Yağmur Vakti / Alim Sariye


Temmuz ayının kavurucu sıcakları. Ege ovası yangın yeri gibi, cayır cayır. Cırcır böceklerinin feryatları arşa yükseliyor, kulakları sağır edercesine. Bir köpek koca çınarın altına uzanmış, dili bir karış dışarıda, hızlı hızlı nefes alıyor. Kıvırcık saçlı sarışın kız çocuğu, evlerinin avlusunda incir ağacının dibindeki musluğu açmış, ip gibi incecik akan suyla, ensesini ve saçlarını ıslatarak serinlemeye çalışıyor. Taş dibeğinde biriken suyun başında üç serçecik, gagalarını semaya kaldırarak Yaradana şükredercesine ab-ı hayat yudumluyorlar.
Aylar var ki bir katre su düşmedi bu çorak topraklara. Gözler hep semada, bakışlar tedirgin. Gözyaşları düşüyor toprağa, yağmur yerine.
Gök gürleyip, şimşekler çaksa şu anda. Rahmet kapıları açılsa gürül gürül. Seyre dalsanız mağdur ve mahzun sineleri. Neler görecek, neler duyacaksınız.Yaz mevsimi geçmiş, güz ekimleri başlamış, ovalarda obalarda, bağ ve bahçelerde, kadınıyla-erkeğiyle, yaşlısıyla-çocuğuyla hummalı bir çalışma sürüyor. Ama herkeste bir sessizlik, herkeste bir hüzün. Ümitle gökleri tarayan gözler, kara bir bulut avlama peşinde.
Allah dilerse sebepler olmadanda halk eder bir lahzada. Bulutlar olmadan, buharlar olmadan da gönderir rahmetini. Lakin bir imtihan dünyasıdır yaşadığımız. “Sünnetullah” dediğimiz ilahî kanunlar mecmuasıdır bu dünyayı yaşanır kılan. Bizler beşer olarak esbâba riayet eder, her dem O’na dua ve yakarışlarla iltica ederiz.
Durum gösteriyorki vakit yağmursuzluk vaktidir, öyleyse vakit dua vaktidir.
Bediüzzaman Hazretleri: “Yağmursuzluk, bu çeşit dua ve namazın vaktidir, illeti ve hikmeti değil.” Yani yağmur duası yağmuru yağdırmak için değil, yağmur duasının vakti geldiğine işarettir.
Kütüphanede Paulo Coelho’nun Simyacı kitabını karıştırırken, Müdürümüz Mehmet bey benimle beraber üç arkadaşı yanına çağırdı.
—Çocuklar bugün Dereköy’de yağmur duası yapılacakmış. Civar köylerden ve şehirlerden ağzı dualı misafirler de gelecekmiş. Biz de buradan üç öğrenci göndereceğiz. Üstünüze başınıza birşeyler giyin, abdestlerinizi alın, az sonra Kamil amca sizi taksiyle alacak.
Hayatımda ilk defa bir yağmur duasına şahit olacak olmanın heyecanı sardı birden. Abdestlerimizi aldık ve aşağıya indik. Az sonra Kamil amca beyaz bir Torosla çıkageldi. Arabada üç kişi vardı. Üç kişi de biz. Sıkıştırılmış bir formatta, tozlu köy yollarında, hoplaya zıplaya ve Kamil amcanın askerlik hatıralarını dinleye dinleye Dereköy’e geldik. Köyü biraz geçtikten sonra, geniş bir arazide kalabalık göründü. Arabadan indik ve kalabalığa doğru ilerlemeye başladık.
Farklı bir atmosfer vardı burada. Başka yerlerden gelen misafirler, küçük çocuklar hatta bebekler, koyunlar, köpekler, atlar. Bir taraftan kocaman kazanların altına ateş yakılmış kadınlar yemek pişiriyorlar.
Hava parçalı bulutlu ve ortam mükemmel. Tertemiz simalı insanlar gördüm orada, yüzlerine bakınca huzur duyduğum.
Derken saf düzenine geçtik hepimiz. Uzunca üç saf oluşturduk. En arka safta kadınlar ve çocuklar vardı. Ve dua için orta yaşlı, beyaz cübbeli, sonradan öğretmen olduğunu öğrendiğim hocamız öne geçti ve birkaç kelamdan sonra duaya başladı. O sesli olarak dua ediyor, biz de amin diyoruz. O kadar içten, o kadar samimî dua ediyor ki, ağlamamak için dudaklarımı ısırıyorum. Ortamın atmosferi ruhumu sardı tamamen. Gözlerim kapalı sadece dualara amin diyorum. Safların arasından hıçkırık sesleri duyuyorum. Gözlerimi açınca, sanki güzel bir rüyadan uyanacakmışım gibi geliyor ve gözlerim kapalı farklı alemlerde geziniyorum adetâ.
Derken sağ yanağıma bir damla düştü. Acaba yağmur olabilir mi? diyorum. Bu arada ağlama sesleri duyuluyor. Yüzüme bir damla daha, bir damla daha.. artık gözlerimi açıyorum. Yağmur çiseliyor. Hocamızın boğazında düğümleniyor sözcükler. Herkes duayla karışık ağlıyor. Yağmur gittikçe etkisini artırıyor ve gözyaşlarımız yağmura karışarak toprağa düşüyordu.
Vakit yağmur duası vakti idi. Cenab-ı Allah bu kadar samimi ve ihlası dostların dualarına anında icabet ediyor, aylarca hasretle beklenen yağmur, bir rahmet olarak toprağın bağrına düşüyordu.Alvarlı Efe hazretlerinin dediği gibi;
Sen Mevlayı sevende Mevla seni sevmez mi?
Rızasına ivende rızasını vermez mi?Hakikat odur ki, doğru yolda yürüyenleri O hiçbir zaman yalnız bırakmamış, her hadise karşısında kulunun gören gözü, işiten kulağı olmuştur.
Günün sonundaki yemek faslı da unutulmayacak nitelikteydi. Açık arazide olduğumuz için yemeklerimizin içine de rahmet yağıyordu.



Kategoriler:Alim Sariye, Hatıra

%d blogcu bunu beğendi: