Anneler Günü ve Annem / Emin O. Uygur


En son 13 Temmuz 2016 Çarşamba günü ayrıldım annemden ve annemin iki yarısı ablalarımdan. Eylül’de işten atılınca biz de çıktık hicretten diyarlara. İlk zamanlar görüşemedik annemle. Annem cep telefonu kullanamıyordu. Ev telefonunu da ben arayamıyordum o günlerde. Ablalarımı arayıp durumumuz hakkında bilgi veriyordum kısa kısa. Bazen de ablamın biri annemin yanında olunca beni arıyordu ve annemle o zaman konuşabiliyordum.

Sonraları sabit telefonları arayabileceğim bir hat buldum ve artık annemle rahat rahat konuşabiliyordum. Annem bizim durumu öğrendikten sonra biraz üzüldü. Üzüldü ama üzüntüsünü kontrol etti ve bizi teselli etmeye çalıştı. Çok zor durumda olduğumuzu anlamıştı. İşten atılmıştık ve suçlu ilan edilmiştik. Allah büyük, bir güne geçmez. Her şey O’nun elinde. Siz kendinize iyi bakın. Sağlık önemli. Buradan bir isteğiniz var mı? Gelen giden olursa gönderelim. Annemle konuşmak bana ciddi bir terapi oluyordu. Yalnızlığın iyice sıktığı dünyamızda bir tatlı ses duymak, bir sıcak nefes hisstemek, bir tesselli pınarından içmek gibisi yoktu.

Doksan yaşına basmış asırlık annem, yedi çocuk büyütmüş, dirayetli, kararlı ve azimli bir insan. Hayatın uçlarında pek çok olay yaşamış. Konuşmaları hikmettir bu yüzden. İçindeki iman sözlerine yansır daima. Sen Allah’la ol. Gerisi boş. İnsanlar tuğgunlaştı. Bilmiyorum sizin oralar da öyle mi? Ama burada insanlarda ut, haya kalmadı. Kimse kimseyi görmüyor. Herkes bir damın başında. Bu nasıl iş? Kıyamet alameti. Peygamerimiz böyle mi emretti bize? Siz daha iyi bilirsiniz ama ben de böyle görüyorum.

İlk zamanlar geri gelseniz biraz yatar çıkarsın, zaten suçun yok, sonra burada bir şeyler yaparsın diyordu. Ben bunun mümkün olmadığını söylüyordum ama o benim suçsuzluğum üzerinden bunu dillendirmeye devam etti bir süre. Belli ki kafasındaki eski devlet ve adalet imajı devam ediyordu.  Annemin bizim döneceğimize dair beklentisi bitmemişti. Bir buçuk yıl sonra herşey normale dönmüş gibi bize ne zaman döneceğimizi sormaya başladı. Şimdi siz gelemez misini buraya? Ben gelemeyiz deyince, o zaman oğlumu (torunu) gönderin, o gelsin, ona bir şey olmaz, benim yanımda kalır, onu burada okuturuz, abisi de (emmioğlu) burada diye ısrarlarını devam ettirdi. Onun da mümkün olmadığını anlayınca bu sefer kızlarım (torunları) da mı gelemez, demeye başladı. Belli ki bizimle konuşurken bizim moralimiz bozulmasın diye kendini bırakmıyordu. Normalde bir anne bu konuşmalar esnasında dökülür giderdi.

Annem ilk iki yıl görüntülü konuşmak istemedi bizimle. Bizi görünce duygularına hakim olamamaktan korkuyordu. Dahası moralinin çok bozulup hasta olmaktan korkuyordu. Bir iki defa görüntülü arama oldu ama annem telefona çok bakmadan konuştu. O sıralar ev telefonu arıza yapınca biz de mecburen cep telefonları ile konuşmaya başladık. Böyle olunca annem yavaş yavaş alıştı görüntülü konuşmaya. Ara ara yine gözyaşlarını tutamıyordu ama yine de kesmiyordu konuşmayı. Ben okuduğumuz hatimleri kendisine hediye edince çok seviniyor, içindeki iman coşkunluğı, nesep duygusallığını bastırıyordu.

Annem her telefon konuşmamızda bizi teleselli etmeye çalışırken iç dünyasında neler yaşıyordu kim bilir? Telefonu kapattıktan sonra ne kadar göz yaşı döküyordu kim bilir? Neyse ki kardeşim ve ablalarım annemi yalnız bırakmıyorlardı. Annem misafiri ve çocukları çok sevdiği için eve gelen giden de eksik olmuyordu. Bazı aramalarımda ya evde birileri olurdu ya da evden birileri yeni gitmiş olurdu. Annem bu durumu da bizim lehimize kullanmaya gayret ederdi. Siz beni düşünmeyin. Biz elimizde köyümüzdeyiz. Gelen giden çok Allah’a şükür. Ablalar gelip gidiyor. Hızır her sabah uğramadan rahat etmez. Ben yalnız değilim çok şükür. Hasta olsam hemen koşarlar. Bir ihtiyaç olsa hemen gönderirler, getirirler. Siz kendinize dikkat edin. Oralarda hasta masta olmayın.

Tabi ki bu konuşmaların başında selamdan sonra ilk söz hanfendinin sağlığı olur. Kızım(gelini) nasıl, iyi mi? Ayakta mı? Aman dikkat edin. O düşerse siz yoksunuz. Oğlum nasıl, kızlarım nasıl? Bu fasıllar bittikten ve herkesin iyilik, sağlık haberlerini aldıktan sonra sıra bana gelir. Senin rahatın da iyi mi oğlum? Ben konuşmalar arasında anneme, sen gel, buraya. Biraz da bizde kalırsın, demeyi ihmal etmiyordum. Ancak annem yaşı gereği yola çıkamayacağını düşünüyor ve her defasında bu sözlerimi bir şekilde geçiştiriyordu. 

Şimdi aradan beş yıl geçti neredeyse. Annem ayakta ve ümidini hiç kaybetmemiş. Senin hiç gidesin yok herhalde diye espiri yapanlara, nereye gidecekmişim, çocuklarımla torunlarımla yaşıyorum işte, diye karşılık veriyormuş. Bir de bizimle yeniden görüşeeceği ümidi ile ayakta sanırım. Eskiden beri çok yemek yemez zaten. Şimdilerde de sadece ayakta kalacak kadar yiyor. Doğal olmayan hiç bir şeyi koymaz ağzına. Rabbim hayırlı sağlıklı ömürler versin. Bilmem bir daha görüşmek, ellerinden öpmek, işlerini görmek nasip olur mu?  

eminosmanuygur



Kategoriler:Deneme, Emin Osman Uygur

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: