Anneannem /Adem Yağmur



Balkon demirlerine yaslanmış uzakta ufka doğru geçmişin hatıralarına dalıp gitmiştim. Akşamın alacası yerini iyice karanlığa bırakmıştı. Masamdaki çayı elime alınca soğuduğunu fark ettim. Sandalyeme oturarak derin bir nefes aldım.
Aldığı nefesi bir daha geriye vermedi, sahiplendi belki de…
Belki de nefesini asıl sahibine verdi bilemiyorum.
Hayata her şeyini vermişti.
Bugün yeni bir yolculuğa çıkacaktı, o eski günlerdeki gibi gelinliğini giydirdiler. Bu sefer modası geçmiş o eski gelinliğini değil yenisini giydirdiler ama gelinlik pek de terzi elinden çıkmış biri gelinliğe benzemiyordu, dikiş izleri sanki yok gibiydi. Anneannem çok güzeldi ne giyse yakışırdı böyle de çok hoş olmuştu.
Karbeyaz gelinliğin içinde o kadar hafifdi ki melekler kıskanır, görenler imrenirdi. Bir gelin vedası ile başında duvağı sessiz sedasız gidiyordu. Bu sefer etrafındaki pervane olan kadınlar yüz görümlüğüne gelmeyecekler de! Çünkü bu onun son görümlüğüydü.
Dedem, herkesin şaşkın bakışları arasında anneannemin saçından bir tutam kesti ve o karbeyaz ipeksi saçını cebinden çıkardığı mendilin arasına koydu. Mendili özenle kapladı koynuna koydu, koynumdaki boşluğu doldursun diye ama anneannemin yasındakı boşluğu hiçbir zaman dolduramadı. Hep yastığı görecek şekilde yattı yatağına, gözleri uykusuzluğun nöbetine ram olmuştu.
Mezarına dedemin kucağında girdi tıpkı bir zamanlar gelin geldiği Toprak evin önünde, bindiği attan dedemin elini tutarak indiği gün gibi…
Vedalaşırken büyük torunu su döktü toprağına, abdest alırken eline ilk defa su döken ilk torunu. O zamanlar abdest almayı büyüklerin ellerine su dökerken öğrenirdi çocuklar. Şimdi büyüdüler, su dökerken ölmeyi öğretiyorlardı anneanneler…
İpek tenini toprağa bırakırken yüreklerinin yarısını da bıraktılar. Anne-baba olmayı öğrendiler, anne-babalarını toprağa bırakan çocukları…
Her zaman bir şeyler öğretiyorlardı gidenler; gözyaşlarını sessizce akıtmayı, yüreğinin yağlarının için için erimesini, sararmış siyah beyaz fotoğrafların tekrar tekrar canlanmasını, naif bir ses tonuyla “yavruuum” denilmesini…
Bir zamanlar hep seninle gelen dedem senden sonra bize pek gelmedi. Nedenini sorduğumda sessizce yüzüme baktı ama cevap vermedi, ben de bir daha soramadım.
Senin için bizi ziyarete gelenleri ağırlıyoruz evimizde, onlar seni anlatıyor bense seni yaşıyorum. Bir ara sadece kendim duyabileceğim şekilde “ Anneanneeem! ” dediğimde, yalnızca ben duydum “ kuzucuğuuum! ” dediğini ama etraftakiler fark etmediler bu nidayı. Ara sıra böyle halleşirdik de bu durum kendimi iyi hissetmeme sebep olurdu. Yazmanı ben aldım hiç yıkamadım kokunu içime çektiğimde beni kucaklıyormuşsun gibi hissediyorum.
Yine senin oturduğun sedirde başımı dizlerine koyduğum yerde oturuyorum. Bu sefer dizlerimde yavrum var, ona senin bana seslendiğin gibi seslenmek istiyorum ama olmuyor! Yavrum kendisine seslenme tarzımı seviyor fakat bir şeyler eksik kalıyor gibi..
Seccaden ve tesbihin hala aynı yerde. Şu an balkonda masamın üzerinde duran ahşap tesbihinin tanelerinde o kadar yoğun parmak izlerin var ki onları incitmeye kıyamıyorum. Sadece ellerinden öper gibiyim…



Kategoriler:Adem Yağmur, Hikaye, Sizden Gelenler

5 replies

  1. Hocam tebrik ederim. Kalemine sağlık.
    Yeni hikayelerini sabırsızlıkla bekliyorum. Saygılar…

    Beğen

  2. Yüreğine sağlık abi. Yine çok güzel..

    Beğen

  3. Tebrikler abi BAŞARIN daima seninle olmasını diliyorum 🙂

    Beğen

  4. mükemmel

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: