Acı / Adem Yağmur


Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil.”
Kelimeler dilimin ucunda can çekişiyor. Bir açabilsem dudaklarımı, bunu bir kez yapabilsem onlar
kanatlanıp uçacak, belki de kendilerine uygun bir anlayış bulacak ve rahatlayacaklar. Bundan sonra
belki birilerinin canı yanacak belki de en çok ben yanacağım.
Bir zamanlar bana ait olan cümlelerin mahkûmiyetini tadıyorum şimdi.
Şimdilik, içerisindekilere el uzattığım kuyuların suyunu yudumlayarak susuzluğumu gidermeye
çalışıyorum. Ne yaptı ki düştü bu durumlara diyenlere, sadece el uzattım onlara diyorum ama
cevabımı tatminkâr bulmayanlar burun kıvırarak biz niye düşmüyoruz oralara peki diyerek geçip
gidiyorlar kuyuların başından. Kendi kendime, elimi uzattıklarım mı vefasız yoksa kuyuların başına
kadar gelip de beni yalnızlığıma terk edenler mi diye düşündüğümde aradaki farkı bulamıyorum.
Kötülük bulaşıcı bir duygu dediklerinde ürperirdim. Şimdi kötülerin davranışlarımı yoksa kendilerimi
bizzat kötüdür diye düşünüyorum ama içimden bir ses ikisi de değil bizzat senin maruz kaldığın
kötülüğü görmezden gelenler daha kötü diyor ama ben buna da pek katılmıyorum. Çünkü ben
insanlara bir kötülük yapmadım ki dediğimde beni tanıyanlar bile buna inanmakta zorlanıyor. Yoksa
içimde ki kötülük duygusu bizzat benliğimi sarmışta ben mi bu durumu fark etmiyorum, aslında böyle
bir durumda ihtimal dâhilinde.
Üzülmeyi tam olarak algılayamamış insanların bu eylemi sadece dudaklarından dökülen kelimelerle
ifade ettiklerinde artık ben onlara üzülmeye başlıyordum. Sessiz sessiz iç çekişlerimi, yutkunuşlarımı
kendimden başkalarının duymasına müsaade etmeden üzülüyordum onlara, zira bakışlarımdan ve
davranışlarımdan onların bir şey anlamadığını daha doğrusu böyle bir çabalarının olmadığını gördükçe
üzüntüm katlanarak artıyordu.
Karşılıklı bakışmaların sözlerden daha fazla anlamlar taşıdığı fakat konuşmanın da hiçbir derde deva
olamayacağının anlaşıldığı demlerde onların ziyaretin kısası makbuldür müsaadenizle demelerinden
başka bir sığınaklarının olmamasından daha acı ne olabilir ki…
Kalkıp gidenler yanlarında getirdikleri samimiyetlerini bize bırakmadan alıp götürüyorlar zira
ömürlerinde samimi olmayı kendilerine karşı bile gerçekleştirememiş insanların başkalarının
acılarından bir pay alıp uzaklara götürmeleri mümkün değildir.
Hangi ateş sadece düştüğü yeri yakmış ve yine hangi elem bütün vücudu acılarla inletmemiştir.
Sadece düştüğü yeri yakan bir ateş yine sadece isabet ettiği yeri yangın yerine çeviren acılar, modern
zamanların bize bir hediyesidir. Çocuğunun acısını dindiremeyen anneler rahat uykularını kendine
haram etmeyi unuturlarsa onlara anne denir mi? Evladının ateşini bağrında söndüremeyen babaların
ve annelerin başkalarının yangınlarına da bir damla suyu çok görmelerini bu çağın duygusuzluğuyla nasıl
açıklayacağız?
Herkes tarafından görünen acılar vardır, sığ suların hafif bir dalgalanmasıyla hemen sahile vururlar
öyle acılarda vardır ki denizin derinliklerinde yaşanan dalgalar gibi bulunduğu mekânı aşındırır
değiştirir de kimseler görmez, kimseler duymaz zira böyle acıların dilleri yoktur.

Acıyı anlatmaya kalkan, duygularını başkalarının tutsağı etmeye karar veren birisi kaleminin diline
dolaşan kelimelerin canını yakmaktan öteye geçemez, zira kelimeler yaşanılan duyguyu bizzat ifade
edemez. Anlatıcının ifade etmeye çalıştığı şeyi dinleyici hakikatiyle anlayamaz, bilakis acı dinlenilen
kulakla söylenilen dudakla bilinmez bizzat kalp ile hissedilir. Bu düzeyde algılanmayan duygularda;
dinleyici, kelimelerin yüzeysel duygusallığına kapılabilir.
Acıyı ancak burnumuzun direğinin sızlaması, üzgün mimiklerimiz, dilin damağın kuruyarak
yutkunmaktaki zorlanmamız, vücudun özelliklede ellerin titremesi, kalbin hızlı hızlı çarpmasını takip
eden hüzün bulutlarının meskeni gözlerden sicim gibi akan sessiz çığlıklar tarif edebilir. Bu tarifi de
kişi en iyi şekilde yine kendisine anlatabilir. Dinleyici anlatıcıyla aynı yerden acıya tutulmazsa anlatanı
hiçbir zaman hakkıyla anlayamayacaktır.
Kalbi olan hissedermiş kalıbı olan değil.
Kalp dilin sahili derler, kalp de olan dile vururmuş, ya acısını kalbine gömenlere ne demeli. Magmalar
gibi kaynar fokurdar ama bir yol bulup kalpten dışarı çıkmayı düşünmeyen acılardır bunlar zira kalbi
parçalamadan dışarı çıkması mümkün olmayan bu acılar dışarıya çıktığında, kalp sonsuzluğa doğru
kanatlarını açmış huzura ermiş demektir artık bundan sonra bütün olup bitenler kalbin sahibinden
başkasına arz edilmez.



Kategoriler:Adem Yağmur, Deneme

1 reply

  1. Bazen söz bitti deriz de yeniden başlarız konuşmaya…
    Kalbimiz feryad eder de dilimiz lâl olur.
    Gece olurda, sabah olmaz zannederiz.
    Ayrılınca kavuşulmaz zannederiz…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: