rağmen çamaşır suyu ve sirke verilmediği gibi zorlukla üretilenlere de anında el konuluyordu. Hâlbuki ihraç komiser Murat bey elma sirkesini yapabilmek için ne uğraşmıştı ama şu an koğuşa lavaboya dökülen beş litrelik yarı olgunlaşmış sirkenin kokusu yayılmıştı.

İnfaz koruma memurları kısa sürede işlerini bitirip “amacı dışında kullanılan” eşyaları çöp torbaları içine doldurup diğer koğuşların aranmasına geçtiler.

Onlar koğuşun ağır demir kapısını hızla çarparak kapatıp gürültü ile kilitlerken onca emek ve masrafla okumuş meslek sahibi olmuş, çoğunlukla memleketin gariban kesiminden gelen mahkûmlar gündelik işlerine dönmüştü.

Amacı dışında kullanılan bir plastik şişeye tahammül edemeyen kudretli azametli cânım devletimiz, yetişmiş insan sermayesi olan doktor, mühendis, asker, öğretmen, öğrenci, emniyet mensubu ve daha birçok meslek gurubundan on binlerce insanı en verimli oldukları çağlarda toplumdan koparıp damgalayarak ya cezaevlerine doldurdu ya da toplumdan soyutlayıp insan dışılaştırarak toplum dışına itti.

Biz cahil(!) insanlar anlamayız ama, hikmetinden sual olunmaz devletimizin vardır elbet bir bildiği…

Belki de dünyanın en otoriter ve antidemokratik yönetimlerinden biri olan bir buçuk milyar nüfuslu Çin’den sonra en büyük cezaevini inşa ediyor olmakla övünen zalim muktedirlerin yapmak istediği tam da budur. Aynen Pol Pot rejiminin yaptığının modern versiyonunu.

Dört yanı betondan, eğitimli insan öğütme makineleri!…



Kategoriler:Gülçin Beyza Yalçın, Yazarlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: