Bayram Yalnızlığı / E.Osman Uygur


Bugün 30 Temmuz 2020. Kurban bayramına iki gün kaldı. Gurbette dördüncü kurban bayramı olacak. Artık yalnızlık yaşadığımızı söyleyemeyiz buralarda. Epey bir çevremiz oldu. Memleketteki bayram havası olmasa da kendimizce bir bayramlaşma yapacağız yine. Almanya’da akrabamız yok. Büyük kızım burada evlendi ve Almanya’da ikinci evimiz oldu onların evi. Ramazan bayramında olduğu gibi yine oraya gidip olduğu kadar bir bayram havası yaşayacağız.

Akşam, güneydeki İsmet abiyi aradım. O da güneyde ikamet ediyordu. Belki kızımın şehrine yakındır diye bir konum istedim. Ama maalesef uzaktı. Konuşma arasında Almanya’da kızımdan başka kimsemiz yok dedim. İsmet abi benim hiç kimsem yok deyince ben hata ettiğimi anladım. Ama İsmet abi bana imalı konuşmadı tabi. Aramızda öyle şey olmaz. Ama ben yine de yaşadıklarımdan hisse çıkararak daha dikkatli olmam gerektiğini düşündüm. Evet İsmet abi orada tek başına kalıyordu. Bayramda kapısını çalacağı kimse yoktu belki. Veya onun kapısını kimse çalmayacaktı. Bu gariplikle birlikte yaşanan yalnızlık, bizim için çok farklı bir şeydi. Yıllarca akrabalar ile çocuklar veya torunlar ile birlikte bazen neşeli bazen hüzünlü nice bayramlar geçmişti. Şimdi İsmet abi yalnız olduğu gibi eşi ve çocukları da yalnızdı.

Sonra söz Türkiye’ye geldi. İsmet abi bizimki de yalnızlık mi ki dedi. Esas içerdekiler ve içerdeki anneleri babaları bekleyen eşler, çocuklar, aneler babaları yalnız. Onlar garip. Çocuk hasta oluyor, sonra vefat ediyor. Babasını veya annesini çıkarmıyorlar. Bayram geliyor, açık görüşe izin vermiyorlar. Hırsız arsız çıktı serberst dolaşıyor, masumlara bayram bile çok görülüyor.

Üzüldük bir daha. Zaten sürekli akan sosyal medya haberleri veya yazılarından dolayı içerdekilerin hallerinden ayrı değiliz. Hepsinin yalnızlığı farklı dedim. Bizimki de farklı onlarınki de farklı. Ama onların durumu daha sıkıntılı dedim.

Sabah olunca hazırlandık. Çantaları arabaya koyduk. Sonra da posta kutusu anahtarını komşuya vermek için kapısını çaldık. Afganlı bir anne ve iki küçük çocuk. Eşi Atina’da kalmış. Yalnızlar. Yapayalnızlar. Bazen onlar bizim kapıyı tıklıyor bazen de biz onların kapsını tıklıyoruz. Anahtarı verdik. Posta gelirse bize fotoğraf atacak. Ben merdivenlerden inerken hoşçakalın dedim. Afgan bayan bana güle güle derken gözlerinden ”nereye gidiyorunuz, bayramda burada yok musunuz?” sorusu tüllendi sanki. Bakışlarından öyle hissettim. Merdivenlerden indim. Aklım orada kaldı. İki çocuk vardı. Bayramda orada olsak onlara hediyeler versek ne güzel olurdu. Ama dönünce yaparım diyerek kendimi ikna ettim ve yola revan olduk.

Nice yalnızlar var bayram günlerinde. Hele de çocuklar. Bayram birlikte olmak demek. Yalnızlık hiç yakışmıyor bayrama. Ne olur varsa yakınlarınızda birileri, üşenmeyip gidelim. Bir şekerle de olsa özellikle çocukları sevindirelim. Bayram hediyesi desin çocuklar. Bayram harçlığı desinler. Özellikle çalalım kapıları. Çocuklar sizin için geldik diyelim. Onların akıllarında yer etsin.



Kategoriler:Emin Osman Uygur, Hatıra

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: