HERŞEY İSİMDİ…/Mehmet Karadayı


1994 yılının Kasım ayı. Takvimler ayın 9. gününü gösterince başladı yolculuğum. Sheremetyevo Havaalanı’na indiğimde heyecanım o kadar yükselmişti ki nefes almayı unutmuş gibiydim. Sık sık nefes darlığı çekiyorum gibi derin nefes alıyor, kendimi yatıştırmaya çalışıyordum. Sıram gelince elimdeki pasaportu gözleri anlamsız ve olabildiğine donuk bakan memura uzattım. Beklediğimden daha nazik bir şekilde aldı. Önce pasaporttaki fotoğrafıma sonra yüzüme dikkatlice baktı. Aynı işlemi vize üzerindeki fotoğrafım için de tekrarladı. Ben adeta put kesilmiş memurun yüzündeki mimikleri inceliyordum. O kadar çok pasaport kontrolündeki stres hikayesi dinlemiştim ki memurun yüzünde müspet veya menfi bir düşüncenin izini arıyordum. Memurun dudakları aralandı ve ağzından bir kelime döküldü. “Mikhmyet!” Öylece durdum. Aynı şeyi tekrarladı. “Mikhmyet!” Bana mı hitap ediyor? Bir şey mi istiyor? Şaşkın şaşkın etrafıma bakarken beni çağırdığını gördüm. Cama yaklaştırdım başımı ve bana Krill harfleri ile yazılmış ismimi gösterdi. Evet anlamında kafamı salladım. Vize kağıdını ve pasaportumu mühürleyip verdi. O zaman “Mikhmyet!” derken bana hitap ettiğini anladım.

Bagajımı aldıktan sonra dışarı çıktığımda yan yana durmuş iki abi, isimleri aynı iki abi, iki Mehmet beni kollarını sallayarak selamladılar. “Mehmet bey,bu tarafa!” Yanlarına ulaşınca yüzüme bir gülümseme yerleşti. İki Mehmet’in yanındaki ben 3. Mehmet kendimi birden çok güçlü hissettim. Sanki vatanıma avdet etmiş gibiydim. Birden geri dönmek memurun karşısına geçmek ve “Benim adım Mikhmyet değil, Mehmet!” demek geldi içimden ama yapamayacağımı biliyordum. Anlamıştım; yurtdışına çıkan bir insanın ilk kaybettiği şey ismiydi. İki Mehmet’in yanına gelince kendime geldim ben. Tam anlamıyla kendime geldim. İsmim benim bir parçam değil. Bizzat kendim. Beni ben yapan, beni tarif eden en önemli özelliğim. İsmim olmadığında, eksildiğinde, bozulduğunda, değiştiğinde yok olan, eksilen, bozulan, değişen benim. O yüzden imkanım olsa bugün bile geri dönmek, ismimi söyleyemeyen o memurun karşısına dikilmek ve ona beni ben yapan, bana ait olan ismi öğretmek isterim. Çünkü “isimlerin hayatı tamamladığına dair sarsılmaz bir inancım var. Bir ismin bazen bütün hikaye unutulsa da kalbe batması, kiminin bir isimden ibaret kalması, kiminin geriye bir ismi bile kalmaması. Bütün bunlar ismin taşıdığı hikmettendi. İsimle  varlık arasındaki ölümcül beyandandı. Değil mi ki ‘Önce söz vardı’ her şey isimdi.”

 Bu hatırayı hafızamın derin kuyularının dibinden çıkarıp gelen, kısa bir zaman önce bir bayram sabahı camide yaşadığım hadise idi. Yeni müslüman olmuş bir baba, biri 11 diğeri 14 yaşında iki oğlunu alıp hocanın huzuruna çıkardı. Yüzünde adeta bir heykel gibi donmuş bir mutluluk vardı. “Hocam bu delikalılar benim oğullarım. Bir hafta önce müslüman oldular. Onlara müslüman adı vermeni istiyorum” dedi. Birden çocukların yüzüne baktım. Bir karanlığın gölgesi yüzlerine vuruyor gibi buruk bir tebessüm vardı. Mahcubiyet desem olurdu. Mutluluk desem olurdu. Mutsuzluk desem de olurdu. Tarifi imkansız bu halet-i ruhiyenin isimleri ile ilgili olduğunu ben hemen anladım da içime bir hüzün çöktü. Caminin hocası çocukların yüzüne baktı. Büyüğüne “İsmin ne senin?” Çocuk adeta zor duyulan bir sesle “Oscar” dedi. “Peki senin?” Aynı mahcup ses tonu ile cevap geldi küçüğünden “Carlos” “Tamam, bugünden itibaren sen müslüman Oscar’sın, sen de müslüman Carlos. Hayırlı olsun.” Sonra ellerini açıp kısa bir dua yaptı. Gençlerin ellerini sıkıp gönderdi. Çocukların gözlerindeki mutluluğun tarifi yapılamazdı. Bozulmuştu babaları “Hocam” diyecek oldu. Ellerini kaldırdı. Ahmet hoca “Hamza islamiyetten önce de Hamza idi tıpkı Ömer, Osman, Hatice vs gibi. Efendimiz sadece ismi islamın temel değerlerine aykırı olan isimleri değiştirmiştir. Dolayısıyla bir insanın ismi Allah’ın sevmediği bir isim değilse müslüman olduğu andan itibaren taşıdığı isim müslüman ismidir. Çocuklara mahcup olacakları bir şey söylemeyin, bırakın yaptıkları güzel tercihin tadını çıkarsınlar.” dedi. Ben ismi Mehmet olan, yıllar sonra iki Mehmet’in yanında 3. Mehmet olarak duyduğum  kuvvet ve mutluluğu bir daha duydum Ahmet hocanın yanında…



Kategoriler:Deneme, Hatıra, Mehmet Karadayı

2 replies

  1. çok güzel. klasik bir yanlış kırılımış demek ki batıda. isim değiştirmek bana da hoş gelmiyordu. insan isterse tmm ama….

    Liked by 1 kişi

  2. Mehmet bey, benim de Rusya’da gözlemlediğim söyle bir durum var. Rusya’da Ruslar dışındaki milletler kendi çocuklarına ya Rusçaya uygun isimler veriyorlar, yada kendi isimlerine benzeyen Rus isimlerini kullanıyorlar. Mesela çocuğuna Safiye ismi veriyor, Ruslar Sofya diyorlar, veya Davud veriyor, David diyorlar. Bir gün bir Tatar arkadaşa sordum niye kendi isminizi değiştirmelerine izin veriyorsunuz dediğimde, Ruslara zor geliyor söylemesi dedi. Peki siz Rusların ismini değiştiriyor musunuz dediğimde cevap veremedi)

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: