Azeri İsmail’in Hikayesi / Eyüb Ensar Uğur


Bu yazıyı Fransa Marsilya’da tanıştığım ve bugün Paris’te yaşayan İsmail Məmmədov ‘un düğününde kaleme aldım.
İsmail, Azerbeycan Karabağ’a yakın bir belde olan Ağcabedi’de doğdu.
İsmail Memmedov’un hayatında ilginç anılar saklı.
90’lı yıllarda memleketinde açılan Türk kolejleri’nden Ağdaş Özel Türk Lisesi mezunlarından.
Mahiyetini pek bilmedikleri ama eğitim kalitesini duydukları Türk okulunda önce ağabeyi okumak ister ama girdiği öğrenci seçme sınavını kaybeder.
İsmail bunun üzerine bu Türk okulunu kazanmaya kendisine hedef yapar.
İyi hazırlandığı sınavı kazanarak Türk okulunda okuma hakkını elde eder.

Bundan sonrasını İsmail’in kendisine bıraktım. O anlattı ben yazdım:
“Türk okulu yaşadığımız yere uzak olduğundan okula ait yurtta yatılı kalıyordum.
Henüz 11 yaşındaydım. O yaşta ailemden ayrılmak başta zor gelse de, adeta her biri bir iyilik meleği olan öğretmenlerimin ve belletmenlerimin sıcak ilgisi, anne ve babamın sevgisini bana aratmadı.

Okuldaki bu sevgi atmosferi beni oldukça büyülemişti.
Burada o kadar mutluydum ki tarif edemem. Öğretmen ve belletmenlerimizin güzel ahlakı, kişilikleri ve dürüstlükleri beni oldukça etkiliyordu. Onların güzel ahlakı bize de sirayet ediyor, bu durumdan ailelerimiz de oldukça memnundular.
Gel zaman, git zaman okulda iki yılı geride bırakmıştım. 13 -14 yaşlarında idim. Hafta sonları ailemizin yanına gitmediğimiz zaman belletmenlerimiz bizlere okulda kitap okuma programları yaptırırdı. Bir zaman gelip o sevdiğim insanların namaz kıldıklarını öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Çünkü bizim oralarda namaz, ibadet pek bilinmezdi.
İnsan aşık olduğunun her şeyini benimser ya!? ben de sevdiğim o insanlar gibi olmayı arzuluyordum. Bu nedenle bir gün belletmenime:
“Namaz kılmak için ne yapmam gerekiyor” diye sordum. O sadece bana gülümsedi başkaca bir şey demedi. O senenin ders dönemi sonunda belletmenim beni kitap okuma kampına davet etti. Bense annemin aynı tarihlere denk gelen ve bizim için çok önem arz eden doğum gününde bulunacaktım ama belletmenimi kıramadım. İyiki de kırmamışım, çünkü bu kamp hayatımı değiştirdi. O program, namaza başlamama vesile oldu, İslam’ın, bitmeyen mutluluğun kapısını araladı. Okuduğumuz kitaplardaki güzellikler de beni oldukça etkiliyor, kalbî dünyamda ışıl ışıl bahar esintileri hissettiriyordu. İçinde bulunduğum hali pekiştirmeme katkı da bulunuyordu. Öğrenmeye doyamıyordum.

Size belki tuhaf gelecek ama ilk zamanlarda namaz kıldığımı ailemden saklıyordum. Zira insanlarımız yetmiş yıllık komünizm döneminde dinler hakkında hep olumsuz propagandalar altında yaşamlarını sürdürmüşlerdi.
Bu sebeple bizim oralarda dine, diyanete çok soğuk bakılırdı. Sovyet dönemi sonrası İnsanlarımız kendilerini Müslüman olarak tanımlasalar da, bu kuru bir iddiadan öte bir mana ifade etmiyordu. Düşünün bu Müslümanlar alkol içmenin İslam’da haram olduğunu dahi bilmezlerdi.* Herkes bol bol alkol tüketirdi. Babamın bana henüz beş yaşımda iken içki içirdiğini hatırlarım.

AİLEMİN TEPKİSİ
Ev içinde gizli saklı namaz kılıyordum.
Bir zaman sonra annem farklı bir şeyler olduğunu hissetti. Tam olarak ne yaptığımı bilemese de dini bir vecibeyi ifâ ettiğimi anlamıştı.
Başta bana: “Oğlum biz de Müslümanız ne yaptığını bizden saklamana gerek yok” deyince namaz kıldığımı itiraf ettim. Önce anlayışla karşılamaya çalışsalar da benim vesveseye maruz kalıp uzun uzun abdest almam ve namaz kılmam onları iyice işkillendirdi. Ayrıca uzun tesbihatları da namazın farzlarından zannettiğimden ( keşke hep öyle bilseydim 🙂 ) dolayı her kıldığım namaz epey bir vakit sürüyordu. Bu yüzden bir müddet sonra anne-babam namaz kılmama tamamen karşı çıkmaya başladılar. Böylece ailemle zorlu imtihanım başlamış oldu. Bir ara durum öyle bir noktaya geldi ki namaz kılmayı bırakmazsam, annem intihar edeceğini bile söyledi. Yani Mus’ab bin Ümeyr’in yaşadığına benzer bir sınavdan geçtim. Ama içime ibadet etmenin aşkı bir kere girmişti. Bırakamazdım asla.

Bu nedenle namazlarımı aksatmamak adına hafta sonları eve gelmemeye başladım. Bunun üzerine ailem okulda idareciler ve öğretmenlerle konuşmaya geldiler:
” Biz dini öğrensin diye buraya göndermemiştik” diyerekten tepki gösterdiler.
Ama ben ailemin beni bu gül bahçesinden çıkarmalarına izin vermek bir yana, onlar başta olmak üzere çevremdeki herkesin bu gül bahçesine girmesi için gayret etmeye kararlıydım..

Bir zaman ailecek arabayla otobanda yol alırken namaz vakti geçme tehlikesine binaen babama uygun bir yerde durmasını istedim. Namaz kılacağımı söyleyince babam sinirlendi, annem de dizime dokunarak bana babamı kızdırmamamı nasihat etti. Ben de ağlamaklı bir şekilde babama:
“Tuvalet için dur deseydim duracaktın ama..” deyince babam çok sinirlense de arabayı durdurdu.
Otabanın bir kenarında namaz kılarken anneme bu halim dokunaklı gelmiş. Artık benim namazı asla bırakmayacağımı da böylece anlamış oldu.

Sonrasında sağolsunlar okul öğretmenlerimin aileleri ile birlikte ailemi yalnız bırakmamaları, bu vesile bizimkilerin onların güzel ahlakı karşısında yumuşamaları ve ayrıca benim de vesvese marazından kurtulup onlarla daha sıkı ilişkiler geliştirmem her şeyi yerli yerine oturttu. Hatta bir süre sonra annemin de namaza başlaması benim için Rabbimin en güzel hediyelerinden biri oldu.

Ailem ve diğer arkadaşlarımın velileri, çocuklarının karâkter ve huyları konusundaki uyumlu ve olumlu gelişmeleri karşısında öyle memnundular ki, bu nedenle Türk okullarının nâmı halkımız arasında dillerden dile dolaştı. Artık insanlar çocuklarını Türk okullarına yerleştirmek için yarışıyorlardı. Ailem küçük kardeşimi de girdiğim sınava sokup seve seve bizim okula teslim etti …”

İsmail, ülkesindeki Türk Koleji’ni bitirdikten sonra Ankara Gazi Üniversitesi’nde okumak için Türkiye’ye gelir. Buradan da mezun olduktan sonra Fransa’ya üniversite okumak için gider.
İşte ben ismail’le bu dönemde Marsilya’da tanıştım.
Üç yıl önce onun kaldığı bir mekana misafir olmuştum. Yorucu bir gün sonrası bulunduğum salona gelip:
“Ağabey yatağınız hazır. Bir ihtiyacınız olursa hiç çekinmeden bana sesleniniz” deyince yüzüne baktım ve ona:
“sen Azeri misin” dedim.
Hayret etti ve:
“Ağabey biliyor musun buralarda benim Türkiye’li değil de Azeri olduğumu ilk bakışta sen anladın.”
Üniversiteye hazırlandığım dönemde dersanenin yurdunda zeytin karası göze sahip Azerilerle birlikte kaldığım için anladığımı söyledim.

İsmail hayatının en mutlu gününün 2008-2009 tarihlerinde babasının namaza başladığını duyduğunda yaşadığını söyler. Bundan sonra benim için dünya da artık cennet oldu dedi.

İSMAİL’İN DÜĞÜNÜ

Evet şimdi Beykoz’da düğünündeyiz. Ama malesef babası bulunmuyor oğlunun düğününde. Hayatının son 6 yılını İsmail’in vesilesiyle alkole veda etmiş ve namazlı dini bütün olarak geçiren babası 2- 3 ay öncelli beş yaşında şeker hastalığından aniden vefat etmiş. Ailesi Fransada nişan yapacak olan ismail’e bu acı haberi 5 gün kadar söylememişler, nişandan bir gün sonra acı haberi almış.
İsmail:
“Babam çok huzurlu olarak dünyasını değiştirdi.
Ellili yaşlara kadar içki içen İslam’dan uzak hayat süren birisi için çok iyi bir son dönem geçirdi, Allaha Şükürler olsun diyorum…”

Nasibime bakın ki İsmail’in sosyal medyadan düğün davetini görünce Fransa’da da olsa bu düğüne gitmeliyim diye içimden geçirmiştim. Ama davetiyeyi okuduğumda düğünün istanbul’da hem de oturduğum Beykoz’da olacağını öğrendim. Allah’ın hikmet dolu işlerinden bir iş… Bu tevafuk bu yazıyı yazmama neden oldu.

Rabbim, bıçak altındaki İsmaillerin ve ateş içerisindeki babalarının imdadına yetişmeye gayret edenlerin önlerini açsın, dolaylı veya direk, bu hayırları engellemeye çalışanların da nasıl bir fecaat içerisinde olduklarını kendilerine fark ettirsin diye dua etmekten başkada çare gözükmüyor.

* 989 tarihinde Rus yöneticilerin Pagan dinleri bırakıp semavi bir dine geçme kararı aldıklarına dair bir rivayet vardır.

Bu rivayete göre Hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar tarafından sarılmış bir coğrafyada yaşayan Ruslar, bu iki dinin hakim olduğu ülkelerden din adamlarını davet ederler.
Nihayetinde Müslümanlığı değil de Hristiyanlığı seçmelerinde kilit noktanın islam alimlerinin kesinlikle dinlerinde alkol içmenin yasak olduğunu söylemeleri ve bunun üzerine Rusların müptelası oldukları votkadan vazgeçemeyip Hristiyanlığı seçtikleri söylenir.
İslam alimleri Kureyşli kafirlere alkol konusunda uygulanan tedrici adımları, Ruslara tatbik etmemişlerdi. Alkole izin veren ilk âyetlerin nesh edilmesini, muhatapların durumuna göre değil de herkes için geçerli mutlak hüküm olduğu içtihadıyla hareket etmişler.
Kaderin işine bakın ki o Ruslar daha sonra o Müslümanların 20.yy’daki torunlarına alkolün haram olduğunu dahi unutturdular.
Kaderin bir diğer cilvesi ise, o olaydan tam 1000 yıl sonra 1989’da Azerbeycan dahil Orta Asya ve Kafkasyalı Müslüman ülkelerin Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Rus boyunduruğundan kurtulmuş olmaları.

Eyüb Ensar Uğur



Kategoriler:Hatıra

%d blogcu bunu beğendi: