Bilseydi! / Hamide Yaramış


Duyguları  şaha kalkmışken, dizginlemek çok kolay olmadı. 

Coştukça coşan kara sevdasıyla   ırmaklar yerini şelalelere bıraktı. 

Bir leyleğin rızk telaşıyla kah denize dalışı kah göklere varışı izlediği en tatlı manzaraydı aşıklar parkında. 

Deniz kenarındaki o taşlı yolları saatlerce adımlayarak güneşe selam durmak. O saatlerdeki sahilin yalnızlığı kendi yalnızlığına denkti. Sakin, sessiz… Sadece benliğinin sesini duyabiliyor, kendisiyle olan muhabbetine odaklanmakta zorlanmıyordu. 

Adını bilmediği birçok ağaca gönlünün sedasını savuruyordu. Dünyanın deli bozuk düzeni sinir sistemini hallaç pamuğuna çevirmişti. Algısı bozuk insanlarla mücadele etmek yerine, her bilmişi kendi haline bırakmak en yüce bilgelikti. 

Ruhunun itminanı, değer duygusunu hissetmesine bağlıydı sanki! Duygu ve  düşünceleriyle, benliğinin izdüşümü başkalarını rahatsız etmemeliydi. Kendisi olma dışına çıkamazdı. İçi başka dışı başka olmak, iki yüzlü davranmak!

Ne aklı, ne mantığı ne de vicdanı böyle bir durumu kabul edemezdi. 

At gözlüğünü takmak zorunda mıydı? Bir konuya dar bir açıdan bakmak, dar fikirlilik, yobazlık nedendi? Dünyayı siyah beyaz görmek. Ya siyah ya da beyazdır demek olur mu koskoca evrene! Renkler kızmaz mı hiç? Bizi yok sayamazsın demez mi? O sebeple at gözlüğü takmak yaraşmazdı  ona. Yapsaydı bunu, yıllarca kaoslar ortamında yaşarken hayatın inceliklerini kavrayamazdı.  Nefesini ciğerlerine çekerken mutluluğu hissedemezdi. Hayal dünyasında tek tek örgülediği umutlarını sevgiyle besleyemezdi.

Dalgaların sakinliği azalıyordu günden güne. Kış yüzünü gösterdikçe haşin Karadeniz coştukça coşuyordu. Fırtına, rüzgar, denizin dalgalarını savuruyordu sahile doğru. İçine düştüğü at gözlüğü muhabbetinden sırılsıklam olarak uyandı. Ve buna hiç şaşırmadı. Düşüncelerinin derinliği , hayallerinin uçsuz bucaksız divaneliği, bulunduğu yeri ve zemini unutturur, maveraya yol aldırırdı. Sudan çıkmış balık olmak da o gün ki düşlerinin gülüşü oldu. 

‘Ne olursa olsun bugün bana yeniden verildi. Ve ben bugünün hakkını vereceğim!’ deyip fırının yolunu tuttu. Her yeni gün bir öncekinden farklı olmalıydı. Günün hakkını vermeye çalışırken içindeki yaraları kabuk bağlıyordu. Acısını yaşayamadığı kayıpları vardı. Göz yaşını içine akıtmaktan şişmişti artık. Allah’tan çok yoğundu. Bu yoğunluğu dinginliğe ulaştığında başına gelecekleri tahmin edebilseydi hiç böyle yapabilir miydi?

Terkedişleri, terkedilişleri vardı. Başını koyacağı bir omuz bulamadı yıllarca. Hep yandı. Hep dayandı…



Kategoriler:Deneme

1 reply

  1. Terkedişleri, terkedilişleri vardı. Başını koyacağı bir omuz bulamadı yıllarca. Hep yandı. Hep dayandı…

    Tebrikler…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: