Balkon / Adem Yağmur


Sabahın ilk ışıklarıyla ayaktayım. Akşam çok uzaklarda kalıyor. Günlerden bir beklentim yok. Her şeyi kendi içimde yaşıyorum. Hâliyle doğal olarak günleri de yarınlara taşıyorum. İçimde kabaran ama asla dışarı taşmayan bir şeyler var.


Hava soğuk mu soğuk. İçim titriyor ama bu durum beni rahatsız etmiyor. Annem görüyor beni ve elini alnıma koyuyor “Ateşin var evladım.” diyor annem. Ben anneme baka kalıyorum. Bu sefer de “Oğlum sen iyi değilsin” diyor. Aynaya bakıyorum yüzüm iyice kızarmış! Kahvaltı masada kalıyor ve ben mutfağın balkonuna çıkıyorum.


Annem bir şeyler söylüyor. Ben anlayamıyorum. Kulaklarımda başka sesler var. Annemin söylemek istediklerini tam duyamıyorum. Elinde limon sıkılmış bir bardak çayla sağ tarafıma sokuluyor usulca. Çayın rengi bozulmuş içemiyorum. Annem ısrar ediyor… Bir yudum alıyorum midem bulanıyor. Bardağı balkon mermerinin üzerine bırakıyorum. Annem bir sandalye çekiyor oturmam için ve omzuma dokunuyor. “Oğlum bu kadar üzülme gün doğmadan neler doğar” Üzülmüyorum demek istiyorum ama tam da emin değilim.

Annemle sandalyede diz dize oturuyoruz. Ellerimi tutup yanaklarına götürüyor. Büyük bir sessizlik kaplıyor her yeri. Balkon mermerlerine konan bir güvercin bozuyor sessizliği… Ürkek ürkek gözlerime dikkat kesiliyor güvercin!..Annem konuşmak istiyor bu hâl üzerine. Ne söyleyeceğini az çok tahmin edebiliyorum. Ben hafif bir tebessüm bırakıyorum, annem mutlu oluyor. Güvercin uçuveriyor. Gözden kayboluncaya kadar onu izliyorum. Annem düşünceli bir şekilde beni süzüyor hâlâ! Bendeki sessizlik kararlı duruşumun bir neticesi aslında. Annem içeri geçiyor. Gündelik işlerine dalıyor yeniden. Zaman, bütün derdini, tasasını atıyor sanki. Tebessüm etmemi görmesi her şeye yetiyor gibi. Bir bilse tebessümümle aramızda dağlar kadar uzaklık var!..


Dışarıda hayat bütün akışkanlığı ile devam ediyor. İşlerine yetişmek isteyenler, okula geç kalmamak için koşuşturanlar sokağa ayrı bir güzellik katıyor. Balkondan, gelen geçenleri izliyorum öylesine. İnsanlar her gün bir yerlere koşuşturuyor işte. Acaba elde edilmek istenilene ulaşılabiliyor mu her zaman?..Evet, çoğumuz kabul etmese de “Hayat bir mücadele” gibi görünüyor. O özlenen dayanışma ruhu çoktan unutuldu. Oysa yaşamak, kardeşçe ve dayanışma içinde bir arada olmak gerekmez miydi?.. Gelinen noktada eş, dost, ahbap kelimeleri anlamını çoktan yitirdi… Bırakın kendimizi unutmayı başkasını bile hatırlayamaz olduk.


Güneş ışıklarını cömertçe sokağa yayıyor. Daracık sokağımızda adamın biri arabayı kaldırıma park etmiş. Kaldırımda yürüyen bir vatandaş geçecek yerin yola inmek olduğunu anlıyor. Oysa ben neden yola ineyim ve araba neden kaldırıma çıksın? Adam, arabanın üzerine çıkarak kaldırımdaki yürüyüşünü devam ettiriyor!.. Annem bu manzarayı görmüyor. Ben ne diyeceğimi bilemiyorum ve genç, yoluna devam ediyor kaldığı yerden!…
Sokak, çocuk cıvıltısıyla doluyor. Neşeli sesler en üst katta oturanlara kadar ulaşıyor. Uzun süre oyun sesleriyle meşgul ediyorum zihnimi. Kimi zaman seviniyor kimi zaman da bir acıma kaplıyor ruhumu. Top oynayan, ip atlayan, topaç çeviren çocuklar!..


Mevsim yaz. Öğlen, yaz mevsimi iyiden iyiye kendini hissettiriyor kendini “Eskici geldi eskiciii!” anonsu duyuluyor. Annem, elindeki temizlik beziyle balkona geliyor. “Oğlum sen daha iki buçuk yaşındaydın. Eskici geldiği zaman sen de “Eskici, eskiciii!” derdin diyor! Ve tebessüm ediyor benden bir cevap bekler gibi!.. Buruk olsam da anneme gülümsüyorum kendimi zorlayarak. Annem bu kadarcık bir tebessüme dahi seviniyor benim adıma. “Eskiler alırım eskiler, demir bakır alüminyum hurdaları alırıııııım” sesleri sokakta yankılanarak sokağın sonuna kadar devam ediyor.
Şayet mümkün olsa eskiciye bilinçaltımı alabilir misin? demek isterdim. O da bana sanırım acıyan gözlerle baka kalırdı. Bilinçaltımın kıyıya atamadığı düşünceler peşimi bırakmıyordu bir an. Belki de ben kaçmasını/kurtulmasını bilemiyordum. Önceki gibi değildim. Artık, çabuk unutuyorum. Uykuya dalamıyorum ve sabahları yatağımdan yorgun kalkıyorum mesela. Ben ne kadar iyimser düşünmeliyim desem de elimi kolumu bağlıyor bilinç altım. Olduğum yerde kala kalıyorum o anlarda. İçimden bir ses daima farklı bir şeyler fısıldıyor; dışarıya çıkma, çok fazla hareket etme, farklı şeyleri düşünme gibi!..
Annemin dediği gibi gökyüzü kararabildiği ölçüde yağmur olur rahmet olur ve sonra güneş.. Geçecek geçecek elbette yaşanan ne varsa…
İçeriden annemin sesi geliyor, “Oğlum bir şeyler hazırladım geliver hadi bakalım.”
Sokak iyice sessizliğe bürünüyor ben ufka doğru bakıyorum. Akşamın kızıllığı yerini yavaş yavaş terk ediyor. Gökyüzünün mor rengi laciverte dönüştüğünde bu sefer ben odama dönüyorum yine usulca!..

Adem Yağmur



Kategoriler:Adem Yağmur, Deneme, Hatıra, Hikaye

1 reply

  1. Kaleminize yüreğinize SAĞLIK kocaman 5 yıldız.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: