Dün Brezilya’ya Gittim / Gökhan Bozkuş


Kitap nedir diye bir soruya yüzlerce binlerce farklı tanımla karşılık verilebilir. Kitap şudur, Kitap odur , kitap budur…

Siz nasıl tanımlarsınız bilmiyorum ama ben kitabı insanın kendi kendini anlamaya çalışmasıdır diyorum. Her kitap aslında insanın görünmeyen haritasına bir fener tutuyor kanaatimce. Ve her kitapta yazılma aşamasındaki bir nefesi duyarsınız. O nefesin gerisinde ciğere dolan havayı teneffüs edersiniz. Nasıl ki beslendiğiniz sebze ve meyvelere göre bedeninizin ihtiyacı olan vitaminleri alırsınız aynı o şekilde de okuduğunuz kitaba göre de ruhunuz beslenir. Yeni isimlerle tanışır, yepyeni diyarlara taşınırsınız. İnsanları anlamlandırmak, insanları tanıyabilmek zordur diyorsunuz belki de bu satırları okurken. Evet bunun bilincindeyim. İnsanın tanımını net yapabilmek için yaşayan ve yaşamış olan, yaşayacak olan bütün insanların göğüs boşluğundaki titreşimleri duyabilmek gerekir onu da biliyorum ama diğer yandan da soruyorum kendi kendime . Biz kendimizi tanıyabiliyor muyuz ?

İşte tam burada kitaplar devreye giriyor. Dün Brezilyalı bir yazarın kitabını okudum. Ve oturduğum yerden Brezilya’ya taşındım. Fakir bir mahalleye uğradım. Küçük çocuklarla bir sofraya oturdum. Babalarının ağlamasına şahit oldum. Paylaşmayı öğrenmiş çocuklarla büyüdüm. Hayallerine dokundum ve hayallerimi gördüm. Bugün ise Lübnan asıllı bir ressam, şair ve filozofun kitabına başladım. Altmış sayfa kitap. Biter bugün. Ve ben şimdi bencillik yapmayarak o kitaptan size bir lokma uzatacağım. Bakalım siz anlamlandırabilecek misiniz insan denen kavramı. Zor biliyorum çok zor insanları anlayabilmek.

“Issız bir dağda, Tanrı’ya tapan ve birbirini seven iki keşiş yaşıyordu.
Bu iki keşişin pişmiş topraktan bir kâsesi vardı; sahip oldukları tek şey de bu kâseydi.
Bir gün, daha yaşlı olan keşişin kalbini kötü bir ruh ele geçirdi ve daha genç olan keşişin yanına gidip şöyle dedi: “Uzun zamandır birlikte yaşıyoruz, ayrılmak zamanıdır. Neyimiz varsa bölüşelim.”
Bunun üzerine, daha genç olan keşiş hüzünlendi ve arkadaşına dedi ki: “Kardeş, beni bırakmak zorunda kalman kahreder beni. Ama mutlaka gitmen gerekiyorsa, öyle olsun.” Sonra toprak kâseyi getirdi ve “Bunu bölüşemeyiz, Kardeş, senin olsun,” dedi. O zaman, daha yaşlı olan keşiş şu karşılığı verdi: “Sadaka istemem, sadece bana ait olanı isterim. Kâse bölüşülmeli.”
Daha genç olan keşiş cevap verdi: “Kâse kırılırsa ne işimize yarayacak? Hediyemi gerçekten kabul edemiyorsan kura çekelim.”
Yaşlı keşiş yineledi: “İstediğim yalnızca adalet, bana ait olan şeye sahip olmak isterim ben, kurayı göze alamam. Kâse bölüşülmeli.”
Genç keşişin öne sürebileceği başka bir sav kalmamıştı artık. “Gerçekten de istediğin bu ise, kâsenin bölüşülmesini istiyorsan, kıralım bitsin bu iş,” dedi. Bunun üzerine, yaşlı keşişin yüzü karardı ve bağırdı: “Ey korkak melun, kavgadan kaçıyorsun ha!”

Dün Brezilya’ya Gittim / Gökhan Bozkuş” için bir yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: