Şehit Emanetler / Osman Nuri Hoşdoğdu


Habil ile Kabil’le başlayan ve hiç bitmeyecek gibi devam eden bir savaş daha tüm hızıyla sürüyordu.Tarrakalar ve silah sesleri, dünyanın yedi bucağından zorla getirilmiş askerlerin karşısında gencecik askerlerimizin şanlı direnişi birbirine karışıyordu. Bombalar ıslık çalarak gürültüyle düşmekteydi. Mahşer yerini andıran koşuşturmacada göz gözü görmüyor, Bedrin Aslanlarının Allah Allah sesleri karşı tepelerde yürekleri hoplatıyordu.
Elinde dürbün, Komutan Niyazi harp meydanını seyrediyordu. Üzgündü. Dudaklarında acı bir, gülümseyişle cebinden çıkardığı köstekli saate baktı hayli zaman. Diğer cebinden çıkardığı tabaka, kalem, koku ve tesbihi önce kokladı, ardından arkasına dönerek seslendi.

-Bahadır!
Atalarından aldığı soylu terbiyeyle her şart ve zeminde Bahadır hazır oldaydı.

-Emret komutanım.!
Tane tane konuştu, komutandan çok babacan bir tavırla, son kez bir bakışla.

-Oğlum al bunları.
Gözleri dolan Bahadır, ne diyeceğini şaşırmış, öylece bakakalmıştı komutanına.
Niyazi aldırmadan tekrarladı isteğini.

-Hatıra bunlar benden geriye kalan.
Derin bir nefes alıp Bahadır’ın geniş omzunu sıktı. Kendini tutmaya çalıştıysa da sesinin titremesine mani olamadı.

-Geriye dönemezsem eğer…
Tabakayı ters çevirip yazıyı gösterdi.

-Bunları mutlaka… Ama mutlaka bu adrese ulaştırın.
Necati’nin eline tutuşturduğu gibi yeleleri kabarmış bir aslan gibi yitip gitti, kararan hava gibi gözden kayboldu. Necati ise kalakalmıştı yerinde.
Güneşin ışıklarıyla birlikte bombardıman seremoniye başlamıştı çoktan. Vahşi sırtlanı geçen yedi düvelin azgın saldırıyla yaralananlar, sedyelerle hastane niyetine kullanılan büyük çadıra yetiştirilmeye çalışılıyordu alelacele. Ara ara toz bulutları kalkıyor, sonra düşen bir bomba sesiyle etraf tekrar toz dumana boğuluyor, kıyameti andıran bir hercümerç yaşanıyordu. Vurulup düşen, kendisine ağuşunu açana tebessümle bakarken, yerde yatan arkadaşına göz ucuyla bakıp koşmaya devam eden askerler birazdan öleceğini bilerek güle oynaya yürüyorlardı hep beraber ölümün ağzına.
Bir asker yerde yatan askerin başını yavaşça toprağa bıraktı, sağ eliyle şehidin gözlerini kapattıktan sonra elindeki bir kenarı yırtık resmi itinayla cebine yerleştirdi ve bir ok gibi meydana fırladı. Birkaç saniye geçmişti ki bir toz bulutuyla havalandığını ve parçalanarak vatan bellediği toprakları kanıyla suladığını kimse fark edememişti.
Bombardıman tüm hızıyla sürüyor; tepelere, yamaçlara, ovalara sağnak sağnak ölüm yağıyordu. Bahadır sırtında ardan gömleğiyle koşuyordu tüm hızıyla. Aklına gelmiş olmalı ki birden durdu. Cebinden çıkardığı köstekli saate baktı hayli zaman. Diğer cebinden çıkardığı tabaka, kalem, koku ve tesbihi avuçlayarak arkasına döndü. Daha bıyıkları çıkmamış gencecik onbaşıya uzattı. Tokat’ın Zile ilçesinden gelen ve ‘Bu ne” gibisinden bakan kumral askere dokunaklı bir sesle “ Komutan Niyazi’den. Ben de ölürsem sana emanet!” dedi ve toz bulutunun ardında bir bilinmeze gitti.
Emaneti alan çiçeği burnunda onbaşının gözünden düşen tek damlanın tabakanın üzerine damlaması manzarayı seyredenlerin yüreklerine alev alev yangınlar düşürüyordu.

Akşam üzereydi. Komutan Niyazi’nin elden ele dolaşan emanetinin kaçıncı askerde olduğunu artık Allah’tan gayrisinin bilmediği bu hengame sürüp gidiyordu arkasında nice yılgın ve yangın yürekler bırakarak.
Karayağız, pehlivan yapılı, halinden köylü çocuğu anlaşılan bir asker elindeki emanetleri arkadan gelene uzatarak “Al sen de dursun azıcık şu emanet. Komutan Niyazi’denmiş. Nicelerini koyup gitti.” deyiverdi.
Arkasındaki kısa boylu ve cılız askerin sitem mi kahır mı 99’luk bir sır mı pek de belli
olmayan mırıldanışıyla yerinde kalakaldı. Kim bilir sır çözülünceye kadar sabit kalem yerinde kalakalacaktı.Lakin…

-Lakin bu emanetler şehit olmamış.
Tam işte o anda, kalemin kağıdın kalbine dokunduğu özel anda, kelebeğin çırptığı kanadın koskoca bir buzul dağını harekete geçirdiği zaman diliminde ciğerleri yakan, gözleri kör, kulakları sağır eden bir vaveyla koptu. Islık çalarak yere düşen bombanın parçaları ortalığa saçılırken havada uçuşan kol, bacak, kafa nice organın ortalığı toza buladığı görüldü.
Az sonra…
Toz bulutu yerini derin bir sükutun tedavi ediciliğine yerini bırakırken geceden kalma bir çift göz etrafı temaşa ediyordu. Karayağız asker yerde yatıyor, semaya dikilmiş gözleri sabit bakıyordu. O da kutlu kervandan geri kalmamış, şakağındaki 3 şehit damlası ile başta Hz. Hamza, sonra Niyazi komutanına, Bahadır’a ve daha nicelerine kavuşmuştu.
Yerde parçalanmış emanetler, etrafa savrulmuş, mahzun bir şekilde duruyordu.
Kısa boylu cılız asker, bir yandan kopan ayağını yavuklusundan emanet kırmızıya boyanmış tülbentle sararken, en taş kalpleri bile hüzne boğacak manzarayı seyrediyordu.

-İşte niceleriyle beraber emanetler de şehit oldu. Hakka yol bulup yürüdü.
Kalbi gibi sapı da kırık tüfeğine dayanarak kalkıp giden erin akşam çökerken bir bilinmeze doğru gidişini sonradan çok sonradan ressamın biri tablolaştıracaktı. Şehitler ölmez, vatan bölünmez…


Osman Nuri Hoşdoğdu



Kategoriler:Hikaye, Sizden Gelenler

7 replies

  1. Osman bey kaleminize sağlık…

    Beğen

  2. Bakış açınız mükemmel. Eşyanın ruhu var, derken Bediüzzaman, siz bu hikayeyle onu ölümsüzleştirdiniz. Yeni yazılarınız heyecanla bekliyor olacağız.

    Beğen

  3. Bediüzaman’ın “Eşyanın ruhu vardır” sözünü ilk duyduğumda kavrayamamıştım. Bu yazıyı okuyunca gözümdeki perde aralandı. Lütfen orijinal yazılarınızla hikmet ve tefekkürü bize öğretiniz. Hürmetler efendim…

    Beğen

  4. İnsana yeryüzünün halifesi olduğunu hatırlatan harika bir hikaye. Alnımızdaki çakra yani 3. gözümüzle olaylara baksak daha nice sırlı keşifler yapabileceğiz. Bize bunu hatırlatan yazara saygılar bizden…

    Beğen

  5. Ecdadın yaşadığı bu anıyı bize hatırlatmanız, emanete sahip çıkmanın ehemmiyetini tekrar iliklerimize hissettik. Sağolun

    Beğen

  6. Bir Çanakkale rehberi olarak tüylerim diken diken olarak okudum. Yıllardır tursitleri gezdirirken olaylara böyle bakmamıştım. hikaye bakış açımı tamamen değiştirdi. artık bu enteresan hikayeyi kafileleri gezdirirken özellikle seddi bahirde herkese okuyacağım. Allah razı olsun yazar kardeşim, senin de Çanakkalen hayırlı olsun. Arif Çelebi

    Beğen

  7. Çanakkale adına ne yazılsa değer. Teşekkürler.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: